4 Şubat 2018 Pazar

Geri Dönüşüm Geriye Döndürür Mü?

For English Please Click

Dünyamız, sonsuz sayıda canlıya ev sahipliği yaptığı gibi sonsuz sayıda malzemeye de ev sahipliği yapıyor. Canlıların belirli bir yaşam süresi olsa da, bu malzemelerin herhangi bir "son kullanım" tarihi yok ve geri dönüştürülmedikleri zaman çevre kirliliğine yol açtıkları gibi dünyaya da ciddi boyutta zarar verebiliyorlar.

Amerikalılar saat başına 2.5 milyon plastik şişeyi çöpe atıyor ve bu şişelerin her birinin doğada ayrışması 500 yıl kadar sürüyor. Her yıl okyanuslara -çoğu plastik- 6 milyar kg çöp atılıyor ve binlerce deniz canlısı denizanasına benzeyen bu poşetleri yanlışlıkla yutarak ölüyor.

Özellikle son yıllarda küresel iklim değişikliğinin çeşitli etkileriyle, buzulların erimesi, kara & deniz canlılarının soylarının tükenmesi, besin zincirinin sekteye uğraması gibi tüm dünyanın kaderini etkileyecek olaylara şahit oluyoruz.

Bu sebeplerle, son zamanlarda geri dönüşüm kavramı gittikçe daha da önem kazanarak ön plana çıkmaya başladı. Başka anlamları olsa da, en basit haliyle geri dönüşüm; tükettiğimiz ve tekrar değerlendirilebilen kağıt, cam, plastik gibi atıkların çeşitli fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçerek hammaddeye dönüştürülmesi ve tekrar üretim sürecine dahil edilmesine deniyor.

Geri dönüştürmek, çevresel ve ekonomik sebeplerden dolayı insanlık tarihinde de hep önemli bir yere sahip olmuş. Eski zamanlardaki insanların kılıç, tencere ve metal parçaları eriterek kendilerine metal para ve ev eşyaları yapması, geri dönüşümün tarihinin ne kadar önceye kadar uzandığını gösteriyor. O zamanlarda yeni, kullanılmamış ham maddeye ulaşmanın zor olması, insanların aynı hammaddeyi tekrar tekrar kullanmasına yol açmış. 2. Dünya Savaşı zamanında da benzer olaylar yaşanmış; Finansal kısıtlamalar nedeniyle gittikçe azalan hammadde, halkı geri dönüştürülebilir eşya ve maddeler aramaya iterek evsel atıklarını ve eski metal eşyalarını geri dönüştürmelerine ve bunun sonucunda sürekli bir kullanım sağlanmasına vesile olmuş.

Günümüze gelecek olursak; yaşam koşulları, teknolojinin gelişmesi, hızlı şehir hayatının artmasıyla beraber geri dönüşüm kavramı son birkaç yıldır hiç olmadığı kadar önem kazanmış durumda. Yurtdışında çeşitli ülkeler uzun zamandır geri dönüşümün önemini anlatarak buna karşı önlemini alıyor. Hatta özellikle gelişmişlik seviyesi ve refah düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde, sadece geri dönüşüm için çıkarılmış yasalar ve kurallar bile mevcut.

Avrupa'daki hemen hemen her ülkede çöpleri ayırmamak ciddi maddi cezaya tabi, bunun yanında plastik poşet ve hediye paketleri de ücretli olarak satıldığından, İngiltere'deki süpermarketlere ve büyük perakendecilere gelen vergi sayesinde plastik torba kullanımı %90 oranında azaldı. Aynı zamanda 2020'de Fransa'da yürürlüğe girecek yasayla birlikte biyolojik materyalden yapılmadığı sürece plastik bardak, tabak, çatal gibi maddeler kullanılamayacak.

Bu gibi kısıtlamaların ve yasakların yanı sıra, birçok gelişmiş ülke kendi geri dönüşüm sistemini kuruyor. Örneğin İsveç, ülkelerden çöp satın alıyor ve bu çöpleri geri dönüştürerek gerekli enerji ve ısınma ihtiyacını sağlıyor.

Gelişmekte olan ülkemiz, geri dönüşüm konusunda diğer ülkelere nazaran geride kalmış durumda. Türkiye yılda yaklaşık 31 milyon ton atık üretiyor, 2016'da bu 31 milyonun yalnızca 2 milyon tonu geri dönüşüme kazandırılabilmiş.

Geri dönüşüm oranımız az olmasına rağmen, bu konu hakkında hızlı bir şekilde bilinçleniyoruz. 2010 yılında %37 olan geri dönüşüm oranımız 2014 yılında %61'e yükseldi. Aynı zamanda 2014 sonundan beri yaklaşık 1000'e yakın bertaraf ve geri kazanım tesisi oluşturuldu, her iki tür tesiste de geri dönüşüm artışı %50'ye yakın.

Bu konuda yapılan çalışmalar yalnızca saydıklarımızla sınırlı kalmıyor. İstanbul'da insanların daha kolay geri dönüşüm yapabilmesi için kağıt, plastik ve metal maddeleri toplama kumbaralarını bir adım daha öteye götürmek isteyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi, geri dönüşüme kazandırılabilir atıklar için "Akıllı Mobil Atık Aktarma Otomatları" kuracağını duyurdu. Vatandaşlar kağıt, metal, plastik gibi maddeleri bu otomatlara atarak işlenmesini sağlayıp, 'İstanbulkart'larına atıkların geri dönüşüm değeri kadar bedeli yükleyebilecek.   Bunların yanında ülke genelinde geri dönüşüm hakkında bilinçlenmeyi artırmak için, yönelik bakanlıklar ve kuruluşlar tarafından ulusal kanallarda kamu spotları yayınlanıyor.

Geri dönüşüme son zamanlarda ülkece bu kadar önem vermemizle birlikte Türkiye'de de plastik kullanımı ile ilgili bazı aksiyonlar alınacağı hakkında haberler var. Habertürk'ün haberine göre 2019'un başından itibaren Türkiye'de plastik poşetlerin paralı olması konuşuluyor.

Bu kadar konuşulan ve hayatımızın bir parçası haline gelen geri dönüşüm ile ilgili özellikle internette birçok kaynak üretilmeye başlandı. Ürünlerin tekrardan kullanıma kazandırılmasına dair birçok çeşitli yöntemler anlatılıyor; karton şişelerden para cüzdanı, kot pantolonlardan çanta veya araba tekerleğinden saksı yapmak bunlardan birkaçı. Aynı zamanda bu konuda farklı trendleri de internetten takip etmek mümkün. Bu trendlerden bir tanesi atık üretmemeyi felsefe edinen "Sıfır Atık" trendi. "Going Zero Waste" blogunun kurucusu Kathyrn Kellogg, sayfasında atık üretmeden evde yapılabilecek makyaj malzemeleri, dekoratif ürünler ile ilgili bilgi verip, çöp üretmeyen yemek tarifleri paylaşıyor. Kendisi, geçen sene ürettiği tüm çöpü 250 ml'lik bir kavanozun içine biriktirmiş!

Geri dönüşümü merkeze koyarak hayata geçen markalar da var. Örneğin Restore Jeans kullanılmış ve rahat olan denimi, modası geçmeyen formlarda tasarlayarak tekrardan kullanıma sunuyor. Böylelikle hem çevreyi koruyor hem de yeni bir jean üretmek için sarf edilen yaklaşık 7 ton suyun tüketimini engellemiş oluyor. Buna benzer olarak bazı kozmetik markaları, "eskisini getirene yenisi indirimli" gibi kampanyalarla, biten makyaj malzemelerinin kabını getirenlere indirim sağlıyor. Benzer şekilde Zara, H&M gibi hızlı moda markaları da kullanılmış, eski kıyafetini getirenlere indirim yapıyor.

Çöp olan maddeyi farklı amaçlar için kullanmak da geri dönüşümün bir parçası. Çöp(m)adam markası da çöpten geri dönüşümü kendi markalarının özü haline getirerek, atık ambalajları kullanarak cüzdan ve çantalar yapıyor.

Geri dönüşümle ilgili bir diğer önemli konu ise enerjiyi verimli kullanmak. Kullandığımız enerji, çevreye zararlı gazlar salan fosil yakıtlardan elde ediliyor, bu da dünyanın kirlenmesini hızlandırarak küresel ısınmanın başlıca nedeni sayılıyor. Bunun sonucu olarak ise mimari, otomobil, ısıtma, aydınlatma gibi alanlarda enerjinin daha verimli kullanılabilmesi adına çeşitli çalışmalar yapılıyor. Farklı enerji sınıflarının olması ve elektrikli ev aletlerinin de artık kullandıkları enerjiye göre sınıflandırılması bunun bir örneği. A sınıfı ürünler yüksek verimlilik oranına sahipken, G sınıfına doğru verim düşüyor. A sınıfı yerine C sınıfı bir buzdolabı kullandığınızda %45, G sınıfı kullandığınızda ise %85 daha fazla enerji tüketmiş oluyorsunuz.

Elektriği kullanarak geri dönüşüme katkıda bulunmak isteyen markalardan biri Tesla. Tesla, benzinin çevreyi kirletmesi ve bulunmasının giderek zorlaşmasıyla elektrikle çalışan ulaşım araçları üreterek çevreyi korumaya karşı bir adım attı. CB Insights'ta yer alan bir habere göre, Tesla'nın kurusucu ve CTO'su ile özel projeler yöneticisinin kurucu ortak olduğu yeni bir şirket kuruldu. Şirketin "materyallerin geri dönüşümü, yeniden üretimi ve tekrar kullanımı için gelişmiş teknoloji ve süreç gelişimi" ile ilgili olduğu bilgisi veriliyor.

Peki, dünyada geri dönüşüm bu kadar ilerlemişken Türkiye'de neler oluyor? Geri dönüşüm hakkındaki davranışlar ve tutumlar Türkiye'de nasıl şekilleniyor görmek adına İstanbul'da yaşayan, 15-45 yaş arası ABC1C2 SES grubundan 100 kadın ve erkek görüşmeciyle bir araştırma gerçekleştirdik.

Hangi maddeleri geri dönüştürebileceklerini bildiklerini belirtenlerin oranı %67. Hangi maddelerin geri dönüştürüldüğünü bilen 10 görüşmeciden 4'ü ise çöplerini cam plastik, karton diye ayırarak geri dönüşüm yaptığını belirtmiş. Belediyelerin koyduğu geri dönüşüm kutularını kullandıklarını belirtenlerin oranı %42.

Naylon poşetlerin ücretli olma ihtimali hakkında ne düşündükleri sorulduğunda, görüşmecilerin çoğu genel olarak pozitif bir görüş belirtmiş; "doğamızı düşünmek önemli", "naylonu mecburen kullanıyoruz, çok daha iyi olur" gibi cevaplar çoğunlukta. Bunun yanında naylon poşet gibi zararlı bir ürün için para vermek istemeyen bir kitle olduğu gibi, küçük bir kısım ise naylon poşetlerin paralı olmadan direkt yasaklanması gerektiğini savunmuş.

Evdeki enerji tüketimine dikkat ettiklerini belirtenlerin oranı %73; nasıl dikkat ettikleri sorulduğunda ise genel olarak kullanmadıkları ışıkları kapatarak, prizde herhangi bir kablo bırakmayarak, düşük enerjili ev aletleri kullanarak ve beyaz eşyaları geceleri çalıştırarak, buna dikkat ettiklerini söylemişler.

Daha az enerji harcayan elektrikli ev aletlerinden haberdar olduklarını belirten kişilerin oranı %64, kullananların oranı ise belirtilene göre %40. "Daha az enerji harcama" ile ilgili bilgi çoğunlukla internetten ve reklamlardan edilinmiş. Kullanılan az enerji harcayan ev aletleri ise genellikle buzdolabı, bulaşık makinası, çamaşır makinası gibi beyaz eşyalar ve ampuller.

10 görüşmeciden 2'si işlevini yitiren elektronik eşyaları tekrardan nasıl değerlendirebileceğini bildiğini söylemiş. Geri dönüşümün yine bir ayağı olan atık pil biriktiren kişilerin oranı ise %52.

Ekonomik olarak uzun vadede tasarruf edecekleri bir ürüne daha fazla fiyat vermek konusunda yorumlar ikiye ayrılıyor. "Uzun vadede aradaki farkı kaparsa neden olmasın" , "ucuz alacak kadar zengin olmamak lazım" gibi yorumlar çoğunluktayken, diğer tarafta bu ürünlerin gereksiz olduğunu düşünenler ve sonuç olarak bütçesine bağlı karar vermesi gerektiğini söyleyenler de mevcut.

Araştırma sonuçları oldukça pozitif bir tabloya işaret etse de, geri dönüşüm konusundaki bu pozitif tutumların Türkiye'de halen davranışlara bu kadar yüksek oranlarda yansımadığını, genellikle belirtilen yüksek oranların tüketicinin şu anki davranışlarından ziyade, sahip olmak istediği davranışları temsil ettiğini söyleyebiliriz. Ancak yine de geri dönüşümle ilgili bilinçlenmenin Türkiye'de giderek arttığı aşikar. Bilincin arttığı ve davranışların da şekillendiği bu dönemde, markaların bu konuda oldukça dikkatli olması gerekiyor. Bu bilinç ve ihtiyaç her geçen gün arttıkça, geri dönüşümü, çevreye verilen zararı görmezden gelen markalar uzun vadede zorluk çekebilir bu nedenle şimdiden adapte olmaya başlamak önemli gibi gözüküyor. Nasıl harekete geçileceğini, ne gibi önlemler alınacağını hep beraber göreceğiz.

Can Recycling Reform Us?

The world we live in hosts not only innumerable living beings but also innumerable materials. Although living beings have a limited life span, materials do not have an "expiry date" and when they are not recycled, they cause environmental pollution and damage the world significantly.

In a single hour, a total of 2.5 million plastic bottles are discarded by Americans alone, and it takes about 500 years for each of those bottles to biodegrade. Every year about 6 billion kg of garbage - mostly plastic - is cast into the oceans, and thousands of sea creatures die as a result of eating plastic bags that resemble jellyfish mistakenly.

Particularly in recent years, due to various effects of global climate change, we are witnessing dramatic events that can have a major impact on the destiny of the entire world such as melting glaciers, extinction of certain land and sea creatures as well as disruptions in food chain.

Consequently, the concept of recycling has gained ever increasing significance in recent years. Regardless of the wider sense of the word, recycling in its simplest form indicates the act of subjecting used paper, glass and plastic to certain physical and chemical processes in order to obtain raw material with the aim of utilizing it in production once again.

Recycling has always had a notable place in the history of mankind because of environmental and economic reasons. The fact that people in ancient times used discarded swords and pots as well as scrap metal to make coins and household goods demonstrates clearly how far back recycling practice actually dates back. Since virgin raw materials were hard to come by in those ages, our ancestors had to use and re-use the same material over and over again. Similar practices were observed during the Second World War as well; as financial constraints resulted in limited raw material supply, people were forced to search for recyclable materials and objects. They channelled their domestic waste and dispensable household metal objects to the industry for re-use.

And today, with changing life conditions, developments in technology and the growth of urban populations, recycling has gained larger significance than ever before. A number of countries have emphasised its importance to their people and have taken major steps in that direction. In fact, several developed and prosperous countries have laws and regulations governing recycling specifically.

People living in almost any country in Europe have to classify their waste for recycling if they do not want to face severe fines. Moreover, they have to pay for plastic shopping bags and gift wraps. For instance, the levy imposed on plastic bags given at supermarkets and large retailers in the UK led to a dramatic reduction of 90%. The use of all disposable cups, plates, forks etc. is to be banned in France unless they are made of biological materials with a new law that is to come into effect in 2020.

In addition to such restrictions and bans, several industrialized countries are setting up their own recycling systems. For instance, Sweden is purchasing garbage and using it for energy production and heating through recycling.

Our developing country Turkey is rather slow in terms of recycling compared to some other countries. Turkey produces a total of 31 million tons of waste annually. However, only 2 million tons of that waste was recycled in 2016.

While we have a rather low score of recycling, our awareness on the matter is rapidly increasing. Our recycling rate rose from 37% in 2010 to 61% in 2014. Furthermore, about 1000 disposal and recycling facilities have been established since late 2014, with increased recycling of nearly 50% for either type of facility.

Efforts to improve our recycling score are not limited to those mentioned above. Wishing to take paper, plastic and metal recycling bins a step further and encourage recycling, Istanbul Metropolitan Municipality has announced the introduction of Mobile Smart Waste Transfer Units. People will be able to dump their recyclable material such as paper, metal, plastic etc. into these units and the value of their recyclable material will be credited to their Istanbulkart, which they can use on all public transport in the city.

Moreover, public service announcements prepared by ministries and relevant institutions are being broadcast by national television networks to increase recycling awareness throughout the country.

There is news that certain steps will be taken regarding the use of plastics also in Turkey as we as a country have been placing greater emphasis on recycling in recent years. Habertürk reports that it is being discussed whether shops in Turkey should start charging for plastic shopping bags as of the beginning of 2019.

There are many resources on the internet concerning recycling as it is becoming such an important part of our lives and conversations. Various methods are presented to reuse products; making wallets from milk cartons, handbags from jeans or plant pots from car tyres are just to name a few. It is also possible to follow developing trends on the internet concerning recycling. An interesting example is the blog focusing on "Zero Waste." Kathyrn Kellogg, the founder of "Going Zero Waste" blog offers suggestions for making various products at home without creating waste such as make-up and ornaments while sharing recipes that result in absolutely no waste. She herself managed to fit all the waste she created in an entire year into a 250 ml jar!

There are also brands that owe their existence to recycling. For instance, Restore Jeans takes used, comfortable denims and redesigns them in a classical, always fashionable form. While protecting the environment, they also eliminate the use of approximately 7 tons of water that is needed to produce new jeans. Similarly, certain cosmetics brands offer discounts to those who bring their empty containers. Likewise, fast fashion brands like Zara and H&M are giving discount rates to those who bring their old clothes.

Using trash for different purposes is yet another aspect of recycling. Çöp(m)adam [Trash(wo)man] is a brand that puts recycling of trash in the core of the business. They utilize used packaging material to make wallets and handbags.

Another critical issue regarding recycling is focusing on efficient use of energy. Most of the energy that we use comes from fossil fuels, which emit harmful gases into the atmosphere. This accelerates air pollution and is one of the leading causes of global warming. Consequently, significant emphasis has been placed on efforts to ensure more efficient use of energy in the fields of architecture, heating and lighting as well as in automotive industry.

For example, now there are different energy efficiency classes and all electrical home appliances are labelled accordingly. While a device with A energy class has high energy efficiency, a unit with class G has the poorest. When you use a C class fridge rather than a fridge of the same capacity labelled class A, you utilize 45% more energy. On the other hand, if you used a G class unit, your energy consumption would be 85% higher.

A brand that is focusing on recycling through efficient use of electrical power is Tesla. Tesla has taken major steps in environmental protection by manufacturing electric-powered vehicles to combat petrol-based pollution and overcome supply problems. CB Insights reports the establishment of a new company whose founding partners listed as Tesla co-founder and CTO along with its special projects chief. The initiative is said to target utilizing "advanced technology and process development for materials recycling, remanufacturing and reuse."

So what developments have been taking place in Turkey while such dramatic steps are being taken regarding recycling throughout the world? We have carried out a survey with 100 male and female participants of 15 - 45 years of age from SES groups of ABC1C2 living in İstanbul to observe how behaviours and attitudes on recycling are being formed in Turkey.

Those who stated that they knew what materials can be recycled was established to be 67%. Of the participants, 10 out of 4 of those who stated knowing what materials can be recycled said they classified their trash into glass, plastics and paper groups. The percentage of those reportedly using the recycling bins placed by local municipalities was 42.

When asked their opinions regarding a possible levy on plastic shopping bags, most participants responded favourably; many saying "it is important to be considerate to the nature" and "we use plastic bags because we have to but it would be better not to." Some stated that they did not want to pay for a harmful product such as a plastic carrier bag while a small group suggested banning plastic bags altogether without even imposing a charge on them.

Those reporting to pay attention to their domestic energy consumption was observed to be 73%. When asked how they did that, they said they turned off unnecessary lights, did not leave any unnecessary cables plugged in, used domestic appliances with low energy consumption and did their laundry in the evenings.

The availability of electrical appliances with low energy consumption was known by 64% of all participants. Of those, 40% reportedly used them. The information regarding low energy consumption came mostly from the internet and advertisements. Lightbulbs and household appliances such as fridges, dishwashers and washing machines were listed as low-energy consuming devices commonly used by the participants.

Of the participants, 2 out of 10 stated that they knew how to make use of discarded electronic equipment, while 52% reportedly disposed of batteries correctly for recycling.

Opinions differ regarding paying a higher price for a product that can lead to savings over long-term. While the majority said, "it makes sense if what you save makes up for the price difference" or "we are not rich enough to buy a cheap product", others found such products to be unnecessary and stated that ultimately their budget decided what they bought.

Although our research indicates a rather positive outlook in terms of recycling in Turkey, we can conclude that the positive attitudes regarding recycling has not fully translated into behaviours yet. Therefore, the high percentages reported represent behaviours consumers wish to have rather than their actual ones. Nevertheless, it is evident that awareness on recycling has been increasing in Turkey. As awareness increases and behaviours are formed, brands have to be even more attentive. Brands that fail to see the significance of recycling and continue to be indifferent to the harm caused on the environment might have difficulties over long-term. Therefore, it seems they should take necessary steps without delay to start adapting as awareness and need concerning recycling increases. We will all see the new steps and measures that will be taken.

23 Ekim 2017 Pazartesi

Detoksun En Teknolojik Hali - Dijital Detoks

For English Please Click

Teknolojinin hayatımızdaki yeri giderek arttıkça, onsuz hayat geçirme düşüncesi de giderek imkansız hale gelmeye başladı. İnsanların teknolojik aletler olmadan geçirdiği zaman artık yok denecek kadar az, hayatımızdaki birçok iş için çeşitli aletlere bağlı ve bağımlı hale geldik. Hatta artık teknoloji bağımlılığına, tedavi olunması gereken bir hastalık gözüyle bakılmaya başlandı...

Araştırmalara göre, Amerika’da akıllı telefon sahibi olanların %67’si arama veya mesaj bildirisi gelmese de telefonlarına herhangi bir bildirim gelmiş mi diye bakma ihtiyacı duyuyor.  Deloitte’ın yaptığı bir araştırmaya göre İngilizlerin üçte biri uyandıkları 5 dakika içerisinde telefonlarına bakıyor, yine üçte biri gece telefonlarına bakmak için uyanıyor.  Teknolojiden bahsederken sosyal medyadan bahsetmemek olmaz; Facebook’u her gün kullanan 1.28 milyar, her ay kullanan da toplam 1.9 milyar kişi var.

Teknolojiyle bu kadar içiçe olmanın bizler üzerindeki etkisini hem fiziksel, hem de duygusal olarak hissediyoruz. Uzun süre ekrana bakmak vücudumuzda fiziksel olarak geçici veya kalıcı hasarlara neden olabiliyor. Sürekli uyaranlara maruz kalmak bizi zihnen ve bedenen yoruyor. Uzun süre ekrana bakmak baş ağrısına, göz yorgunluğuna, gözlerin yanmaya ve kaşınmaya başlamasına, bulanık görmeye, “text neck” denilen boyun ağrısı gibi rahatsızlıklara neden oluyor. Hem kendimize hem de sevdiklerimize ayıracak zamanımızın kalmıyor oluşu ise artık kanıksanmış olsa da en önemli duygusal etkisi.

“Dijital detoks” tam da bu süreçte gündemimize giren kavramlardan biri. İsminden de anlaşılacağı gibi, belirli bir zaman içinde akıllı telefon, bilgisayar, tablet ve internet kullanımından arınmak için yapılan bir çeşit bilinçli yoksunluk uygulaması.

Dijital detoks yapmanın herkese göre farklı yolları var. Bunlardan bazıları daha zorlayıcı iken, bir kısmı çok daha basit: evde kolayca yapılabileklere bir örnek olarak: her gün kendine bir kural belirleyip o kurala uymayı sayabiliriz. Mesela pazartesileri yemeğe çıkarken yanına telefonu almama, salı bildirimleri kapatma, çarşamba uykudan uyandığın anda telefonuna bakmama, perşembe odanın dışında telefon şarj etme kuralları gibi.

Ev dışında yapılan detokslar için ise turizm sektörü başı çekiyor. Artık, müşterilerine dijital detoks vaat eden ve kendi benliklerini geri kazanmaya yönendiren bir sürü otel ve kamp var. Bunlardan bir tanesi olan Digital Detox Company, uzmanlarıyla, dijital kaynaklı fiziksel, zihinsel ve duygusal stresleri olan misafirlerine “kendilerine dönme” ve “sakinleşme” konusunda yardımcı oluyor. Bir başkası da Las Vegas’taki Mandarin Oriental’in içideki Digital Retreat programı. Program direktörü, dijital detoks uygulamalarının, mobil cihazların bir stres kaynağı haline geldiği bir dönemde özellikle değerli olduğununu savunuyor ve "İnsanlarda sürekli iletişim içerisinde olmanın beklentisi var ve bu vücutta stres yaratıyor" diyor. Program, misafirlerini 48 saat boyunca telefonlarından uzaklaştırmayı ve telefona bakmak yerine yoga yapmak, smoothie yapmayı öğrenmek, sevdiklerine mektup yazmak gibi daha sağlıklı aktiviteler yapmalarını amaç ediniyor.

Turizm sektörü haricinde, bazı hızlı tüketim markaları da dijital detoksu bir pazarlama aracı olarak kullanıyor. Dolmio adlı sos markası, “fazla teknoloji” fikrinden yola çıkarak bir kampanya başlatmış. Çocukların tabletler ve akıllı telefonlar tarafından “tüketilmiş” olması ve çevresindeki hiçbir detayı fark etmemeleri kampanyayı başlatan asıl neden. Dolmio, Pepper Hacker ismiyle ürettiği, etrafındaki WiFi bağlantısını devre dışı bırakarak yemek yiyenlerin bir arada olmasını sağlayan bir çeşit karabiber değirmeni çıkarmış.

Sürdürülebilir olmayı amaçlayan markalardan Innocent da tüketicilerin rahatlama ve sakinleşme ihtiyacını fark edip,  İngiltere’de doğayla içiçe olmayı hedefleyen bir festival düzenlemeye başlamış. İsminden de anlaşılacağı gibi “Unplugged Festival”’de telefon yasak, bunun yanında festival alanında wifi da bulunmuyor. Markanın aktivasyon müdürü Jamie Sterry bu festivali “e-posta ve bilgi ile aşırı yüklü insanların yoğun ve stresli şehir hayatlarından kaçmaları için bir bahane" diye özetliyor.
Dijital detoksun felsefesi her ne kadar insanları teknolojik aletlerden uzun süre uzak tutarak kendilerine dönmelerini sağlamak olsa da günümüz dünyasında bu o kadar gerçekçi veya mümkün değil. Bu nedenle teknolojiyi tamamen kesmeden, en azından teknolojik aletlerin etkilerini minimize etmeye yönelik veya teknoloji yararlı olacak şekilde kullanmanın yollarını gösteren uygulamalar da ortaya çıkmaya başladı.

Quality Time saat, gün, hafta ve ay bazında telefonda ne kadar zaman geçirdiğinizi ve bu zamanı hangi uygulamalarla geçirdiğinizi kaydediyor. “Moment” ise yine aynı şeyi aile üyelerinizin de ne kadar süre telefon ekranına baktığınızı görebileceğiniz şekilde yapıyor. Bunların ortak özelliği de kendinize telefon kullanma sınırı koyabilmeniz ve sınırı geçtiğiniz anda size bildirim gelmesi.
Be Kovert, kendini “araştırma ve design laboratuvarı” olarak konumlandıran bir oluşum. Be Kovert, mikro-elektronik ürünlerini takılara entegre ederek telefonunuza gelecek olan bildirimleri önceden size söyleyerek telefonunuzdan bir adım önde olmanızı sağlıyor. Hafif titreşimlerle, sizi sadece belirli bir insandan veya belirli anahtar kelimelerle tanımladığınız önemli bildirimler için uyarıyor, bu şekilde insanların dijital yaşamlarını daha iyi yönetmelerine yardımcı olan ürünler oluşturuyor.
Dijital detoksu uyku kavramıyla eşleştiren ve olaya bu konuda el atan da çok sayıda marka var. Apple, insanların çok fazla teknoloji tüketmesinin beraberinde getirdiği uyku problemini ele alarak kendi özelliklerini çıkardı. IOS 10 güncellemesi uykuya bağlı birçok özellik içeriyor. “Bedtime” uygulamasını kendi sekmelerine koyan kullanıcılara, ne zaman yatağa girip ne zaman uyanmaları gerektiğini hatırlatacak alarmlar kuruyor.

Dünyada gerçekleşen bu gelişmeler doğrultusunda Türkiye’de insanların teknolojik aletlerle olan ilişkisini ve teknolojik aletlerle ne kadar vakit geçirdiklerini görmek üzere bir araştırma gerçekleştirdik. Araştırmamız İstanbul’da 15-45 yaş arası ve ABC1C2 SES grubundan 100 katılımcıyla gerçekleşti.

Görüşmecilerin %89’u akıllı telefon kullanırken, %11’i ise akıllı özelliklere sahip olmayan telefonları  kullanıyor. Cep telefonu dışında başka teknolojik aletlere sahip olanlar görüşmecilerin %79’unu oluşturuyor. Dizüstü bilgisayarlar görüşmecilerin %80’inde varken, bunu tablet ve masaüstü bilgisayarı takip ediyor.

Cep telefonunda günde toplamda 1-2 saat vakit geçirenler çoğunlukta. “2-3 saat arası” ve “5 saatten fazla” vakit geçirenlerin oranı da oldukça fazla. Cep telefonunda geçirilen bu vaktin büyük çoğunluğunu sosyal medya ve telefon konuşmaları oluşturuyor. Bunun dışında iş amaçlı veya haber takip amaçlı vakit geçirme oranları da yüksek.

Genellikle gün içerisinde cep telefonlarına belirtilenlere göre “20-50 defa arası” bakılıyor. Cep telefonunda vakit geçirmeye benzer olarak “sosyal medya” ve “telefon konuşmaları” en çok bakma sebeplerinden. Ancak vakit geçirmekten farklı olarak “saate bakmak” da burada bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle telefona bakma sayısının belirtilen sayıdan çok daha fazla olması muhtemel.

Görüşmecilerin yarısı uyurken yanlarına telefonlarını alıyor. Yanlarına alanların %18’i ise uyku arasında telefonuna bakıyor.

Görüşmecilerin büyük bir kısmı telefonundan hiç ayrı kalmıyor. Ayrı kalanlar ise en çok uyudukları zaman ayrı kalıyor. Bunun dışında 1-2 saat ayrı kalabildiğini söyleyenler olsa da sadece çok ufak bir kesim 5-6 saat kadar uzun süreler telefonundan ayrı kaldığını ve sadece bir arama olursa baktıklarını belirtti.

10 görüşmeciden 3’ü daha önce bilinçli olarak telefonundan uzak kalmaya çalışmış. Uzak kalma sebepleri ise tatile çıktığı için kafasını dinlemek istemesi ve telefonda çok vakit geçirdiğini hissettiği için bir süre uzak kalmak istemesi.

Cep telefonu dışındaki diğer teknolojik aletlerde çoğunlukla “yarım saatten az” vakit geçirildiği söylenmiş. Çoğunluk az vakit geçirdiğini söylese de “5 saatten fazla” vakit geçirdiğini belirtenlerin oranı da oldukça fazla. Bu tür teknolojik aletlerde en fazla iş için vakit geçiriliyor, bunun dışında internet üzerinden araştırma, sosyal medya, film/dizi izlemek de diğer vakit geçirme sebeplerinden bazıları.

Görüşmecilerin ufak bir kısmı daha önce dijital detoks kavramını duyduğunu belirtti. Bu kavramı duyanlar olumlu bir görüşe sahip ama uygulamanın zor olduğunu, özellikle iş dolayısıyla pek mümkün olmadığını söylüyor. Bu nedenle de duyanlar arasında uyguladığını söyleyen görüşmeci sayısı oldukça az.

Daha önceden dijital detoksu duymamış görüşmecilere ne olduğu anlatıldığında çoğu oldukça olumlu görüş belirtti, hatta %28’i denemeyi düşünebileceklerini söyledi. İhtiyaç duyulabilecek, güzel bir uygulama olduğu söylense de büyük bir kesim bunun çeşitli sebeplerle yapılabilir olduğunu düşünmüyor. İş veya aile en çok belirtilen sebeplerden. Alışkanlık sebebiyle ayrı kalamayacak olanlar da mevcut. Bir kesim ise halihazırda çok fazla teknolojik aletlerle vakit geçirmediği için böyle bir uygulamaya ihtiyacı olmadığını söyledi.

Çocuğu olanların %79’u çocuklarının teknolojik aletlerle geçirdiği zamanı kısıtlıyor. Çocukların gelişimine zararlı olması, derslerine yeterince vakit ayırmaması, dikkat dağıtması ve alışkanlık haline gelmesi korkusu kısıtlama yapma sebeplerinden.

Teknoloji kullanımının tüm dünyada her geçen gün arttığı ve hatta birçokları için gereklilik haline dönüştüğü bir dönemde, ondan tamamen ayrı olmayı amaçlamak elbette ki çok akıl kârı değil. Ancak, bundan sonra gelecek nesiller için bu ayrımı yapmak daha da zor olacak. Bu nedenle birçok kişi gelecek nesillerin bağımlılıklarını kontrol almaya yönelik şimdiden önlemler alınıyor. Örneğin eBay’in Chief Technology Officer’ı çocuğunu bilgisayar bulunayan ve kullanmanın yasak olduğu, 9 kişilik bir okula yolluyor ve Google, Apple ve Yahoo gibi teknoloji şirketlerinde çalışanlar da aynısını yapıyor.

Bu sebeple, teknolojiden tamamen ayrı kalamasak da zaman zaman kendimize dönüp etrafımıza bakmamızı sağlayacak, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı korumaya yardımcı olacak uygulamalar, buna yatırım yapan markalar ve sektörler de giderek daha fazla önem kazanacak gibi görünüyor.

The Technological State Of Detox – Digital Detox

As the place of technology ever increases in our lives, the idea of living without it seems more and more unimaginable. Time spent without technological devices is very little if any, we have become highly dependant on and addicted to various instruments for doing numerous tasks in our lives. As a matter of fact, technology addiction is now being considered as a disease that needs to be treated...

Research reveals that 67% of smartphone owners in USA feel the need to check their smartphones whether they have received any notifications even though there has been no alert at all. According to another research conducted by Deloitte, one third of Britons check their smartphones within the  first five minutes of waking and one in three wake up to check their phone in the middle of the night.

While we are talking about technology, we couldn’t definitely not mention social media. There are 1.28 billion people who use Facebook every day and 1.9 billion people who use it every month on the face of the earth.

We feel both physical and emotional impacts of being interconnected with technology. Looking at the screen for long hours can cause temporary or permanent physical damage on our body. Being constantly subject to stimulants exhausts us both mentally and physically. Looking at the screen for a long time causes ailments such as headache, visual fatigue, burning and itching in the eyes, blurry vision and text neck. As inured as we may have become to it, not being able to allocate time for ourselves and our loved ones is the most important emotional impact.

“Digital detox” is a concept that has become a hot topic in this very period. As the name implies, it is a deprivation practice knowingly and willfully conducted for a specific period of time in order to detoxify from usage of smartphones, computers, tablets and the internet.

There are various ways of digital detoxification for everyone. While some are more challenging, others are easier to perform. Setting a rule for every day and sticking to it is a good example of detoxification performed at home. For example, rules such as not taking your smartphone with you while going out for dinner on Mondays, turning off notifications on Tuesdays, not checking your smartphone as soon as you wake up in the morning on Wednesdays, charging your smartphone outside the room on Thursdays.

The tourism sector leads the way when it comes to detoxification performed out of home. There are now plenty of hotels and camps that promise digital detoxification and guide their customers in reclaiming their individuality. One example is Digital Detox Company, which, with its specialists, helps its guests with digitally induced physical, mental and emotional stress to “become centered” and “calm down”. Another example is the Digital Retreat program at the Mandarin Oriental in Las Vegas. The program director argues that digital detoxification practices are especially rewarding in such a period where mobile devices have become a source of stress and says “People are expecting to constantly stay in touch and this causes stress on the body.”

The program aims to keep its guests away from their smartphones and instigates them to engage in healthier activities like yoga, learning how to make smoothies or writing letters to loved ones instead of checking their smartphones.    

Apart from the tourism sector, some fast moving consumer goods brands are also using digital detox as a marketing tool. The sauce brand Dolmio has launched a campaign that is based on the idea of “too much technology”. The fact that children are exhausted from tablets and smartphones and do not notice any details around them is the main reason that triggered the campaign. Dolmio has created a pepper mill named Pepper Hacker that deactivates the WiFi connection and makes sure that people having a meal together are actually spending time together.

Innocent is a brand with the purpose of becoming a sustainable brand which has noticed people’s need to relax and calm down and started organizing a festival that aims to be nested within nature in England. As the name implies, neither phones are allowed at the “Unplugged Festival” nor there is any WiFi at the festival area. Jamie Sterry, the brand activation manager of Innocent, summarizes the festival as “an excuse for people loaded with excessive amounts of emails and information to get away from the intense and stressful city life.”

However, even though the philosophy of digital detoxification is keeping people away from technological devices for a long time and thus enabling them to become centered, it is not that realistic or doable in today’s world. For that reason, apps have started to emerge that show how to at least minimize the effects of technological devices without having to cut them off altogether or how to use technology beneficially.  

Quality Time keeps track of how much time you have spent on your smartphone and which apps you have used on an hourly, daily, weekly and monthly basis. Moment does the same but with an added feature that allows its users to manage their family members’ screen time. What these apps have in common is that you can set daily limits for yourself and be notified when you go over your limit.
Be Kovert is an entity that positions itself as a “research and design laboratory”. Be Kovert allows you to be one step ahead from your smartphone by integrating micro-electronics into jewelry so as to let you know about the notifications beforehand. It alerts you with subtle vibrations for important notifications from certain people or with specific keywords. This way, it offers products that allow people to better manage their digital lives.

There are numerous brands that match digital detox with the concept of sleep and that get into business in this regard. Apple has launched special features taking into consideration the sleep disorders that are brought about by excessive technology consumption. IOS 10 update has many sleep related features. It sets alarms for its users who activate “Bedtime” app to remind them when to go to bed and when to wake up.

In line with these global developments, we have conducted a research in order to find out people’s relationship with technological devices and how much time they spend with technological devices. Our research comprised of 100 females and males who are 15-45 years of age, AB/C1/C2 SES and live in İstanbul.  

89% of the interviewees use smartphones and the remaining 11% use phones without smart features. 79% of the interviewees have other technological devices apart from smartphones. 80% of the interviewees have laptops, followed by tablets and desktop computers.

The majority of the interviewees spend a total of 1-2 hours a day on their smartphones. A high proportion of interviewees spend around “2-3 hours” and “more than 5 hours” a day. Time spent on smartphones is mostly allocated to social media or phone calls. In addition, a high proportion also spends time on smartphones for business purposes or following news.

Generally, smartphones are stated to be checked around “20-50 times” within the day. “Social media” and “phone calls” are the most frequent reasons to check smartphones, just as for spending time on smartphones. However, as distinct from spending time, “checking the time” appears as another factor. For that reason, it is probable that the number of checking smartphones might be higher than stated.
Half of the interviewees keep their smartphones in the bedroom while sleeping. 18% of those who keep their smartphones with them check their smartphones in the middle of the night.

The majority of the interviewees never leave their smartphones. The ones who do mostly do that while sleeping. Other than that, even though there are interviewees who say they could stay away from their smartphones for about 1-2 hours, only a small group of people has stated that they stay away from their smartphones for periods as long as 5-6 hours and they only check them only when they receive a phone call.

3 out of 10 interviewees have knowingly and willfully tried to stay away from their smartphones before. The reasons behind are wanting to rest their head on vacation and wanting to keep away because of feeling that they spend too much time on their smartphones.

It has been stated that they mostly spend “less than half an hour” on technological devices other than mobile phones. Even though the majority has said that they spend less time on these devices, the proportion of the ones who have said that they spend “more than 5 hours” is quite high. They spend time on such technological devices for business purposes the most. Apart from that, research, social media and watching movies/series are among the other reasons for spending time on them.
A small portion of the interviewees has stated that they have heard the concept of digital detox before. The ones who have heard about it have a positive opinion but say that it is not something easy to practice and it would not be possible especially because of work. For that reason, the number of interviewees who say that they have practiced it among the ones who have heard about it is relatively low.

When digital detox was explained to the ones who have not heard about it before, most of them had a positive opinion, insomuch that 28% said they would consider giving it a try. Even though it has been stated that it is a good practice that might be needed, most of them do not find it doable because of various reasons. Work and family are among the most stated reasons. There also are the ones who can not stay away out of habit. Some interviewees have said that they do not need such a practice since they do not spend much time on technological devices at present.

79% of the interviewees who have children limit the time their children spend on technological devices. Being harmful for children’s development, distracting their attention, fear of it becoming a habit and children not allocating sufficient time for their homework are among the reasons why.
In such a period where the use of technology is increasing day by day and turning into a necessity for many, aiming to stay away from it is definitely something not reasonable. However, it will be even harder to make such a distinction for the coming generations. For that reason, precautions are already being taken by many people in order to control next generations’ addiction. For instance, the chief technology officer of eBay sends his children to a nine-classroom school where there are no computers and even using them at home is not approved. This is the case for employees of tech companies like Google, Apple and Yahoo.

As a consequence, even though we may not be able to keep away from technology completely, it seems that practices that would enable us to turn to ourselves and look around and help us keep healthy both physically and mentally as well as brands and sectors that invest in such practices will become more and more important.

29 Ağustos 2017 Salı

Müziğin Bugünü: Çevrimiçi Notalar

For English Please Click

Uzun antenli radyolar, kaset çalarlar, müziğin portatif hali olan Walkman’ler ve nostaljinin son çırpınışı olan CD çalarlar; teknolojinin gelişmesiyle piyasaya sürülen MP3 çalardan önce tozlu raflarda yerini aldı bile. Hatırlarsınız: Müziğe ancak kısıtlı erişim sağlayabilen araçların yerini alan MP3 çalar, müzikte dijital çağın ilk adımı olmuştu. İnternet üzerinden indirilebilen MP3 formatındaki parçaların aktarılabildiği bu küçük, taşınabilir cihazın yaygınlaşmasıyla beraber ortaya çıkan korsan müzik indirme platformları ise müzik piyasasına dev bir darbe indirdi.

Hem sanatçıların korsan müzik piyasasını bitirmek istemesi hem de müzikseverlerin bir cihaz daha kullanmak yerine hâlihazırda yanlarında bulundurdukları akıllı telefonlardan müzik dinlemeyi tercih etmesi MP3 çalarların ömrünü doldurduğunun ipuçlarını verirken, ortaya internetten müzik dinleme platformları çıktı. Müzik piyasası da bu platformların yardımıyla artık iyice dijitalleşti ve eski canlılığını geri kazanmaya başladı.

İnternetten müzik dinleme platformları sayesinde her geçen gün büyümeye devam eden müzik piyasası 15 yılın sonunda ilk defa geçen sene kâra geçmeye başlayarak dijitalleşen dünyaya hızlıca ayak uyduran sektörlerden biri haline geldi. 2015’te 2.9 milyar dolar gelir sağlayan online müzik, son beş yılda dört kattan fazla büyüdü. Midia’nın raporuna göre ise müzik abonelikleri geçtiğimiz yıl müzik abonelikleri, bir önceki yıla kıyasla %48 artışla 100 milyonu aştı.

Dijital müzik sektörü ne kadar gelişse de sektör sorunlarından arınmış değil tabii ki. İnternetten müzik dinleme platformlarının milyonlarca şarkıya ücretsiz veya uygun fiyatlı bir şekilde ulaştırması, insanları korsan müziğe teşvik etmekten bir miktar alıkoyuyor. Fakat müzik platformları, bu uygulamadan dolayı sanatçılarla sorun yaşayabiliyor; genellikle dinlenme bazında telif ücreti alan sanatçılar, ödemelerini yeterli bulmayıp tepki gösterebiliyor. Örneğin Taylor Swift’in; şarkılarını Spotify’dan uzun bir süre kaldırtması bu tepkiler arasında en çok ses getirenlerden...

Sektörde karşılaşılan bir diğer sorun ise ücretli üyeliklerin, sunduğu ek faydalara rağmen kullanıcılar tarafından pek fazla tercih edilmemesi. Platformların ücretsiz üyeliklerini kullanan veya tanınmış olan ücretsiz kullanım hakkı dolunca üyeliklerini iptal edenlerin çokluğu, müzik için ödeme yapmayı tercih etmemenin genel bir tercih olduğunu ortaya koyuyor. Bunun sebepleri olarak da ücreti yüksek bulmaları, müziği ücretsiz de dinleyebilmeleri veya ödeyecekleri miktarın hakkını verecek kadar müzik dinlememeleri olarak belirtiyorlar.

Bu problemlere rağmen, birçok farklı marka sektörde yerini sağlamlaştırmak ve keskinleştirmek için arayış peşinde. Birbirlerinden ücret ve hizmet bazında küçük farklılıklarla ayrışan yeni platformlar, uzun yıllar boyunca sektörde Youtube’un işgal ettiği liderlik göz koydu. Her geçen gün aralarına bir yenisi eklenen platformlar arasında sektör lideri Spotify iken, diğer öne çıkanları ise Apple Music, Tidal,  Soundcloud, Amazon Music, Fizy ve Google Play Music olarak sıralayabiliriz.

Bu kadar çok oyuncunun bulunduğu alanda ayrışmak için de bu platformların kendilerine münhasır özellikler sunması gerekiyor. Spotify’ı rakiplerinden ayrıştıran birçok özellik var. Bunlardan biri Shazam’la işbirliği yaparak, Shazam üzerinden aratılan parçaları direkt Spotify listelerine ekleme özelliği. Bunun yanında, kullanıcıların dinlediği müziklerin algoritmalarını kaydederek, kişiye özel  hazırladığı “Haftalık Keşif” listeleri Spotify’ı rakiplerinden ayırıyor.

Spotify, “Çocuk Aile Kategorisi” altında çocuklar için de özel listeler ve interaktif bir alan sunuyor. Listelerde hem yaş aralıklarına göre sınıflandırılmış masallar ve ninniler, hem de ebeveynleriyle seslendirme yapabilecekleri kayıtlar yer alıyor.

Bu kadar geniş bir kullanıcı kitlesinin verilerini tutan bir platformu markalar da yeni nesil pazarlama için büyük bir fırsat alanı olarak görüyor. Spotify son zamanlarda yürürlüğe koyduğu “Markalar İçin Spotify” platformuyla kişilerin ruh hallerine göre reklam hedeflemesi yapıyor. “Müzik Listesi Hedefleme” platformu, milyonlarca listenin içinde ayn listeye tıklayanları segmente ediyor. Örneğin “Spor Modu” veya “Rahatlayalım Modu” gibi ortak aktivite ve ruh halinde olan insanları birleştiren çalma listelerinde, sporseverleri hedef alan veya kendine zaman ayırmayı seven markaların reklamları çıkıyor. Bu sayede Spotify’ın ilk elden verdiği veriler, markaların hedefledikleri kitleye ulaşmalarına yardımcı oluyor.

Sahip olduğu geniş veri platformunu iletişimlerinde de kullanan Spotify, geçtiğimiz yıl reklam panolarına ve otobüslere verdiği reklamlarla dikkat çekti. “Sevgililer gününde “Sorry” şarkısını 42 kere dinleyen sevgili insan, ne yaptın?” veya “Girl’s Night adlı çalma listesini beğenen 1235 erkek, sizi seviyoruz.” gibi komik başlıklarla hem birçok tüketiciyi gülümsetti hem de veri gizliliği konusunda çeşitli tartışmalar yarattı.

Diğer platformlara gelince, Apple Music şu anda Spotify’ın en ciddi rakibi gibi görünüyor. Çevrimiçi müzik pazarına geç katılan Apple Music, kısa zamanda geniş bir kitleye ulaştı. Birçok özelliğini paylaştığı Spotify’dan ücretsiz kullanım tercihi olmaması ve müziğin yanında film-dizi arşivi sunması açısından ayrılıyor. Bunun yanı sıra Apple Music, ünlü DJ’lerin yanı sıra Marc Jacobs ve Alexander Wang gibi tasarımcıların bir ay boyunca kendi oluşturdukları özel çalma listelerini paylaşabildikleri işbirliklerine imza atarak kendilerini ayrıştırma yolunda adım attı.

Bir başka müzik dinleme platformu olan Tidal ise, ismini Jay Z tarafından 56 milyon dolara satın alındığında duyurdu. Rihanna ve Beyoncé gibi dünyaca tanınmış şarkıcıların da hissedarı olduğu Tidal, kullanıcılarının birçoğunu bu ortakların hayranları sayesinde bünyesine toplamış durumda. Örneğin, Beyoncé hayranları son albümü Lemonade’i dinleyebilmek için uygulamayı kullanmak zorunda, çünkü albüm sadece Tidal üzerinden piyasaya sürüldü, başka herhangi bir müzik platformlarından albüme ulaşmak mümkün değil, aynı durum Jay-Z’nin yeni albümü için de geçerli haliyle.

Sektördeki diğer oyuncular Spotify, Apple Music ve Tidal kadar ön planda olmasa da içerikler açısından birbirlerinden ayrışıyor. Soundcloud amatör sanatçıların parçalarını barındırmasıyla, Fizy konserleri canlı izleme şansı sunmasıyla, Pandora ise kullanıcıların zevkine hitap eden parçaları en iyi analiz eden algoritmaya sahip olmasıyla öne çıkıyor.

Herkesin bildiği ve yıllardır kendini müzik pazarında var eden Youtube ise online müzik sektörünün bu değişimleri karşısında sessiz kalmadı. YouTube kısa zaman önce piyasaya sürdüğü YouTube Red hizmetiyle kullanıcılara reklamsız video izleme, video kaydetme ve çevrimdışı izleme, arka planda oynatma, içerik kiralama ve satma gibi özellikler sunuyor. Ücretli bir hizmet olan YouTube Red henüz Türkiye’de kullanıma sunulmadı.

Peki, dünyada müzik piyasası bu kadar gelişmişken Türkiye’de neler oluyor? İnternetten müzik dinleme  davranışları ve tutumları Türkiye’de nasıl şekilleniyor görmek adına İstanbul’da yaşayan, 15-45 yaş arası ABC1C2 SES grubundan 100 kişiyle biz de bir araştırma gerçekleştirdik.

İnternetten müzik dinleyenlerin oranı %80, en çok ise Youtube tercih ediliyor. Youtube açık ara farkla tercih edilse de onu Spotify takip ediyor. Bunlar dışında Google Play, Fizy, radyokarnaval.com ve TTNET Müzik de söylenen cevaplar arasında. Müzik dinleme sıklığı da çoğunlukla haftanın her günü olarak belirtilmiş.

İnternetten müzik dinleyenlerin %67’si daha çok cep telefonundan, %33’ü ise daha çok bilgisayardan dinlediklerini belirtmiş. Görüşmecilerin %45’i birçok sanatçının, şarkının, albümün bir arada bulunduğu ve bu arşivleri dinleyicilere para karşılığı veya ücretsiz sunan “İnternetten müzik dinleme”platformlarından haberdar. Bu platformlardan en çok bilinen ise Spotify. I-Tunes, Fizy, Google Play, Deezer ve TTNET Müzik de söylenen cevaplar arasında. Görüşmecilerin %7’si müzik dinleme platformlarına üye, üye oldukları arasında yine bilinmeye paralel olarak Spotify, Fizy, TTNET Müzik ve Deezer var.

İnternetten müzik dinleme platformlarının en çok hangi özellikleri beğeni anlamında öne çıkıyor diye sorduğumuzda en çok söylenen cevaplar arasında “geniş içerik sunması” ve “kolay ulaşım/elimin altında olması” var. “Korsan olmaması”, “yeni şarkılar keşfedebilmek”, “çalma listeleri yapabilmek” ve “başkalarının listelerini takip edebilmek” de diğer beğenilen özellikler arasında.
Bu tür internet müzik dinleme platformlarına neden üye olmayı tercih ettikleri sorulduğunda “arşivi geniş”, “ücretsiz”, “korsan almamak için” gibi sebepler söylenmiş. Özellikle Youtube, “köklü” algısıyla üye olunan platformlarda ön plana çıkmış.

Bu platformlara ücretli üye olanların oranı ise oldukça az. Ücretli üye olmalarının en büyük nedeni de yeni albümleri çıktıkları anda görebilmeleri. Bunun yanında “şarkı indirebilme” özelliği de belirtilen bir başka özellik.

Reklam dinlememek/görmemek için ücret ödemeyi tercih edip etmedikleri sorulduğunda, çoğu kişi  reklamlardan hoşnut olmasa da bunun için ücret ödemeye olumlu bakmıyor.
Müzik dinleme platformlarından önce, müzik dinlemek için genellikle, CD, kaset, radyo tercih edildiği söylenmiş. Görüşmecilerin %14’ü önceden ücretli olarak müzik indirdiğini, %81’i ise önceden albüm veya CD aldığını belirtmiş.

Ayrıca görüşmecilerin %75’i Youtube üzerinden müzik dinlediğini, dinleyenlerin %11’i ise reklam dinlememek adına belirli bir ücret ödemeyi tercih edebileceğini söylemiş.

Araştırma sonuçlarına bakıldığında, internetten müzik dinleme platformlarının Türkiye’de de giderek yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Müzik sektörünü tamamen değiştirip bambaşka bir boyuta getiren bu platformlar data anlamında da oldukça fazla bir güce sahip. Bu datayı kimin ne şekilde kullanacağı, nasıl farklılaşacağını da belirleyecek önemli bir özellik olacak. Markaların da bu fırsattan nasıl yararlanacağını ilerleyen günlerde hep beraber göreceğiz.

The Today Of Music: Online Musical Notes

Radio sets with long antennae, cassette players, Walkmen that are the very first portable state of music and CD players that are the last commotion of nostalgia had already found their places on the dusty shelves even before the MP3 players were launched owing to the developments in technology. You will remember: The MP3 players that superseded all the other devices that were only able to provide limited access to music have been the first step into the digital age of music. The pirate music platforms, that emerged as these compact, portable devices where MP3 tracks downloaded from the internet can be stored became widespread, have dealt a major blow to the music industry.

While artists aiming to end the pirate music industry as well as the music lovers who prefer to just listen to their music on their smart phones that are readily available rather than carrying one more device hinted at the fact that MP3 players are becoming obsolete, there came the online music streaming platforms. The music industry has become rather digitized with the help of these platforms and started to gain its former vigor.

The music industry that continued to grow thanks to the online music streaming platforms has started to return to profitability for the first time in the last 15 years and become one of the industries to quickly keep up with the digitized world. Online music industry has generated US$ 2.9 billion in revenues in 2015 and quadrupled in size in the last five years. According to a report by MIDiA, music subscriptions have surpassed 100 million with a 48% increase with respect to the previous year.

As developed as it may be, the digital music industry is absolutely not free from the industry-specific problems. Online music streaming platforms providing access to millions of songs free of charge or at reasonable prices prevent people from pirating music to some degree. However, the music platforms may experience problems with artists as they may not find it enough and react to be paid royalties per play. For example, one of the most smashing reactions came from Taylor Swift when she removed her music from Spotify for a long time...

Another industry-specific problem is the paid memberships not being quite preferred by the users despite the additional benefits they offer. The high number of users that opt for free of charge membership alternatives or cancel their memberships once the free trial period is over reveals that it is a common preference to not pay for listening to music. They state the reasons behind this tendency as follows: it is too expensive, they can get music for free, and they won’t use the service enough to get value for their money.

Despite the aforementioned problems, many brands are seeking ways to strengthen and sharpen their place in the industry. New platforms that slightly differ from each other in terms of fees or services have their eyes set on the leader position that has been occupied by YouTube for many years. While Spotify is the market leader among the online music streaming platforms that grow in number with each passing day, other outstanding players are Apple Music, Tidal, SoundCloud, Amazon Music, Fizy and Google Play Music.

In order to differentiate themselves in such a crowded arena, these platforms have to come up with and offer unique features. There are too many distinctive features of Spotify that differentiate it from its competitors. One of these is the one that allows its users to directly add the song they have identified using Shazam to their Spotify library. Another distinctive feature of Spotify is that it saves the algorithms of the songs streamed by its users and creates exclusive “Discover Weekly” playlists based on these songs.

Spotify also offers exclusive playlists and an interactive space for children under the “Children & Family” category. The playlists feature fairy tales and lullabies classified according to age range as well as recordings to which they can sing along with their parents.

Brands treat this platform that keeps data of such a wide range of users as an area of opportunity for new generation marketing. Spotify shows targeted ads based on users’ moods with its recently launched “Spotify for Brands” platform. “Playlist Targeting” platform segments those who clicked the same one among millions of playlists. For example, playlists such as “Workout Mood” or “Chill Out Mood” that connect people with a common activity or mood feature ads of the brands that target workout enthusiasts or people who like to spare time for themselves. Thus, first-hand data provided by Spotify enable brands to reach their target audience.

Spotify, that utilizes the broad data it possesses in their communications, has attracted attention with its ads on billboards and buses last year. It both made many consumers smile and sparked a debate over privacy of data with humorous headlines such as “Dear person who played “Sorry” 42 times on Valentine’s Day, what did you do?” or “To the 1235 guys who loved the “Girls’ Night” playlist last year, we love you.”

Regarding other platforms, Apple Music seems to be the most critical competitor to Spotify. Apple Music which joined the online music market in a belated manner has reached a wide audience in a short time. It differentiates from Spotify, with which it has a lot of common features, in offering a movies and series archive in addition to music and not offering a free usage alternative. In addition, Apple Music has further differentiated itself in its collaborations with fashion designers like Marc Jacobs and Alexander Wang, along with top DJs, where they would curate for Apple Music and create and share their playlists for a month.  

Tidal is another music streaming platform which has hit the headlines when it was bought by Jay Z for US$ 56 million. With shareholders including world famous singers like Rihanna and Beyoncé, Tidal has managed to accumulate its users among the fans of such partners. For example, Beyoncé fans have to use the app in order to listen to her last album Lemonade since it has been released only through Tidal and it is not possible to listen to it on any other music streaming platforms. Naturally, the same applies for Jay Z’s new album.

The other players in the industry may not be as frontrunner as Spotify, Apple Music and Tidal but still manage to differentiate themselves with their content. SoundCloud shines out by hosting songs by amateur musicians, Fizy by broadcasting live concerts and Pandora by having the best algorithm to analyze the songs appealing to its users’ liking.

YouTube, which is known by everyone and has secured a place for itself in the music market for years, has not remained inactive during the transition of online music industry. It offers its users a variety of features such as ad-free video streaming, video recording and offline watching, background playing, content rental and sale with its recently launched YouTube Red service.9 A paid-for service, YouTube Red has not been launched in Turkey, yet.

So, what is going on in Turkey while the global music industry is that much sophisticated? We have conducted a research in order to find out the way music streaming attitudes and behavior are formed in Turkey. Our research comprised of 100 females and males who are 15-45 years of age, AB/C1/C2 SES and live in İstanbul.

80% of the interviewees stream music online and YouTube is preferred the most. While YouTube is the most dominant by far, it is followed by Spotify. Among other answers are Google Play, Fizy, radyokarnaval.com and TTNET Müzik. The frequency of listening to music has been specified to be every day of the week.

67% of those who stream music online indicated that they mostly use their smart phones to listen to music and 33% their computers. 45% of the interviewees are in the know of “online music streaming” platforms where lots of artists, songs and albums are available for a fee or free of charge. The platform that is known the most is Spotify. Among others mentioned are iTunes, Fizy, Google Play, Deezer and TTNET Müzik. 7% of the interviewees are online music streaming platform members. The platforms of which they are members are Spotify, Fizy, TTNET Müzik and Deezer – in parallel with the ones that they know of.  

When we asked what they liked about online music streaming platforms the most, the answers frequently given are they are “offering broad content” and “easily accessible/within arm’s reach”. Among other features that they like are “songs not being pirated”, “discovering new songs”, “creating playlists” and “following others’ playlists”.

When they were asked about the reasons why they had chosen to become a member of such online music streaming platforms, the answers were along the lines of “broad archive”, “free of charge”, “so as not to pirate music”. Especially YouTube is outstanding among the platforms with which they have a membership with its “long-established” perception.

The ones who became paid members of these platforms are low in number. The main reason that they chose to become a member is being able to see the new albums as soon as they are released. In addition, being able to “download songs” is another feature that was mentioned.
When asked about whether they would prefer to pay a fee in order to not see or hear ads, most of the interviewees stated that they did not lean towards paying money even though they did not like being exposed to ads.

CD, cassette and radio were mentioned to be used the most before online music streaming platforms became available. 14% of the interviewees stated that they used to pay for downloading music and 81% stated that they used to buy albums or CDs.

Also, 75% of the interviewees said that they listen to music on YouTube, and 11% of those who listen to music on YouTube said that they might prefer paying a certain amount of fee so as to get rid of advertisements.

When we assess the results of the research, it would be safe to conclude that online music streaming platforms are becoming more popular in Turkey. These platforms that have completely changed the music industry and brought it to a whole new level possess a rather huge power in terms of data. The means of usage of such data and by whom will be an important determinant of how it will differentiate. We will be seeing 

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Tatil Planlamanın Dijital Çağı

For English Please Click

Yazın gelişiyle birlikte herkes tatile gideceği o büyülü kaçışın gelmesini iple çekiyor.
İsmi “yaz tatili” olsa da süreç çok önceden başlıyor: Nereye gidileceği, nerede kalınacağı aylar önce tartışılmaya başlanıyor. Bu süreç, her ne kadar heyecanlı da olsa, bazı durumlarda gerçekten çok yorucu olabiliyor. Gidilecek yer, ulaşım, gidince neyle karşılaşacağını bilmemek gibi belirsizlikler çoğu kişinin kafasını kurcalıyor ve bu soruları cevaplamak için de bilgi toplamak, araştırmak yani mesai harcayıp uğraşmak gerekiyor...

Durum böyle olunca da bu sancılı süreç, çoğu zaman tatilin kendisinden çok daha uzun zaman alabiliyor.

İnsanların çektikleri bu dertlere derman olmak niyetiyle ortaya çıkan –hatta sayısı her geçen gün daha da artan- tatil planlamaya yardımcı birçok geleneksel ve inovatif araç mevcut. Kitaplardan gazete eklerine, internet üzerindeki sitelerden akıllı telefon uygulamalarına kadar uzanan birçok platformda tatil planlamayla ilgili envai çeşit bilgiye ulaşmak mümkün olabiliyor.

Tur acentelerinın sunduğu “her şey dahil” hizmetlerin yanısıra, tatil planlamanın büyük bir çoğunluğu artık internete taşınmış durumda. Artık çoğu site bize hem otel hem uçak rezervasyonuna, hem de gideceğiniz yerde yapılacaklara kadar detaylı cevaplar verebiliyor. TripAdvisor, Booking, Expedia, Kayak, Lonely Planet gibi platformların yanı sıra, New York Times’ın bir yazısına göre artık siteler konularına göre ayrılıyorlar. Örneğin Kayak.com’un bünyesinde olan Priceline, satın alma işlemi sırasında, fiyat tahmini algoritmasıyla bileti o anda almanızı veya beklemenizi tavsiye ederek fark yaratıyor. Expedia’nın alt şirketi Travelocity ise, sitede bulduğunuzdan daha ucuz bir fiyata bilet veya araba kiralama seçeneği bulursanız, aradaki farkı ödemekle kalmıyor, 50$ da üstüne para veriyor. Gidilecek yer hakkında bilgi sahibi olmak için ise Travel & Leisure gibi her soruya ve ihtiyaca cevap veren siteler de mevcut.

İnternet sitelerinin yanında, akıllı telefon uygulamaları ile de pazar artan bir hızla büyümeye ve çeşitlenmeye devam ediyor. Dünyanın en büyük seyahat uygulamalarından biri olan TripAdvisor’ın 2015’te dünya genelinde 44.000 kişiyle yaptığı bir araştırmaya göre, tatilcilerin %42’si tatillerini planlamanın bir noktasında mutlaka akıllı telefonlarını devreye sokuyor, bu kesim “Connected Traveller” (Bağlı Gezgin) diye adlandırılıyorlar.

Giderek artan bu akıllı telefon uygulamaları seyahatin farklı süreçlerine hizmet ediyor. Bir kısmı sadece tatilin rezervasyon/ayarlama sürecinde yardımcı olurken, bir kısım uygulama ise tatilin daha eğlence kısımlarına odaklanmış durumda.

Rezervasyon tarafındaki bir uygulama olan Hopper isimli ucuz bilet uygulaması, size ne zaman bilet almanız gerektiğini, nasıl en uygun bileti alabileceğinizi söyleyerek tasarruf yapmanızı sağlıyor. Önceden bakmış olduğunuz bilet fiyatları düştüğünde, size notifikasyon veriyor. weekendia.me aracılığıyla kişi sayısı, nereden yola çıkılacağı ve tarih bilgileri yazılarak en az 150 Euro karşılığında, kişiye özel sürpriz tatil destinasyonu ve otel ayarlanıyor.

Tatile hazırlanma sürecinde yardımcı olmak amacıyla kurulan Packpoint ise gideceğiniz tatilin yerini ve türünü yazdıktan sonra tatilinize uygun bir valiz listesi hazırlıyor. Eşyaları valize koydukça da listenin üzerindeki maddeleri işaretleyebiliyorsunuz.

Son zamanlarda dünyanın her yerinde artan terör olayları sebebiyle ortaya çıkmış bir app olan Geosure ise şehirlerdeki bütün politik, çevresel ve sağlıksal gelişmeleri takip ederek, her bölge için ayrı bir güvenlik derecesi ortaya koyuyor; tatilcilerin en güvenli olacakları şekilde hangi bölgeyi ne zaman, ne amaçla, ne kadar uzun gezebilecekleri hakkında tavsiyelerde bulunuyor.

Bu gibi hayat kolaylaştıran uygulamaların yanında daha keyfe keder uygulamalar da bulunuyor. Mesela RunGo uygulaması, koşmayı sevenler için iyi ve güvenli koşu rotaları çıkarıyor, bu rota üzerinde sesli navigasyon veriyor ve civardaki görülmesi gereken önemli noktalara dikkat çekiyor. EasyJet’in, Barcelona Street Project ile işbirliği yaparak geliştirdiği “akıllı ayakkabılar” ise bir telefon uygulamasıyla senkronize olarak kullanıcıyı gideceği yere yönlendiriyor. Kişi yanlış yere saptığında ve varış noktasına gelindiğinde farklı şekillerde titriyor ve bu sayede turistlerin telefon ekranlarına gömülü olmadan şehirde gezmeleri sağlanıyor.

Peki, dünyada tatil planlama bu kadar ilerlemişken, Türkiye’de neler oluyor? Tatil planlama davranışları ve tutumları nasıl şekilleniyor görmek adına İstanbul’da yaşayan, 18-45 yaş arası ABC1C2 SES grubundan yurtiçi ve/veya yurtdışında tatil yapan 120 kişiyle biz de bir araştırma gerçekleştirdik.

Yurtiçinde tatil yapanların oranı %98, tatil için yurtdışına gidenlerin oranı ise %8. Görüşmecilerin yarısından fazlası senede 1 kez tatile çıktığını belirtiyor. Yılda 2-3 defa tatile gidenler ise görüşmecilerin %43’ünü oluşturuyor.

Tatil planlarken en çok tatilin bütçesine/maliyetine dikkat ediliyor. Diğer dikkat edilen etkenler ise gidilecek lokasyon, kalınacak yer ve gidilen yerde yapılacak aktiviteler.

Tatilde gidilecek yerin denize yakınlığı da sayılan diğer bir karar verici etken olarak karşımıza çıkıyor.

Görüşmecilerin %39’u, tatillerini planlama sürecinde (gidilecek yer, ulaşım, kalınacak yer, gezilecek görülecek yerler, yeme içme noktaları gibi konularda) öncesinde yardım alıyorlar.
Bu yardımlar daha çok tanıdıklardan, arkadaşlardan, tur acentelerinden ve internetten alınıyor.

Yardım almayı tercih edenler “tatile bilgi sahibi olarak gitmek”, “tatilin verimli geçmesi” ve “hayal kırıklığına uğramamak için” gibi nedenler ile yardım aldığını belirtiyor.

Görüşmecilerin %34’ü herhangi bir tatilini turizm acenteleri aracılığı ile planlamış. Neden turizm acentelerini tercih ettikleri sorulduğunda “sunulan kampanyalar, “ulaşım, emniyet, daha iyi planlama ve yönlendirme” gibi sebepleri belirtiyorlar. Bir de özellikle yurtdışı tatili için turizm acenteleri tercih edildiği söyleniyor.

Genellikle tatil için gidilecek yerlere tavsiye, bütçe, internette yapılan araştırmalar gibi faktörlerle karar veriliyor. Başka önemli kriterler ise denize yakınlık ve yeşillik bir alan olması. Tatilde kalınacak yerlere karar verirken, yine tanıdıkların tavsiyeleri, bütçe, internetten yapılan araştırmalar ve booking.com gibi sitelerdeki yorumlar etkili oluyor.

10 görüşmeciden 7’si, tatile çıkmadan gidecekleri yer hakkında bilgi topladığını söylüyor. Bu bilgileri en çok internet sitelerinden ve bloglardan toplarken, arkadaş ve tanıdıklardan da yüksek oranda bilgi alınıyor. Kitap gazete gibi basılı yayımlar ve akıllı telefon uygulamaları ise bilgi toplamak için pek tercih edilmeyen yöntemler. Tanıdıklardan bilgi almayı tercih edenler internetteki bilgilerin güvenilmez olduğunu düşünürken, internetten bilgi alanlar ise çok çeşitli bilgi ve yorumun olması ve fikir verebilecek görsellerin olması nedeniyle burayı tercih ediyor.

Tatil planlama ile ilgili yardımcı olan internet sitelerini duyanların oranı %54. Hatırlanan siteler arasında; Tripadvisor, Booking.com, Tatilsepeti, Tatilbudur, Trivago, Expedia ve Anı Tur, Jolly Tur, ETS gibi tur acentelerinin siteleri söyleniyor. Daha önce bu internet sitelerini tatillerini planlamak için kullananların oranı ise görüşmecilerin %46’sını oluşturuyor.

Tatil planlama ile ilgili yardımcı olan akıllı telefon uygulamalarından katılımcıların %40’ı haberdar. Uygulamalarda da yine internet siteleri ile aynı isimler biliniyor. Farklı olarak Grupanya da belirtiliyor. Bu uygulamaları daha önce kullananlar ise duyanların %25’ini oluşturuyor.

Bu tarz tatil planlama ile ilgili yardımcı olan siteler ve uygulamalar hakkında genel olarak olumlu bir görüş hâkim. İnsanlar kendilerini kontrolde hissetmeyi, tatile gidecekleri zaman ne ile karşılaşacaklarını önceden bilmek istiyor. Bu nedenle, artık internette her türlü yorumun, görselin bulunmasını yol gösterici olarak buluyor ve kolaylık olduğunu belirtiyorlar. Hali hazırda sunulan özelliklere ek olarak video özelliğinin ve canlı bağlantıların da gösterilmesini istiyorlar.

Tatile çıkarken gideceği yer veya kalacağı yer ile ilgili değerlendirmeleri okuyup takip edenlerin oranı %67. Görüşmecilerin büyük bir çoğunluğu için bu yapılan yorumlar karar verirken önem taşıyor. Başka söylenen bir sebep ise otelin yüksek puana sahip olmasının müşteri kalitesini de artırıyor olması. Bu puanlamaları ve değerlendirmeleri önemli görmeyenler ise zevklerin kişiden kişiye değişebileceğini ve doğru olamayabileceğini söylüyorlar.

Türkiye’de ve dünyanın geri kalanında internet üzerinden tatil planlama şekli değişkenlik gösteriyor. Seyahat hakkında çok sayıda soru ve ihtiyaca cevap veren uygulamaların olduğu bu zengin dünyanın, bilinme oranı bile Türkiye’de çok düşük görünüyor.

Önümüzdeki günlerde, gittikçe daha fazla alanda kolaylık sunan bu servislerin kullanım oranının artıp artmayacağını merakla takip edeceğiz.