8 Eylül 2018 Cumartesi

Harvard Business School Profesörü Gerald Zaltman ile Söyleşi

For English Please Click

Akan Abdula’nın 
Harvard Business School, The Joseph C. Wilson School Profesörü 
ve Olson Zaltman Associates Kurucu Ortağı Gerald Zaltman ile 
en son kitabı “Unlocked: Keys to Improve Your Thinking” 
www.geraldzaltman.com/unlocked 
adlı kitabı hakkında yaptığı söyleşidir.


Akan Abdula: Kitabınıza “UNLOCKED” (Kilidi Açmak) adını vermenizin nedeni nedir? 

Gerald Zaltman: Dikkatimizin çoğu görünen, aşikar olan düşünceler ve eylemler üzerine dönüktür. Gerçekte bu düşünce ve eylemleri üreten süreçlere çok az dikkat edilir. Yani pazarlama insanın düşündüğünü anlamaya çalışıyor ancak nasıl düşündüğümüze yeterince kafa yormuyor. Düşündüğümüzün farkında olduğumuz kısmına odaklanıyoruz, ki bu da buzdağının görünen ucu. Gerçek düşünme süreçlerimiz sanki kilitlenmiş gibi. Kitabın amacı okuyucuların bu kilitleri “Düşünme Anahtarları”nın yardımıyla açmalarını sağlamak.   

Akan Abdula: İnsanlar bu algoritmalar dünyasında özgür iradelerini kaybediyor. Algoritmalar bizi kilit altına almaya çalışıyor. Pazarlama maalesef öngörülebilirlik oyununa dönüşüyor. Tüketici öngörülebilir olduğu sürece, Büyük Veri pazarlaması işe yarıyor. BÜYÜK VERİ devrinde bu kilitleri nasıl daha iyi açarız? 

Gerald Zaltman: Pazarlamacıların yaşadığı en büyük zorluk tüketicilerin öngörülebilir düşünce ve eylemlerini ortaya çıkarmak değildir.  Bu tabi ki önemli ama yaratıcı ve başarılı yöneticilerin öne çıktığı noktalarda değil. Bu yöneticilerin başarısı, hayal güçlerini tüketicilerin henüz düşünmedikleri ancak düşünebilecekleri noktalar üzerinde yoğunlaştırmalarından kaynaklanıyor.  Yaratıcı ve hayal gücü kuvvetli yöneticiler, kafalarında tüketicilerin tahmin edilemeyecek şekilde hareket etmelerini sağlayacak yeni yolları canlandırırlar. Son 15 yılda, önceden tahmin edilmemiş olan tüm değişikleri bir düşünün; bunların hepsi hayal gücü kuvvetli pazarlamacıların eseridir. 

Şimdi bunu size farklı bir biçimde ifade edeyim. Algoritmalar, yüksek hacimli verilerin söz konusu olduğu, tümden gelim ve tüme varımsal düşünme gerektiren durumlarda yardımcı olmaktadır elbet. Ancak, pazarlamacıların karşılaştığı en önemli sorunların arasında “dışaçekimsel” düşünce bulunmaktadır.  Bu, tüketicilerin yeni hikâyeleri akıllarında canlandırabilmeleri için gerekli olan hayal gücünün pazarlamacı tarafından yaratılması anlamına gelmektedir. Bu tür bir düşünmeyi destekleyebilecek bir algoritma bulunmamaktadır. Algoritmalar yeni günlük düşünce modelleri söz konusu olduğunda yöneticilerle hala yarışamazlar.   

Akan Abdula: UNCLOCK konseptini Harari’nin amaçsız ve faydasız insanların yükselişi teorisi ile harmanlamak istiyorum. Yapay Zeka dünyasında, amaçsız olacağı söylenen nesillerin kilidi nasıl açılır? 

Gerald Zaltman: Ben Yapay Zekayı bir tehdit olarak algılamıyorum. Yapay Zeka bir kurtarıcıdır. Elimizde “büyük veriler” oldukça, her zaman için bunları işleyebilecek “büyük fikirler”e da ihtiyacımız olacaktır. Nasıl düşündüğümüz, ne düşündüğümüz ve büyük fikirlere sahip olma yeteneğimiz üzerinde çok önemli bir etkiye sahiptir. Bu nedenle, aklımızın nasıl çalıştığı üzerinde odaklanmamız çok önemlidir. Nasıl düşündüğümüz Yapay Zeka ve diğer teknolojilerin dünyasında rekabet avantajımızdır.  

Akan Abdula: Bağlamın bilgi yarattığı söyleminizi çok sevdim ve buna kesinlikle katılıyorum. Bilgi bir kez edinildiğinde size yapışır, bir parçanız olur. Bildiğinizi bir daha “bilmemek” çok zordur. Ancak bugünün dünyasında da bildiğimizi unutmak üzerine konuşmak istiyorum. Alvin Toffler’ın dediği gibi: “21. yüzyılın cahilleri okuma yazması olmayanlar değil; öğrenmeyi, unutmayı ve yeniden öğrenmeyi beceremeyenler olacaktır.” Bir şeyi bilmeyi geri almak bu derece zorken bilmeyi nasıl geri alabiliriz? Bu kilidi nasıl açarız?

Gerald Zaltman: Bir şeyi öğrendiğimizde bu bizim düşünme ekolojimizin ya da bilgi kapsamımızın bir parçası haline gelir. Biz bu bilginin öğrenmesini gervçek anlamda asla geri alamayız. Bizim yanlış düşündüğümüzü gösteren yeni bir düşünce bulabiliriz ki bu da zaten kendi başına yeni bir düşüncedir. Bir demo ya da arkadaş konuşması sırasında A ürününün yeni satın almış olduğum B ürününden daha iyi olduğunu fark edebilirim. Ama A ile ilgili yeni bilgim B ile ilgili bildiklerimi değiştirmez. Bu sadece B ile ilgili düşüncelerimi değiştirir. Aslında B’yi satın almanın bir yanlış ya da hata olduğunu anlamak benim bilgi tabanımın ek bir özelliği olur. Ve bu bilgi yok olmaz. Ne yazık ki “bilmeyi geri almak” terimi, ben ilk kullandığım için suçluyum, bunun olabileceğini ima eder. Oysa bu kesinlikle olmaz; sadece bir sonraki sefer A ürünü ile B ürünü arasında seçim yapmamız gerektiğinde ihtiyaçlarımız konusundaki düşüncelerimizi değiştirir. Bu nedenle A ürününün reklamını yapan birisi tüketicilere B’nin nasıl yetersiz olduğunu anlatan bir hatırlatma ekleyebilir. 

Akan Abdula: Bilgi edinip bu bilgiyi sakladıkça, varsayımlar da oluşturuyoruz. Günümüzün modern pazarlama dünyası için tüketicinin bu varsayımlara nasıl ulaştığını anlamak önemli midir? Ve önemliyse, neden önemlidir? Belirli bir kültürde varsayımların nasıl oluştuğuna dair formüle ulaşabilir miyiz?

Gerald Zaltman: Varsayımlar kabul edilmiş ancak incelenmemiş inançlardır. Tipik olarak bilinçdışı bir biçimde oluşturulurlar ve farkındalığın alt katmanlarında işlerler. Bu kötü bir şey olmak zorunda değildir.  Aslında bir karar ile ilgili her şeyi bilinçli olarak hesaba katamayız ya da bunun için zaman ayırmamazlık edemeyiz. Bunlar bizim genellikle karmaşık olan seçimleri basitleştirmemize yardımcı olur.  

Varsayımlar, yeni reklam mesajları için yeni ürün fırsatları ve fikirlerinin bulunabileceği yerdir.  Bu sessiz inançlar “uyandırıldığında”, deşifre edildiğinde ya da yeni ürün, hizmetler ve reklamlarla bilinç üzerine çıkarıldığında büyük bir başarıyı da beraberlerinde getirirler.  

Varsayımlar gerçekler kadar önemlidirler ve çoğu tüketici araştırması yöntemi bunları tanımlamayı başaramaz. 

Tüketicilerin söylediklerine olan güven yetersizdir. Sembolik ve metaforik tüketici düşüncesine dikkat ederek altta yatan varsayımları irdelemek gerekmektedir. 

Akan Abdula: Tüketicinin haklı olma arzusu ya da belki de haksız olmama ihtiyacı hangi bilginin o tüketicinin dikkatini çekeceğini derinden etkilemektedir. Markalar, tüketicilere çok da hatalı, haksız hissettirmeden mevcut alışveriş davranışlarını değiştirmeleri için neler yapabilir?  

Gerald Zaltman: Markalar bazen tüketicilere hatalı kararlar verdiklerini anlatmayı tercih ederler. İnsanlar ise genellikle yanılmayı sevmezler. Ancak iyi öğreniciler olmayı isterler. Bu nedenle bir marka kendini, ürün ve hizmet deneyimlerini geliştirmek isteyen düşünceli insanların seçimi olarak konumlandırabilir. Bir deneyimi geliştirmek geçmişte yanlışlar yapıldığı anlamına gelmemelidir. Sunulan marka tüketicilerin geçmiş hatalarından sakınmalarına, örneğin bunlardan ders almalarına yardımcı olmak üzerine konumlandırılabilir.  

Akan Abdula: Demiştiniz ki zihnimizde bedenimizin rolü derin, şaşırtıcı ve çok etkilidir. Markalar bu içsel bilişle nasıl başa çıkabilir?

Gerald Zaltman: Beynimiz dışında var olan bedensel etkinlikler bizim neyi nasıl düşündüğümüzü etkileyebilir. Buna en tipik anlamda içimizdeki ses diyoruz. Aslında bunun daha da fazlası var. Bedeni soyut düşünceleri ölçmek ve temsil etmek için bir ölçüt olarak kullanıyoruz. Bu en canlı biçimiyle metafor kullanımlarımızda ortaya çıkıyor. Herhangi bir konuşmayı bu benzetmeleri kullanmadan yapmayı deneyin. Bu çok zor bir iştir ve kısa sürede bir yük haline dönüşür. Bedensel benzetmelerin doğal kullanımı, tüketicilerle ilgili iç görülerin içinde bulunduğu bir hazine sandığı olarak tanımlanabilir. Uygun biçimde tanımlanıp yorumlandıklarında bunlar yeni ürün fikirlerinin, marka konumlama iç görülerinin ve iletişim stratejilerinin kaynağı olurlar. 

Akan Abdula: İnsan beyni bir tahmin makinesidir. Bugün bu tahmin oyununda hangi parçanın nasıl çalıştığını biliyoruz. Ancak pazarlama bu tahminleri nasıl oluştuğuna dair fazla yatırım yapmamakta ve genellikle sadece gerçek sonuçlarla ilgilenmekte. Pazarlama sonuçlar kadar, tahmin edilen üzerine de odaklanmalı mı?  

Gerald Zaltman: Bir tahmin; bir yorum, geçmiş deneyimler ve arzu edilen gelecek deneyimleri, bazen hayal edilen şeyler biçiminde ortaya çıkan, içeren mevcut bilgilere dayalı bir hikaye olarak algılanabilir.  Çoğu şekilde pazarlama, tüketicilerin satın almalarından ya da bir ürün ya da hizmeti kullanımlarından kaynaklanan tüketim deneyimlerini, arzu edilen gelecek durumları, yaratmaları ya da hayal etmeleri üzerine kuruludur. Bu nedenle pazarlamacılar tüketicilerin olumlu ve hayal edilmiş deneyimleri oluşturmak üzere hangi bilgiyi nasıl kullandığı konusunda dikkatli olmalıdır. Pazarlamacılar daha çok tüketiciler tarafından hangi bilginin kullanıldığını anlama konusunda daha iyidirler. Tüketicilerin bu bilgiyi nasıl kullanacakları konusunda daha az bilgilidirler. Pazarlamacılar, tüketicilerin düşünce yapısının kilidini açmak için daha fazla çalışmalıdır. Bu konudaki uzmanlık, tüketicilerin markanızla olası deneyimleri konusunda çok olumlu tahminler yapmalarını sağlayacak ana unsurdur.  

Akan Abdula: Ve son sorum da şu olsun: ben kişisel olarak anlamını yitirmiş insanların dünyası kavramına inanmıyorum.  Aklımızı daha kapsamlı, daha pahalı bir biçimde kullanmaya hazır olacağımız yeni bir çağın geldiğini düşünüyorum. Lütfen UNLOCKED kavramınız üzerinde biraz da bu bağlamda durabilir misiniz?   

Gerald Zaltman: Aklımız bizim en değerli varlığımız. Bu bizi diğer canlılardan ayıran özelliğimiz. Tüm özelliklerin dışında aklımız diğer insanların akılları ile de ortak özelliklere sahip; ayrıca her birimizi eşsiz kılan da o. Aklımızı nasıl kullandığımız (nasıl düşündüğümüz) bizim nasıl bireyler ve nasıl bir toplum olacağımızı belirlemekte. Bu nedenle aklımızın nasıl işlediğini (nasıl düşündüğümüzü) anlamaktan daha önemli ne olabilir ki? Nasıl düşündüğümüz, aklımızın kabiliyetlerini nasıl kullandığımız olumlu ve anlamlı bir hayatın temelidir.   

Memnuniyet verici derecede anlamlı bir yaşam, her şeye değdiğini düşündüğümüz türde bir hayat, zihnimizi beslememizi gerektirir; aynı bir bahçıvanın bitkilerini yetiştirmesi ya da bir ressamın tuval üzerindeki yaratımları gibi. Bunlar bakım, sabır, vizyon, teknik bilgi ve cesaret gerektirir.  Unlock ile benim amacım: Düşünmenizi Geliştirme Anahtarları ile okuyuculara düşünme şekillerini beslemeleri konusunda yardımcı olmaktır.  Bu, düşünce şekillerinin kilidini açmak (unlock) ya da bunları ortaya çıkarmak konusunda yardımcı olmayı da içerir. Umarım bu şekilde onların yaşamlarının hem bireyler hem de toplumun üyeleri olarak daha anlamlı kılınmasına katkıda bulanabilirim.

Interview with Professor Gerald Zaltman, Harvard Business School

Interview by Akan Abdula, Partner at FutureBright Group 

with Gerald Zaltman
The Joseph C. Wilson Professor of Business Administration, Harvard Business School, 
and Partner, Olson Zaltman Associates
On his latest book: 
Unlocked: Keys to Improve Your Thinking

Akan Abdula: Why did you call your book UNLOCKED? 

Gerald Zaltman: Most attention is focused on visible thoughts and actions. Little attention is given to the processes that actually produce them. That is, we don’t reflect on how we think. Instead we focus on what we are aware of thinking which is the tip of the iceberg. It is as if our actual thinking processes are locked up. The book’s goal is to help readers unlock them with the help of “Think Keys.”

Akan Abdula: In this world of algorithms, people are losing their freewill. Algorithms are trying to lock us up. It’s a game of predictability. As long as the consumer is predictable, the Big Data marketing works. How do you unlock in this era of BIG DATA? 

Gerald Zaltman: Uncovering consumers predictable thoughts and actions are not marketers’ biggest challenge. They are important, but not where creative, successful managers excel. These managers excel in how they exercise their imaginations about what consumers could think but haven’t thought of yet. Creative, imaginative managers envision new ways for consumers to act that could not be predicted. Just think of all the changes in the past 15 years that were not predicted and were the result of imaginative marketing managers. 

Let me express this another way. Algorithms are helpful when inductive or deductive thinking is required with large volumes of data. However, the important challenges marketers face involve “abductive” thinking. This refers to the exercise of imagination to envision new stories for consumers to experience. No algorithms exist for this kind of thinking. Algorithms can’t compete with managers when it comes to creating new causal thinking patterns.   

Akan Abdula: How do you explain this UNLOCK concept compared to Harari’s Homo Deus arsenal  on rise of human who don’t have any meaning at all? How can we unlock the meaningless generations to come in the World of AI?

Gerald Zaltman: I do not see AI as a threat. It is a liberator. So long as we have “big data” we will always need “big ideas” to harness them.  How we think is a major influence on what we think and our ability to have big ideas. Therefore, it is essential to focus on how our minds work. How we think is our competitive advantage in a world of AI and other technologies.  

Akan Abdula: I loved and totally agree with you on context provides knowledge. Once acquired, knowledge has adhesive power. It is hard to “unknow” something. But I would love if we can talk a bit on today’s context of unlearning what we know. As Alvin Toffler would put it: “The illiterate of the 21st century will not be those who cannot read and write, but those who cannot learn, unlearn, and relearn”. How do we unknow when it’s so hard to unknow something? 

Gerald Zaltman: Once we learn something it becomes part of our thinking ecology or knowledge context. We never really unknow it. We may discover a new thought which causes us to realize we were wrong which is another new thought. I may realize after seeing a demonstration or talking with a friend that product A is better than product B which I just bought. My new knowledge of A doesn’t change what I know about B. It does change what I think about B. In fact, understanding that buying B is an error or mistake becomes an additional feature of my knowledge base. So, it doesn’t go away. Unfortunately, the term “unknow” (which I am guilty of using) implies that it does. It really doesn’t. It changes how we think about our needs the next time we get to choose between product A and B. So, someone advertising product A might well add a reminder to consumers about how B is inadequate. 
Akan Abdula: As we gain and retain knowledge, we also acquire assumptions. Is it important for modern day marketing to understand how the consumer reaches those assumptions? And why? Is there a theory on how to reach the formula of creating assumptions in certain culture?

Gerald Zaltman: Assumptions are accepted and unexamined beliefs. They are typically established unconsciously and operate below awareness. This is not necessarily a bad thing. In fact, we can’t consciously take into account everything that is relevant for a decision or we’d never get around to making a decision. They help us simplify what are often complex choices. 

Assumptions are where new product opportunities and ideas for new advertising messages can be found. When these silent beliefs are “awakened” or made conscious with new goods and services and advertising they bring great success.  As important as assumptions are – and they are very, very important, most consumer research methods fail to identify them. Reliance of literal statements by consumers is insufficient. It is necessary to probe underlying assumptions by being attentive to figurative or metaphoric consumer thinking. 

Akan Abdula: The drive to be right or, perhaps, their need not to be wrong, influences what information gains customer attention. What can brands do not to make them wrong but yet change their current purchase behavior?  

Gerald Zaltman: Generally, people don’t like to be wrong. However, they do like to be good learners. So a brand might position itself as the choice of thoughtful people seeking to improve their product or service experience. Improving an experience implies mistakes were made in the past. The promoted brand can be positioned as helping consumers avoid (e.g. learn from) past mistakes.

Akan Abdula: You have said: the body’s role in our minds can be subtle, surprising, and highly influential. How should brands deal with embodied cognition?

Gerald Zaltman: Bodily activity originating outside the brain can influence how and what we think. This is most typically expressed as gut reactions. Yet it is so much more. In addition, we use the body as the yardstick for measuring and representing abstract thought. This is seen most vividly in our use of metaphors. Try carrying on a conversation without such metaphors. It is very hard and quickly becomes a burden. The natural use of bodily metaphors is a treasure chest of insight about consumers. Properly identified and interpreted they are a source of new product ideas, brand positioning insights, and communication strategies. 

Akan Abdula: The human mind is a prediction- making machine. Today we know which part works how in this prediction game. But marketing does not invest much on effecting those predictions? Rather it deals with the outputs. Should marketing do that?

Gerald Zaltman: A prediction can be viewed as an interpretation, a story based on available information including past experiences and desired future experiences (sometimes in the form of wishful thinking). In many ways marketing is about having consumers create or imagine consumption experiences – desired future states – arising from their purchase and use of a product or service. Thus, marketers need to be concerned with what information consumers use and how they use it to form positive, imagined experiences. Marketers are generally much better at understanding what information is used by consumers. Marketers are generally less knowledgeable about how consumers use this information. Marketers need to do a much better job at unlocking how consumers think. Expertise regarding this is key to making sure consumers make very positive predictions about their likely experiences with your brand. 

Akan Abdula: And my last question; I personally do not believe in Harari’s meaningless world. I believe that the new era is coming where we will be ready to use our mind much more extensively. Could you please elaborate on you concept of UNLOCKED in this term as well?

Gerald Zaltman: Our mind is our most valuable possession. It is what distinguishes from other living creatures. Moreover, despite all the features our individual mind has in common with the minds of other people, it is also what gives each of us uniqueness. How we use our mind – how we think – makes us who we are as individuals and as a society. So, what could be more important than to understand how our mind operates, i.e. how it is we think? How we think, i.e.  how we use our mind’s capabilities, is central to having a positive, meaningful life. 

A life full of satisfying meaning, the kind of life we consider worthwhile, requires us to nurture our minds the way a gardener nurtures what is being grown or a painter nurtures what is created on a canvas. These things require care, patience, vision, technical knowledge, and daring. My goal with Unlocked: Keys to Improve Your Thinking is to assist readers in the business of nurturing how they think. This involves helping them unlock or reveal how they think.  I hope in doing so I can contribute to making their lives more full of meaning as individuals and as members of society.

24 Nisan 2018 Salı

Çocuklara Yönelik Pazarlama Çocuk Oyuncağı Değil

For English Please Click

Gerek çocukların ebeveynlerinin satın alma kararlarındaki etkilerinden, gerekse geleceğin tüketicileri olmalarından dolayı çocuklar, markalar için büyük önem taşıyor. Rakamlarla konuşmak gerekirse, 1985’te çocukların ebeveyn harcamalarındaki etkisi 50 milyar dolarken bu rakam 2000’li yıllarda 290 milyar doları geçiyor. Facebook tarafından yapılan bir araştırma sonucuna göre ise çocuklar, ebeveynlerinin harcamalarının %71’ini etkiliyor. Kısacası, çocukların harcamalar üzerindeki etkisi, küçümsenemeyecek kadar fazla. Hal bu olunca da, markalar, pazarlama stratejilerini belirlerken bu önemli segmenti göz ardı edemiyor.

Aslında, çocuklara yönelmeyi amaçlayan markalar ne kadar erken davranırlarsa o kadar kazanıyorlar diyebiliriz. Buyology kitabının yazarı Martin Lindstrom’un 2011’de çıkan Brandwashed kitabına göre, yalnızca 18 aylık bir bebek McDonalds’ın renklerini tanıyabiliyor. Aynı bebek 3 yaşına geldiğinde ise 100’e yakın marka logosunu ayırt edebiliyor. Bu veriler göz önünde bulundurulduğunda, markaların ne kadar erken yaşta çocukların zihnine yerleşmeye başladığı ortaya çıkıyor. Lindstrom’un kitabında alıntı yaptığı, SIS International Research anketine göre, yetişkinlerin %53’ü ve gençlerin %56’sı çocukluklarından hatırladıkları markaları tercih ediyorlar. Yani markalar çocuklara yapılan yatırımla, gelecekteki tüketicilerini de bir nevi garantilemiş oluyor.

Peki markalar bu kitleyi kendilerine çekmek için ne gibi yollara başvuruyor? Renkli ve parlak ambalajlar, oyuncak içeren paketler, ünlüler tarafından onaylanan ürünler çocuklara yönelik pazarlamada sıkça kullanılıyor. McDonald’s’ın 1979’da çıkardığı “Happy Meal” oyuncak içeren paketler arasında en iyi bilinen örneklerden biri. Sense360 adlı araştırma şirketinin 2016’da açıkladığı verilere göre 3 saniye içinde 250’den fazla “Happy Meal” satılıyor.

Çocukların ilgisini çekmek için markaların kullandıkları yöntemlerden bir diğeri ise lisanslı ürünler. Süper kahramanlı, prensesli defterler, nevresim takımları, yiyecek ambalajları bunlardan yalnızla birkaçı. Çocukların çizgi film karakterlerine duydukları sevgi ve hayranlık, lisanslı ürün ve servislerin başarısını arttırıyor. Journal of Pediatrics’te yapılan bir araştırmada, 4-6 yaş arası çocuk katılımcılara, aynı atıştırmalık ürün, farklı iki ambalajla sunuldu. İlk ambalajın üstü sadeyken, içinde tamamen aynı ürün bulunan diğer ambalajın üzerinde, çocukların sevdikleri bir çizgi film karakterinin resmi vardı. Araştırma sonuçlarına göre çocukların %55’i üzerinde çizgi film karakteri olan ürünün daha lezzetli olduğunu söylerken, katılımcıların %85’i, karakterli ürünü tercih edeceklerini belirtti.

Lisanslı ürünlerin yanı sıra, çocukların ilgisini çekmek için gelişen teknolojileri kullanmak da uygulanan bir başka yöntem. Youtube’daki “kutu açma” (“unboxing”) videolarının başarısı da bunu kanıtlar nitelikten. Milyonlarca çocuk, Youtube’a video yükleyen bir başka çocuğun oyuncak paketlerini açıp onlarla oynamasını pür dikkat izliyor. En popüler örneklerin başında Kinder Sürpriz yumurtalarının açıldığı videolar yer alıyor. Bu videoların çok büyük bir kitleye ulaşmasının ardından Walt Disney ve Target gibi dünya devi markalar, yeni bir pazarlama taktiği olarak, unboxing kanal sahiplerine ürün göndererek videolara sponsor olmaya başladı. Ayrıca 2015’teki Star Wars: The Force Awakens filminin vizyona girişinden birkaç ay önce Walt Disney Company, Youtube’da 18 saat süren bir canlı yayın maratonu düzenledi ve bu süre boyunca tüm dünyadan meşhur Youtube kanal sahipleri, Star Wars ürünlü kutular açtı.

Çocuklara ulaşmak için kullanılan bir başka yol ise onların fikir ve yaratıcıklarına değer verilmesi ve bunun gösterilmesi. Örneğin İngiltere’de küçük bir çocuk, Waitrose markalı sosların üzerindeki çizimin anlaşılmadığını söylüyor. Bunun üzerine de marka, sosların üzerinde aynı çocuğun çizimi olan paketleri sınırlı sayıda üretiyor ve bu sayede kendisinin fikrine önem verdiğini belirtiyor. Türkiye’de de benzer örnekler mevcut. Zorlu Çocuk Tiyatrosu, ülkenin dört bir tarafındaki çocuklara yönelik bir hikaye yarışması düzenliyor. Yarışmayı kazanan hikayeyi ise senaryolaştırarak tiyatro sahnesine taşıyor. Bunların yanında Eti, Eti Çocuk Tiyatrosu ile kar amacı gütmeden tüm Türkiye’yi dolaşarak çeşitli oyunları sahneliyor ve hem çocukları tiyatroyla tanıştırıyor, hem de onların markayla bağ kurmalarını sağlıyor. Aynı zamanda Eti Çocuk Vapuru projesi ile marka; 7-12 yaşları arasındaki çocuklara İstanbul Boğazı'nda; resim, perküsyon, tarih gibi çalışmalara katıldıkları bir yolculuğa çıkararak onların eğlenceli ve öğretici atölye çalışmalarına katılmasına imkan sağlıyor.

Tüm bunlara ek olarak, 23 Nisan dönemi de ülkemizde çocuklara yönelmeyi amaçlayan markalar için önemli bir fırsat. Markalar, çocuk bayramını kutlamak için değişik yollara başvuruyor, bazısı sosyal medya hesabından bir mesajla kutluyor, bazısı çeşitli indirim ve kampanyalar düzenliyor. Örneğin geçtiğimiz yıl Apple’ın CEO’su Tim Cook kendi Twitter hesabından çocukların bayramını kutladı ve aynı zamanda Apple, kısa bir süreliğine genç yeteneklerin çektiği fotoğrafları açık hava ilanları olarak gösterdi. Bosch ise sosyal medya hesabını bir günlüğüne küçük bir çocuğa emanet ederek kampanya sonuçlarını paylaştı. Google, 23 Nisan’a özel bir doodle hazırlayarak o gün siteye girenleri, çeşitli müzik aletleriyle kutlama yapan, ellerinde Türk bayrağı olan 5 çocuklu bir görselle karşıladı. Benzer şekilde Ülker 2008’den beri her yıl olduğu gibi geçtiğimiz 23 Nisan’da da çocuklara hediye vermek ve sinema ufuklarını genişletmek için Çocuk Sinema Şenliği düzenledi.
23 Nisan’ın yaklaşmasıyla birlikte biz de Türkiye’de çocuklara alışveriş yapılırken nelere dikkat edildiğini ve çocuklara yönelik pazarlamanın ne durumda olduğunu anlamak için İstanbul’da yaşayan, 25-40 yaşları arasında, 15 yaş altı çocuk sahibi 100 kişinin katıldığı bir araştırma gerçekleştirdik.

“Çocuk ürünü” denince katılımcıların aklına genellikle giyim ve oyuncak kategorilerinden ürünler geliyor. Bunun yanı sıra bebek bezi ve bebek maması da akla gelen diğer kategorilerden. “Çocuk markası” denildiğinde ise katılımcıların çoğu LC Waikiki markasını söylerken,  Prima ve Toyzz Shop da akla gelen markalar arasında.

Katılımcıların %69’u çocukları için kendisinin alışveriş yaptığını, kalan %31 ise alışveriş sırasında çocukların karar verici olduğunu belirtiyor. Çocuğu için alışveriş yapanların büyük bir kısmı, satın aldıkları ürünün kaliteli ve sağlıklı olmasına özen gösteriyor. Ebeveynler özellikle kanserojen ve zararlı kimyasallar içermeyen gıdalar ile koku yaymayan oyuncakları tercih ediyor. Katılımcıların bir kısmı ise çocuklarına aldıkları ürünlerin eğitici nitelikte olmasına dikkat ediyor. Alınan ürünlerin yerli olması da bazı ebeveynler tarafından dikkat edilen bir özellik.

Görüşmecilerin genellikle çocukları için tercih ettikleri markaların başında LC Waikiki ve Civil var, bunları Koton takip ediyor. Belli bir kesim ise çocuklarına alışveriş yaparken özel bir marka aramıyor. Çocukların en sevdiği markalar sorulduğunda ise genellikle 15 yaşın altındaki çocukların pek seçici olmadığı söyleniyor. Anne babalara göre çocuklar, genel olarak ürünün markasından çok üzerinde bulunan kahraman ve karakterlere dayanan tercihlerde bulunuluyorlar.

En çok belirtilen oyuncak tercihleri kız çocukları için bebek iken erkek çocuklar için araba oluyor. Bunların yanında tablet gibi elektronik aletler de artık bir oyuncak olarak görüldüğünden aileler tarafından sıkça tercih ediliyor. Görüştüğümüz ebeveynlerin çoğu, çocuklarına yaratıcılığı geliştiren ve eğitici oyuncaklar almaya özen gösteriyor. Özellikle Çin malı olmayan, kimyasal maddeler ve küçük parçalar içermeyen oyuncaklar tercih ediliyor.
Katılımcıların çocukları kendilerinden genellikle araba, oyuncak bebek ve kıyafet alınmasını istiyor. Özellikle üzerinde çizgi film karakterleri bulunan ürünler çocuklar tarafından istenen hediyeler arasında çok popüler.
Konu doğum günlerine geldiğindeyse söz sahibi çocuklar oluyor. Görüşmecilerin çoğu, doğum günlerinde çocuklarına ne isterlerse onu alıyorlar. Diğer bir kesim, ihtiyaca yönelik kıyafet gibi hediyeler alırken bazıları ise, bu özel günü doğum günü pastası alarak kutluyor.

Çizgi film karakterli ürünleri çocuklarına daha önce almış anne babalar, katılımcıların %55’ini oluşturuyor. Bu kesimin tercihi genellikle Batman, Superman, Winx Club ve Barbie’den yana oluyor.
Görüştüğümüz kişilerden çocuğuna daha önce 23 Nisan’da hediye alanların oranı %17. Bu grubun bir kısmı hediye olarak kıyafet, uçurtma ve oyuncak alırken, bir kısmı ise bayrak, harita gibi milli bayramın anlamını öne çıkaran tercihlerde bulunuyor.

Daha önce 23 Nisan kampanyası yapan marka hatırlayıp hatırlamadıklarını sorduğumuzda, katılımcıların yalnızca %11’inin aklına daha önce 23 Nisan kampanyası yapmış bir marka geliyor. Defacto, LC Waikiki, Arçelik ve Toyzz Shop 23 Nisan kampanyalarıyla akılda kalan markalardan.
Anne babalara, çocukluklarından hatırladıkları, “nostaljik” markalar olup olmadığını sorduğumuzda katılımcıların %26’sı olumlu cevap veriyor. LC Waikiki, Ülker ve Tipi Tip Sakız bu “nostaljik” markaların başında geliyor.

Tüm bunlara baktığımızda çocuklara pazarlamanın Türkiye’de de başarıyla gerçekleştirildiğini görüyoruz. Fakat, hedef kitlesinin çocuklar kadar hassas bir grup olması, bazı sorunları da beraberinde getirebiliyor. Çocukların bilişsel gelişimlerinin henüz tamamlanmamış olması, onların reklam veya ürün paketlerinde gördükleri, tüketiciyi çekmek için konumlandırılmış duygusal işaretlere daha çabuk tav olmalarına yol açıyor. İşte tam bu noktada markalara önemli bir görev düşüyor. Çocukların sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek ürünlerin iletişim stratejilerini, etik değerleri göz önünde bulundurarak  geliştirmek gerekiyor. Araştırma sonuçlarından da anlaşılacağı gibi, Türkiye’de ebeveynler çocuklarına alışveriş yaparken, kalite ve sağlıktan ödün vermiyor. Bu bağlamda, çocuklarına zararlı olabilecek ürünlerden uzak durmayı yeğleyen anne babaların, sağlıksız ürünlerin çocuklara pazarlanmasıyla ilgili alınacak önlemlere sıcak bakacağını düşünmek yanlış bir öngörü olmayacaktır.

Marketing To Children Is No Child’s Play

As far as brands are concerned, children are of major importance because they have significant influence over their parents’ purchasing decisions and they themselves are the consumer of the future.
If we have a look at figures, while the impact of children on parents’ purchasing habits was about 50 billion US dollars in 1985, it surpassed 290 billion US dollars after the year 2000. A recent Facebook survey revealed that children influenced 71% of their parents’ spending decisions. In short, the impact of children on family spending is too great to be ignored. As a result, brands have to take into consideration this important segment when establishing their marketing strategies.
 
In fact, the sooner the brands that aspire to target children act, the better dividends they reap. As Martin Lindstrom, the author of Buyology, stated in his book Brandwashed, published in 2011, an 18-month-old baby is able to recognise the colours of McDonald’s. The same child, at the age of 3 years, is able to distinguish about 100 brand logos. These data demonstrate that brands start establishing their positions in children’s minds at a very early age. A SIS International Research survey, also referred by Lindstrom, reports that 53% of adults and 56% of young people prefer brands that they remember from their childhood. In other words, brands almost guarantee having consumers in the future by investing in children.

So, what do brands do to appeal to this valued group? Colourful and shiny packaging, packaging with toys inside and products that are endorsed by celebrities are often used as marketing tools. One of the most commonly known examples in this approach is “Happy Meal” introduced in 1979 by McDonald’s, which contained a small toy in its packaging.  Over 250 “Happy Meals” were sold every three seconds in 2016 as reported by Sense360 research company.

Another approach used by brands to attract children is licensed products. Bed sheets, school notebooks and food packaging with super hero and princess pictures are only a few examples of this genre. Love and admiration that children have for cartoon characters augment the success of licenced products and services. The same snack was presented to 4-6-year-old participants in two different packages in a study published by Journal of Pediatrics. One of the packaging was plain and the other had a popular children’s cartoon character. Of the children, 55% stated that the snack with the cartoon character packaging tasted better, while 85% selected the product with the cartoon character packaging.

In addition to licenced products, employing novel technologies to appeal to children is an approach that is used successfully. “Unboxing” videos on YouTube is a prime example. Millions of children watch in fascination other children who uploaded a video of themselves opening packages of toys and playing with them. Some of the most popular videos are those with Kinder Surprise chocolate eggs. Noticing how these videos reached large number of viewers, global giants such as Walt Disney and Target started sending their products to owners of such channels and sponsoring them as a part of their new marketing effort. In a similar vein, Walt Disney Company organised a marathon on YouTube a few months before the first screening of Star Wars: The Force Awakens in 2015 when leading YouTube channel owners from all over the world unboxed Star Wars licenced products on live stream for 18 hours.

Another method used to reach children is providing their ideas and creative powers an outlet. For instance, a child in the UK reported that the drawings on Waitrose’s own-brand sauces were not clear. In response to that comment, the company produced a limited number of sauces with the drawings made by the child who expressed the complaint to show that the children’s opinions counted.

There are similar examples in Turkey as well. Zorlu Children’s Theatre organised a story writing contest for children throughout the country to dramatize and stage the winning story. Similarly, Eti Children’s Theatre tours Turkey to stage plays free of charge and introduces theatre to children all over the country while at the same time establishing a connection between the children and its brand.  Likewise, Eti Children’s Ferry project aimed at 7-12-year-old children, taking them on cruises on the Bosphorus during which they participated in workshops on painting, percussion and history so that they could have an opportunity to both learn and have fun.

Furthermore, the 23rd of April offers a chance not to be missed for brands that wish to target children in Turkey. There are various methods used by brands to celebrate the Children’s Day; while some publish messages on their social media accounts, others offer special discounts and campaigns for the period. For example, last year Tim Cook, the Apple CEO, tweeted a celebratory message from his own account to children and Apple shared photographs taken by young talents on their outdoor adverts for a brief period. Bosch, on the other hand, let a small child handle their social media account for a day and reported the results of their campaign. Google prepared a special doodle for the 23rd of April and welcomed all their site visitors on that day with 5 children with Turkish flags and musical instruments in their hands. Similarly, Ülker organized a Children’s Film Festival last year as it had been doing each year since 2008 to give children presents, and also to widen their horizons.
With the 23rd of April approaching, we have conducted a survey on marketing aimed at children in Turkey to understand the current status and to see the main factors in shopping for children. We had 100 participants of 25-40 years of age living in İstanbul with children under the age of 15 years.  
The results demonstrated that most participants associated “children’s products” with clothing and toys. Additionally, diapers and baby food were mentioned. When asked to name a brand that is specific to children, LC Waikiki was the brand that was remembered most commonly, followed by  Prima and Toyzz Shop.

Of the participants, 69% stated that they were the decision maker while shopping for their children, whereas the remaining 31% reported that their children decided. Most of those who decided themselves said that quality as well as safety in terms of health were important factors to consider. Parents particularly avoid food items that contain carcinogenic ingredients or harmful chemicals, as well as toys that have odours. Some of the participants reported paying attention to the educational value of a product they purchased for their children. Ensuring that a product is made in Turkey is also a factor taken into consideration by certain parents.

The brands of choice reported by participants were LC Waikiki and Civil, followed by Koton. However, some parents did not look for a particular brand when they shopped for their children. On the other hand, children under the age of 15 were reported to be indifferent to brands in general. According to their parents, their choices are heavily influenced by super hero and cartoon character designs on products.

While most girls prefer dolls, boys largely prefer toy cars. Additionally, since electronic products such as tablets are also regarded as toys nowadays, they are often preferred by certain families. Most parents we interviewed said they tried to buy toys that could boost creativity and those that were educational. They try to avoid toys that are made in China, and those that contain harmful chemicals or small parts.

The participants reported that, when given choice, their children requested toy cars, dolls or clothes in general. Products with cartoon character designs are among the most popular items requested by children as presents.

When it comes to birthdays, children have the final word. Most participants reported buying whatever their children requested as a birthday present. While a group said they bought presents to meet a particular need such as clothes, others celebrated the occasion with a birthday cake.

Parents who bought their children products with cartoon character designs constituted 55% of the participants. Batman, Superman, Winx Club and Barbie were the most commonly preferred designs on products.

Of the participants, 17% had bought presents for their children on the 23rd of April. Outfits, kites and toys as well as the Turkish flag or maps that emphasise the national ideals were among the presents purchased for this occasion.

When asked if they could name brands that carried out campaigns for the 23rd of April, only 11% could do so. Defacto, LC Waikiki, Arçelik and Toyzz Shop were the brands that were remembered with their April the 23rd campaigns.

Of the parents, 26% reported remembering “nostalgic” brands from their childhood. LC Waikiki, Ülker and Tipi Tip chewing gum were the leading “nostalgic” brands.

In conclusion, we observed that marketing aimed at children in Turkey has been carried out successfully. However, having children at its target inevitably draws attention to certain critical issues. Since children have not completed their cognitive development, they can be more susceptible to emotional messages placed on product packages or advertisements to attract consumers. Therefore, brands have a major duty at this point.

Communication strategies of products that could adversely influence children’s health should be developed by taking into consideration ethical values. As the results of our survey indicated, Turkish parents do not sacrifice quality and health standards when shopping for their children. Therefore, it will not be wrong to propose as an insight that parents who avoid products that could harm their children will appreciate and reward measures taken to avoid marketing harmful products to children.

7 Mart 2018 Çarşamba

İyi Bir Uykunun Değeri Sizce Nedir?

For English Please Click

Uykunun hayatımızdaki önemi tartışılmaz: uyku düzenimizin, ruh ve beden sağlığımız üzerinde önemli etkileri var. Ancak uyku düzeni ve alışkanlıkları kişilere göre farklılıklar gösterebiliyor. Bazılarımız, uykusuzluğa çok daha dayanıklı olabilirken, bazılarımız ise belirli bir saatten az uyuduklarında günlerini verimli geçiremiyor...

National Sleep Foundation'ın açıklamalarına göre 18-64 yaş arasında insanların ortalama olarak gün içerisinde 7-9 saat arasında uyuması ideal olarak nitelendiriliyor. Yani, 7 saatten daha az uyumak bilimsel olarak insanın yeteri kadar uyku alamamasına sebep oluyor. Yapılan birçok araştırma da gerekenden az uyumanın depresyon, kalp hastalıkları, obezite gibi birçok hastalık ve zayıf bir bağışıklık sistemi ile ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak günümüzde yeterli uykuyu alabilmek gittikçe zorlaşıyor. Örneğin, 1942'de İngiltere'de toplumun sadece %8'i 6 saat veya daha az uyurken, 2017'de bu sayı %50'ye çıkmış durumda. Giderek artan çalışma saatleri, trafikte geçirilen zaman ve ev işleri yatma vaktinin daha da geç saatlere ertelenmesine sebep oluyor. Bir de bunların üzerine internet ve sosyal medya olan ilişkimiz eklenince kişinin uyumaya neredeyse hiç zamanı kalmıyor...

Daha geç yatma ve daha erken kalkma zorunluluğu yaratan şehir hayatının yanı sıra, uyku bozuklukları da gittikçe sıklaşıyor: Uykuya dalmakta zorlanma, gece birçok kez uyanma, günü oldukça yorgun ve uykulu bir şekilde geçirme gibi semptomlar tüm dünyada gittikçe daha fazla kişinin yaşadığı küresel sıkıntılar. Consumer Reports'un verilerine göre, 4000 Amerikalı ile yapılan bir anket, görüşmecilerin %27'sinin uykuya dalmakta zorlandığını veya gece boyunca aralıksız uyumakta zorlandığını ortaya koyuyor. %68'i ise (yani yaklaşık 164 milyon Amerikalı) haftada en az bir kez uykusuzluk ile mücadele ediyor.

Bütün bunlar insanları çaresizce uykusuzluğa çare aramaya itiyor. Uykunuzu düzene sokmaya ve daha kaliteli hale getirmeye yönelik tavsiyeler oldukça fazla: Örneğin, çay-kahve tüketiminin azaltılması, cep telefonu ve bilgisayarın yatak odasından uzak tutulması veya koyu renk perde kullanılması bunlardan birkaçı.

Ancak böyle basit çözümler bir tarafa; uyku -önemiyle de paralel bir şekilde- oldukça büyük ve gittikçe de büyüyen bir pazar yaratmış durumda. Yalnızca Amerika'da, 2015'te ortalama 41 milyar dolar uyumaya yardımcı olacak çözümler için harcanmış ve bu sayının 2020'de 52 milyar olacağı tahmin ediliyor. Hatta son dönemde uyku o kadar büyük bir ekonomi yaratmış ki, bunu bir meslek haline getiren insanlara bile rastlamak mümkün. Uyku koçları, insanları evlerinde ziyaret ederek yatak odalarının uyumaya ne kadar elverişli olup olmadığını değerlendiriyor ve uyuma düzeniniz hakkında size tavsiyelerde bulunuyor...

Uyku kendi ekonomisini oluştururken, çok farklı kategorilerden birçok markanın da tabii ki boş durmadığını görüyoruz.

Uykuyla en ilişkili olan yatak, yastık, perde gibi ürünler uykusuz kalan tüketicinin ihtiyacına doğrudan sesleniyor. Sleep Envie Pillows isimli şirket, rahatlatıcı etkisi olduğu bilenen lavanta kokusuna sahip yastıklar üretiyor. Dream Pad Sleep ise yastığınızın sadece sizin duyabileceğiniz şekilde rahatlatıcı müzik çalmasını sağlayarak uykuya rahatlatıcı bir şekilde dalmanızı sağlıyor. Bunların yanında Chrona da rahat uyku çekmesi gerekip çekemeyen hamileler ve uyuyakaldığında kolu uyuşanlar için farklı şekillerde yastıklar sunuyor.

Tekstil kategorisinin de uykuya destek veren ürünlerden geri kalmadığını görüyoruz: Active Edge Sleep T-Shirt, kumaşında bulunan elektromanyetik frekanslarla insanın daha kolay uyumasını ve daha kolay uyanmasını sağladığını iddia ediyor.

Uykunun yalnız süresi değil kalitesi de bir o kadar önemli olduğundan, uyurken alınan nefes de kritik hale geliyor. 2breathe aleti göğsünüzün etrafına sarılan bir aparatla solunum hızınızı ölçüyor. Cihaz, bluetooth ile telefonunuza bağlanıp telefonunuzdan sesler çalarak, çalan müzik melodisini nefesinizle senkronize ediyor ve daha derin nefes almanızı sağlıyor.

Ünlü talk-show sunucusu Oprah da kaliteli uykuya yönelik ürün çıkartanlardan. Oprah ve Deepak (alternatif tıp uzmanı) "7 Days to Restful Sleep" adındaki online bir programla, kendi deneyimlerinden de yola çıkarak çeşitli meditasyon ve aktivitelerden bahsederek sürekli ve tazeleyici bir uyku uyumaya yönelik tavsiyeler veriyor.

Uyumaya yardımcı olmaya yönelik ürünleri bulunan başka bir kategori ise genellikle uykuyu kaçırmasıyla meşhur: çay! Doğadan Relax Pasifloralı, içinde bulunan maddeler sayesinde içtiğinizde rahatlamanızı ve uyku haline kolayca geçmenizi sağlıyor. Herby Sleep Tea de kafein ve uyarıcı hiçbir madde içermiyor ve lisa, papatya, passiflora, lavanta ve portakal yaprağı gibi yatıştırıcı özellikte içerikler bulunduruyor.

Teknolojinin de gelişmesiyle uykusuzluğa karşı geliştirilen ürünler de paralel bir şekilde gelişiyor. "Uyku robotu Somnox" buna çok uygun bir örnek: Somnox, uyku problemleri yaşayan insanlara yardımcı olmak üzere tasarlandı. Öncelikle robota hafifçe sarılarak çalıştırıyor, sonra da robotun nefes alış verişlerini takip ederek ve adapte olarak siz de istemsiz şekilde uykuya geçiyorsunuz.
Philips, geliştirmiş olduğu Hue White and Color Ambiance ürünü ile uykuya dalmanın ve uyanmanın daha kolay olacağını savunuyor. Beyin aktivitelerini tespit ederek geceleri uykuya dalındığında beyaz ışık vererek daha derin ve kaliteli bir uyku sağlıyor. Sabahları ise alarm sesi yerine yavaş yavaş açılarak güneşin doğuşunu andıran ışığıyla uyanmanızı kolaylaştırıyor.

Bunun dışında bu alanda -elbette- birçok akıllı telefon uygulaması da mevcut. Calm adlı uygulamanın "Sleep Stories" fonksiyonu, tıpkı küçükken ailelerimizin bize uyku vakti okuduğu kitaplar gibi bunu şimdi yetişkinlere yönelik yapıyor ve uykuya rahatça dalmanız için seçtiğiniz hikakeyi size okuyor. Buna benzer olarak Spotify platformunda birçok uykuya dalmayı kolaylaştırıcı "uyku" playlistleri bulunduruyor.

Sleep Cycle, hareket sensörüyle gece boyunca hareketlerinizi kaydederek uykunuzun en hafif anında sizi uyandırıyor. Apple'ın "gece modu" ise ekran ışığını dışarıdaki ışığa göre ayarlayarak gözlerin yorulmasına engel oluyor.

Günlerin giderek uzadığı ve gecelerin kısaldığı bu dönemde biz de Türkiye'de uyku alışkanlıkları ile ilgili bir araştırma gerçekleştirdik. Araştırmamız İstanbul'da 15-45 yaş arası ve ABC1C2 SES grubundan 100 katılımcıyla gerçekleşti.

Görüştüğümüz kişiler günde ortalama 7 saat uyuyor ve aynı zamanda ideal uyku saatinin de ortalama 7 saat olması gerektiğini düşünüyor. Büyük bir çoğunluk hafta içi ve hafta sonları farklı uyku düzenlerine sahip.

Görüşmecilerin %34'ü uykuya dalmakta zorlanıyor veya daha önceki bir zamanda zorlandığını belirtiyor. Daha rahat uykuya dalmak için bir yöntem uygulayanlar ise yine bu orana paralel olarak görüşmecilerin %32'sini oluşturuyor. Bu yöntemlerden bazıları uyumadan önce duş almak, müzik dinlemek veya belirli bir saatten sonra yemek yememek.

Görüşmecilerin yarısı daha rahat uykuya dalabilmek adına uyumadan bir süre önce yediğine/içtiğine dikkat ediyor. Çay/kahve tüketimine dikkat edenler, belirli bir süre önce bir şey yemeyenler, ağır veya yağlı şeyler yemeyenler olduğu gibi uyku getirmek için yoğurt yiyip ayran içenler de mevcut. Uykularını kaçırmamak için televizyon/bilgisayar gibi ekranlardan uzak kalanlar ise görüşmecilerin %19'u.

Deliksiz uyuyabilen ve gece boyunca aralarda uyananların oranı yarı yarıya bölünmüş durumda. Gece boyunca uyananların %5'i bunu engellemeye yönelik bir yöntem uyguluyor. 10 görüşmeciden 3'ünün mevsim geçişlerinde uyku düzeni bozuluyor. %36'sı ise daha rahat uyuyabilmek adına yatağını/yastığını değiştirmiş.

Daha düzenli bir uyku düzenine sahip olmak, daha kolay uykuya dalmak ve daha rahat uyanmak çin bulunan telefon uygulamalarını duyanlar sadece 10 görüşmeciden 1'i. Bunlar arasında söylenenler meditasyon uygulamaları ve uyku düzenini kaydedip kontrol eden uygulamalar.
Görüşmecilerin %45'i sabahları uyanmakta zorlanıyor. Kişiler çoğunlukla alarm ile uyanıyor, alarmla uyananların üçte biri ise alarmlarını erteliyor.

Araştırma sonuçlarından yola çıkarak Türkiye'de henüz uyumaya yardımcı olan geleneksel yöntemler dışında insanların bu doğrultuda geliştirilen ürünleri pek bilmediğini görüyoruz. Ancak araştırmadan da görüldüğü gibi uykusuzluk ve uyku problemleri tüm dünyaya paralel bir şekilde Türkiye'yi de oldukça etkiliyor. Bu nedenle uykuya yönelik pazarın Türkiye'de potansiyelinin yüksek olduğunu ancak henüz yeterince değerlendirilmemiş olduğunu söyleyebiliriz.

What Is The Real Value Of Good Sleep?

Sleep has an indisputable impact on our lives; since having a regular sleep pattern has major significance in terms of our mental and physical health. However, sleep patterns and habits vary a great deal from one person to the next. While some demonstrate great tolerance to lack of sleep, others have miserable days if they fail to clock certain number of hours in sleep.

An average of 7 - 9 hours of sleep is an ideal period for people between 18 - 64 years of age as reported by the National Sleep Foundation. In other words, sleeping under 7 hours is scientifically considered as undersleeping.  A number of studies have linked sleep deprivation with a weakened immune system as well as conditions such as depression, heart disease and obesity.

Yet, it is getting more and more difficult to have your healthy dose of sleep. For instance, while only 8% of the population slept under 6 hours in the United Kingdom in 1942, that figure was reported to be around 50% in 2017. Working longer hours as well as longer times spent on commuting and domestic chores have led to late nights. On top of all that, when you consider the time we devote to the internet and social media, it is a wonder we get to sleep at all.

In addition to urban living, which forces us to late nights and early mornings, sleep disorders are becoming increasingly common: having difficulty nodding off to sleep, waking up several times during the night as well as being tired and sleepy during the day can be listed among the symptoms reported by more and more people globally. Consumer Reports data reveal that 27% of the 4000 Americans surveyed had trouble falling asleep or staying asleep. Similarly, about 68% of the population (in other words, approximately 164 million Americans) struggled with sleep at least once a week.

Results like those have motivated people to search desperately for ways to solve the problem of sleep deprivation. There are many recommendations to ensure a more regular and higher quality sleep: decrease your consumption of tea and coffee, kick mobile phones and computers out of the bedroom or use dark curtains, to name a few.

However, these humble solutions aside, sleep - consistent with its great significance - has created a rather large and expanding market. Only in the US, an estimated $41 billion was spent on sleep aids and remedies in 2015, and that figure is expected to grow to $52 billion by 2020. In fact, sleep has created such a large economy that there are now people who deal with sleep for a living. Sleep coaches can visit you at home and assess your bedroom in terms of sleep quality and offer you suggestions for a better slumber.

While sleep has been creating an entirely new market, a number of brands have, of course, joined the band wagon.

Products that are more closely related to sleep such as beds, pillows and curtains, appeal to consumer needs more directly. A company called Sleep Envie Pillows is manufacturing pillows with lavender scent, known for its calming properties. Another company, Dream Pad Sleep, is producing pillows that play relaxing music that only you can hear, ensuring peaceful dozing off.  Similarly, Chrona offers a range of pillows to provide comfort for pregnant women who cannot sleep well or for those whose arms go numb while sleeping.

Textile industry is also involved in the endeavour to provide better sleep: Active Edge Sleep T-Shirt claims that electromagnetic frequencies emitted from the material ensure that people fall asleep and wake up more easily.

Since the quality is just as important as the length of sleep, how we breathe during sleep is of critical importance as well. The device called 2breathe measures your rate of breathing. It is connected to your telephone via Bluetooth and emits sounds from your phone to make sure your breathing is synchronized with the tune you hear so that you can take deeper breaths.

Famous talk-show host Oprah has also joined in the push for offering sleep aids for better quality sleep. Oprah and Deepak (alternative medicine specialist) present their recommendations in an online program titled "7 Days to Restful Sleep." They share their own experiences as well as suggesting various meditation techniques and activities on the quest for a regular and refreshing sleep.
Another product in the sleep remedy category is something that is usually associated with staying awake: tea! Doğadan Relax Pasifloralı helps you relax and fall asleep easily. Similarly, Herby Sleep Tea, while containing no caffeine or stimulants, has melissa, chamomile, passion flower, lavender and orange tree leaves, which are known for their relaxing properties.

Thanks to advances in technology, we now have technological products to provide us with tools to fight off sleep deprivation. A very good example is "Sleep Robot Somnox." Somnox was designed to help people with their sleep problems. The robot is activated when cuddled gently. Then as you feel it breathing regularly, you follow and adapt to the pattern subconsciously, which induces sleep.

Philips, on the other hand, claims that their Philips Hue can give consumers a better nodding off and waking up experience. It follows brain activity patterns and gives out white light to send you off to a deeper sleep, resulting in a better sleep experience. Likewise, in the mornings, instead of waking up to the sound of the alarm, you can wake up naturally as the light brightness increases gradually, mimicking the effect of sunrise.

There are of course a number of smart phone apps designed for this purpose. "Sleep Stories" function of Calm, one of the sleep aid apps, reads you a story of your choice, just like your parents did when you were children to help you fall asleep peacefully. Similarly, Spotify offers several "sleep" playlists to help send you off to sleep.

Another app, Sleep Cycle, tracks your movements through the night with a movement sensor and wakes you up when your sleep is lightest. Also, "Night Shift" mode in Apple smartphones adjusts screen brightness when it is dark outside to protect your eyes.

As days are getting longer and nights are getting shorter, we have carried out a survey on sleep behaviours in Turkey with 100 participants of 15 - 45 years of age from SES groups of ABC1C2 living in İstanbul.

The average daily sleeping time of our participants was observed to be 7 hours; and they reportedly think that an ideal duration of night-time sleep is 7 hours on average. A large majority of them reported having different sleep patterns on week-days and weekends.

Of the participants, 34% reported having trouble falling asleep or said that they had trouble at a previous period. Consistent with that figure, those who employ a certain method to fall asleep easier were 32% of the group. Some of the methods used were taking a shower before going to bed, listening to music or not eating anything after a certain time.

Half of the participants reported being cautious about what they ate or drank some time before going to bed in order to make falling asleep easier. While some did not drink tea or coffee or stopped consuming heavy fatty food or even any food at all sometime before going to bed, there were also those who ate yogurt or drank ayran to feel sleepy. Of the participants, 19% reportedly stayed away from TV or computer screens before bedtime.

While half of the participants were able to have uninterrupted sleep, the other half reported waking up several times during the night. Of those who wake up several times during the night, 5% employ a method to prevent it. Seasonal changes have a negative effect on the sleep patterns of 3 out of 10 participants, and 36% reported having changed their mattresses or pillows in order to have a better sleep.

Only 1 out of every 10 participants heard of smartphone apps designed to provide a more regular sleep pattern or an easier nodding off and waking up. Among the apps mentioned were those offering meditation techniques and those recording and monitoring sleep patterns.

Of the participants, 45% have difficulty waking up in the morning. The most common method of reveille is an alarm, with a third activating the snooze option.

The results of our survey have demonstrated that, apart from traditional approaches used to remedy sleep problems, a large percentage of people in Turkey are currently not aware of sleep aids developed to deal with the problem. However, the results also indicate that sleep deprivation and sleep problems have a significant impact on the people in Turkey, just like they do throughout the world. As a result, we can conclude that while there is a potentially great market regarding sleep remedies and aids in Turkey, it has not been sufficiently explored yet.

4 Şubat 2018 Pazar

Geri Dönüşüm Geriye Döndürür Mü?

For English Please Click

Dünyamız, sonsuz sayıda canlıya ev sahipliği yaptığı gibi sonsuz sayıda malzemeye de ev sahipliği yapıyor. Canlıların belirli bir yaşam süresi olsa da, bu malzemelerin herhangi bir "son kullanım" tarihi yok ve geri dönüştürülmedikleri zaman çevre kirliliğine yol açtıkları gibi dünyaya da ciddi boyutta zarar verebiliyorlar.

Amerikalılar saat başına 2.5 milyon plastik şişeyi çöpe atıyor ve bu şişelerin her birinin doğada ayrışması 500 yıl kadar sürüyor. Her yıl okyanuslara -çoğu plastik- 6 milyar kg çöp atılıyor ve binlerce deniz canlısı denizanasına benzeyen bu poşetleri yanlışlıkla yutarak ölüyor.

Özellikle son yıllarda küresel iklim değişikliğinin çeşitli etkileriyle, buzulların erimesi, kara & deniz canlılarının soylarının tükenmesi, besin zincirinin sekteye uğraması gibi tüm dünyanın kaderini etkileyecek olaylara şahit oluyoruz.

Bu sebeplerle, son zamanlarda geri dönüşüm kavramı gittikçe daha da önem kazanarak ön plana çıkmaya başladı. Başka anlamları olsa da, en basit haliyle geri dönüşüm; tükettiğimiz ve tekrar değerlendirilebilen kağıt, cam, plastik gibi atıkların çeşitli fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçerek hammaddeye dönüştürülmesi ve tekrar üretim sürecine dahil edilmesine deniyor.

Geri dönüştürmek, çevresel ve ekonomik sebeplerden dolayı insanlık tarihinde de hep önemli bir yere sahip olmuş. Eski zamanlardaki insanların kılıç, tencere ve metal parçaları eriterek kendilerine metal para ve ev eşyaları yapması, geri dönüşümün tarihinin ne kadar önceye kadar uzandığını gösteriyor. O zamanlarda yeni, kullanılmamış ham maddeye ulaşmanın zor olması, insanların aynı hammaddeyi tekrar tekrar kullanmasına yol açmış. 2. Dünya Savaşı zamanında da benzer olaylar yaşanmış; Finansal kısıtlamalar nedeniyle gittikçe azalan hammadde, halkı geri dönüştürülebilir eşya ve maddeler aramaya iterek evsel atıklarını ve eski metal eşyalarını geri dönüştürmelerine ve bunun sonucunda sürekli bir kullanım sağlanmasına vesile olmuş.

Günümüze gelecek olursak; yaşam koşulları, teknolojinin gelişmesi, hızlı şehir hayatının artmasıyla beraber geri dönüşüm kavramı son birkaç yıldır hiç olmadığı kadar önem kazanmış durumda. Yurtdışında çeşitli ülkeler uzun zamandır geri dönüşümün önemini anlatarak buna karşı önlemini alıyor. Hatta özellikle gelişmişlik seviyesi ve refah düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde, sadece geri dönüşüm için çıkarılmış yasalar ve kurallar bile mevcut.

Avrupa'daki hemen hemen her ülkede çöpleri ayırmamak ciddi maddi cezaya tabi, bunun yanında plastik poşet ve hediye paketleri de ücretli olarak satıldığından, İngiltere'deki süpermarketlere ve büyük perakendecilere gelen vergi sayesinde plastik torba kullanımı %90 oranında azaldı. Aynı zamanda 2020'de Fransa'da yürürlüğe girecek yasayla birlikte biyolojik materyalden yapılmadığı sürece plastik bardak, tabak, çatal gibi maddeler kullanılamayacak.

Bu gibi kısıtlamaların ve yasakların yanı sıra, birçok gelişmiş ülke kendi geri dönüşüm sistemini kuruyor. Örneğin İsveç, ülkelerden çöp satın alıyor ve bu çöpleri geri dönüştürerek gerekli enerji ve ısınma ihtiyacını sağlıyor.

Gelişmekte olan ülkemiz, geri dönüşüm konusunda diğer ülkelere nazaran geride kalmış durumda. Türkiye yılda yaklaşık 31 milyon ton atık üretiyor, 2016'da bu 31 milyonun yalnızca 2 milyon tonu geri dönüşüme kazandırılabilmiş.

Geri dönüşüm oranımız az olmasına rağmen, bu konu hakkında hızlı bir şekilde bilinçleniyoruz. 2010 yılında %37 olan geri dönüşüm oranımız 2014 yılında %61'e yükseldi. Aynı zamanda 2014 sonundan beri yaklaşık 1000'e yakın bertaraf ve geri kazanım tesisi oluşturuldu, her iki tür tesiste de geri dönüşüm artışı %50'ye yakın.

Bu konuda yapılan çalışmalar yalnızca saydıklarımızla sınırlı kalmıyor. İstanbul'da insanların daha kolay geri dönüşüm yapabilmesi için kağıt, plastik ve metal maddeleri toplama kumbaralarını bir adım daha öteye götürmek isteyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi, geri dönüşüme kazandırılabilir atıklar için "Akıllı Mobil Atık Aktarma Otomatları" kuracağını duyurdu. Vatandaşlar kağıt, metal, plastik gibi maddeleri bu otomatlara atarak işlenmesini sağlayıp, 'İstanbulkart'larına atıkların geri dönüşüm değeri kadar bedeli yükleyebilecek.   Bunların yanında ülke genelinde geri dönüşüm hakkında bilinçlenmeyi artırmak için, yönelik bakanlıklar ve kuruluşlar tarafından ulusal kanallarda kamu spotları yayınlanıyor.

Geri dönüşüme son zamanlarda ülkece bu kadar önem vermemizle birlikte Türkiye'de de plastik kullanımı ile ilgili bazı aksiyonlar alınacağı hakkında haberler var. Habertürk'ün haberine göre 2019'un başından itibaren Türkiye'de plastik poşetlerin paralı olması konuşuluyor.

Bu kadar konuşulan ve hayatımızın bir parçası haline gelen geri dönüşüm ile ilgili özellikle internette birçok kaynak üretilmeye başlandı. Ürünlerin tekrardan kullanıma kazandırılmasına dair birçok çeşitli yöntemler anlatılıyor; karton şişelerden para cüzdanı, kot pantolonlardan çanta veya araba tekerleğinden saksı yapmak bunlardan birkaçı. Aynı zamanda bu konuda farklı trendleri de internetten takip etmek mümkün. Bu trendlerden bir tanesi atık üretmemeyi felsefe edinen "Sıfır Atık" trendi. "Going Zero Waste" blogunun kurucusu Kathyrn Kellogg, sayfasında atık üretmeden evde yapılabilecek makyaj malzemeleri, dekoratif ürünler ile ilgili bilgi verip, çöp üretmeyen yemek tarifleri paylaşıyor. Kendisi, geçen sene ürettiği tüm çöpü 250 ml'lik bir kavanozun içine biriktirmiş!

Geri dönüşümü merkeze koyarak hayata geçen markalar da var. Örneğin Restore Jeans kullanılmış ve rahat olan denimi, modası geçmeyen formlarda tasarlayarak tekrardan kullanıma sunuyor. Böylelikle hem çevreyi koruyor hem de yeni bir jean üretmek için sarf edilen yaklaşık 7 ton suyun tüketimini engellemiş oluyor. Buna benzer olarak bazı kozmetik markaları, "eskisini getirene yenisi indirimli" gibi kampanyalarla, biten makyaj malzemelerinin kabını getirenlere indirim sağlıyor. Benzer şekilde Zara, H&M gibi hızlı moda markaları da kullanılmış, eski kıyafetini getirenlere indirim yapıyor.

Çöp olan maddeyi farklı amaçlar için kullanmak da geri dönüşümün bir parçası. Çöp(m)adam markası da çöpten geri dönüşümü kendi markalarının özü haline getirerek, atık ambalajları kullanarak cüzdan ve çantalar yapıyor.

Geri dönüşümle ilgili bir diğer önemli konu ise enerjiyi verimli kullanmak. Kullandığımız enerji, çevreye zararlı gazlar salan fosil yakıtlardan elde ediliyor, bu da dünyanın kirlenmesini hızlandırarak küresel ısınmanın başlıca nedeni sayılıyor. Bunun sonucu olarak ise mimari, otomobil, ısıtma, aydınlatma gibi alanlarda enerjinin daha verimli kullanılabilmesi adına çeşitli çalışmalar yapılıyor. Farklı enerji sınıflarının olması ve elektrikli ev aletlerinin de artık kullandıkları enerjiye göre sınıflandırılması bunun bir örneği. A sınıfı ürünler yüksek verimlilik oranına sahipken, G sınıfına doğru verim düşüyor. A sınıfı yerine C sınıfı bir buzdolabı kullandığınızda %45, G sınıfı kullandığınızda ise %85 daha fazla enerji tüketmiş oluyorsunuz.

Elektriği kullanarak geri dönüşüme katkıda bulunmak isteyen markalardan biri Tesla. Tesla, benzinin çevreyi kirletmesi ve bulunmasının giderek zorlaşmasıyla elektrikle çalışan ulaşım araçları üreterek çevreyi korumaya karşı bir adım attı. CB Insights'ta yer alan bir habere göre, Tesla'nın kurusucu ve CTO'su ile özel projeler yöneticisinin kurucu ortak olduğu yeni bir şirket kuruldu. Şirketin "materyallerin geri dönüşümü, yeniden üretimi ve tekrar kullanımı için gelişmiş teknoloji ve süreç gelişimi" ile ilgili olduğu bilgisi veriliyor.

Peki, dünyada geri dönüşüm bu kadar ilerlemişken Türkiye'de neler oluyor? Geri dönüşüm hakkındaki davranışlar ve tutumlar Türkiye'de nasıl şekilleniyor görmek adına İstanbul'da yaşayan, 15-45 yaş arası ABC1C2 SES grubundan 100 kadın ve erkek görüşmeciyle bir araştırma gerçekleştirdik.

Hangi maddeleri geri dönüştürebileceklerini bildiklerini belirtenlerin oranı %67. Hangi maddelerin geri dönüştürüldüğünü bilen 10 görüşmeciden 4'ü ise çöplerini cam plastik, karton diye ayırarak geri dönüşüm yaptığını belirtmiş. Belediyelerin koyduğu geri dönüşüm kutularını kullandıklarını belirtenlerin oranı %42.

Naylon poşetlerin ücretli olma ihtimali hakkında ne düşündükleri sorulduğunda, görüşmecilerin çoğu genel olarak pozitif bir görüş belirtmiş; "doğamızı düşünmek önemli", "naylonu mecburen kullanıyoruz, çok daha iyi olur" gibi cevaplar çoğunlukta. Bunun yanında naylon poşet gibi zararlı bir ürün için para vermek istemeyen bir kitle olduğu gibi, küçük bir kısım ise naylon poşetlerin paralı olmadan direkt yasaklanması gerektiğini savunmuş.

Evdeki enerji tüketimine dikkat ettiklerini belirtenlerin oranı %73; nasıl dikkat ettikleri sorulduğunda ise genel olarak kullanmadıkları ışıkları kapatarak, prizde herhangi bir kablo bırakmayarak, düşük enerjili ev aletleri kullanarak ve beyaz eşyaları geceleri çalıştırarak, buna dikkat ettiklerini söylemişler.

Daha az enerji harcayan elektrikli ev aletlerinden haberdar olduklarını belirten kişilerin oranı %64, kullananların oranı ise belirtilene göre %40. "Daha az enerji harcama" ile ilgili bilgi çoğunlukla internetten ve reklamlardan edilinmiş. Kullanılan az enerji harcayan ev aletleri ise genellikle buzdolabı, bulaşık makinası, çamaşır makinası gibi beyaz eşyalar ve ampuller.

10 görüşmeciden 2'si işlevini yitiren elektronik eşyaları tekrardan nasıl değerlendirebileceğini bildiğini söylemiş. Geri dönüşümün yine bir ayağı olan atık pil biriktiren kişilerin oranı ise %52.

Ekonomik olarak uzun vadede tasarruf edecekleri bir ürüne daha fazla fiyat vermek konusunda yorumlar ikiye ayrılıyor. "Uzun vadede aradaki farkı kaparsa neden olmasın" , "ucuz alacak kadar zengin olmamak lazım" gibi yorumlar çoğunluktayken, diğer tarafta bu ürünlerin gereksiz olduğunu düşünenler ve sonuç olarak bütçesine bağlı karar vermesi gerektiğini söyleyenler de mevcut.

Araştırma sonuçları oldukça pozitif bir tabloya işaret etse de, geri dönüşüm konusundaki bu pozitif tutumların Türkiye'de halen davranışlara bu kadar yüksek oranlarda yansımadığını, genellikle belirtilen yüksek oranların tüketicinin şu anki davranışlarından ziyade, sahip olmak istediği davranışları temsil ettiğini söyleyebiliriz. Ancak yine de geri dönüşümle ilgili bilinçlenmenin Türkiye'de giderek arttığı aşikar. Bilincin arttığı ve davranışların da şekillendiği bu dönemde, markaların bu konuda oldukça dikkatli olması gerekiyor. Bu bilinç ve ihtiyaç her geçen gün arttıkça, geri dönüşümü, çevreye verilen zararı görmezden gelen markalar uzun vadede zorluk çekebilir bu nedenle şimdiden adapte olmaya başlamak önemli gibi gözüküyor. Nasıl harekete geçileceğini, ne gibi önlemler alınacağını hep beraber göreceğiz.