5 Ekim 2012 Cuma

Gençle İletişim


For English Please Click

1980 ve sonrasında doğdular.

Türkiye'de 8 milyondan fazlalar.

Daha özgüvenli, sosyal ve eğlenceye düşkün bir jenerasyonlar.

Yetişkinliğe geçişleri geçmişteki genç jenerasyonlara göre çok daha uzun sürüyor.

İletişim kurulması zor bir kitle. İletişimi satışa döndürmek ise çok zor bir kitle.

Hayat felsefeleri Oscar Wilde’ın “Dünyada konuşulmaktan daha beter tek bir şey vardır, o da  konuşulmamak” söylemi.

İşte bu amaç doğrultusunda teknolojiyi insafsızca kullanıyorlar.

Hayatları sosyal ağlar, akıllı telefonlar, bilgisayar oyunları, Twitter ve Facebook ile çevrili.

Son dönemler daha derin içerik paylaşabilecekleri Instagram ve Tumblr hayatlarında hız kazandı.
İnternetsiz bir hayat ne demek bilmiyorlar.

Çoktan dijital evrende yaşam ekosistemleri ve paralel kimliklerini oluşturdular ve orada yaşamaya başladılar.

Bu gerçek olmayan kimlikleriyle sosyalleşiyorlar, flört ediyorlar, gerçek olmayan dost ağları kuruyorlar, fotoğraf paylaşıyorlar, övünüyorlar, yalan söylüyorlar, dedikodu yapıyorlar.

Her şeyleri anlık. Gece aşırı popüler olmak istiyorlar. Asiler. Kuralları reddediyorlar.

Peki bu zor kitleye ulaşmanın yolları nelerdir.

Öncelikle bir hatayı düzeltmekle başlayalım.

Anne babalar genç denince hep umuttan bahsederler. “Geleceğimiz gençlerimiz” söylemlerden en klişesi.

Oysaki gençler kendilerini anlatırken asla umuttan bahsetmiyorlar.

Geleceği taşıma sorumluluğunu reddediyorlar ve bu gibi söylemleri çok fazla “bayık” buluyorlar.

Gençler kendilerinden bahsederken genellikle korkularından bahsediyorlar.

Gençleri anlamanın birincil yolu korkularını anlamak.

En büyük  korkuları da sıradanlık.  Günlerin aynı rutinde ve aynı sıradanlıkta geçmesi.

İşte bu yüzden mutluluk hep anlık.

Mutluluk genç için bir kalp atışı. O an seni mutlu edecek bir şey yapma şansı yakalıyorsan yapacaksın.

Beklemeyeceksin.

Çığlık atacaksın. Şarkı söyleyeceksin. İstiklal‘de sokağa oturacaksın.

İletişimi yetişkin kitleden çok daha iyi anlama yetilerine sahip olmalarına rağmen, bilerek anlamak istemiyorlar. Yetişkinlere göre çok daha eleştiriye meyilliler.

Eğlenmediler mi, hiç anlatmaya çalışarak boşuna yormayın kendinizi, dinlemiyorlar. Eğlenmiyorlarsa anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar.

Kısa ve öz iletişimlerden hoşlanan bir kitleler.

Kısa ve öz olamadınız mı, fazla ayrıntı mı verdiniz, bu gereğinden fazla çaba gösterdiğiniz anlamına geliyor.

Asla gereğinden fazla çaba gösterilmemesi gereken bir kitledir.

Çünkü “cool” markalar gereğinden fazla çaba göstermez. Onlar çığırtkan değil. Onlar nerede neyi söylemesi gerektiğini bilen markalar.

Bu zor kitlenin tav olduğu belli konular var.

Tabi ki en önemlisi özgürlük teması.

Gençlerin tümü bir şekilde “otoriteye” karşı baş kaldırdığına inanıyor.

Kesinlikle hiçbiri kendini uysal olarak tanımlamıyor.

Bu başkaldırı ebeveyn, okul, sistem, belediye, ev sahibi, hocaya yönelik olabiliyor. Çoğunlukla da başkaldırının muhatabı bunun farkında bile olmuyor.

Baş kaldırılacak mutlaka biri veya bir şeyi buluyorlar.

Ancak bu mücadeleye değinecekse, reklamcının bu mücadele olgusunu kesinlikle abartmamasında fayda var.

Avrupa’daki "meslektaşlarına" nazaran, Türk gençlerin otoriteye karşı mücadelesi hayli zararsız ve sembolik görünüyor.

Dolayısıyla iletişiminizin vurgusu isyandan çok özgürlük üzerine yapılmalıdır.

Diğer önemli bir konu başlığı ise Şehir Efsaneleridir.

Gençler cool, komik, absürt şehir efsaneleri dinlemekten ve anlatmaktan çok hoşlanıyorlar.

“Abi arkadaşın biri, Pepsi Max içtim Aysun beni öpmedi diyerek, markayı dava etmiş” muhabbetidir bu.

Bu muhabbeti yaptıracak bir dayanak noktası oluşturması gerekiyor markanın.

Bunu yapmanın yollarından biri anlık popülarite kazanmış internet olaylarını hızlıca iletişime taşımak.

Eğer şehir efsanesi temalı bir iletişim yapacaksanız, markanın rolünü iletişimin absürtlüğünü bozmayacak şekilde konumlandırmanız gerekir.

Gençler yetişkinler kadar iletişimde marka görmek istemiyorlar.

Fazla zorlama olduğunu düşündükleri an markanın fazla “satışçı” olduğunu düşünüyorlar ve reddediyorlar.

Çok sevdikleri bir diğer konu da Romantikleştirilmiş Gerçeklikler.

İçerik romantik olacak ancak çok büyük aşklardan, çok büyük ideallerden bahsedilmesini sevmiyorlar.

Romantiklik belli gerçeklik sınırlarında sunulacak.

Aşk gerçek olacak. Samimi olacak.

Buradaki kilit noktalardan biri seçeceğiniz karakterlerdir.

Genç güncel hayatını reklamda görmek istemez.

O kendi hayatından daha ilgincini, daha maceracı olanını reklamda görmek ister.

Genç kendisi ile aynı olanla değil, kendinden daha serüvenci olanla özdeşleşmek ister.

Ancak karakterleri seçerken gerçek hayattan fazla uzak kalmamanız gerekir.

Levis 501’in rıhtımdan suya atlayan gençler sevilir.

Çocuk çirkindir. Kız değişim süreci içindedir. İkisi çok gerçektir, aşkları da öyle. Ancak o an yaptıkları
şey olağan değildir. Farklıdır. Bunun için bu iletişim sevilir.

Özet olarak, ne yaparsanız yapın, genç tüketici kitleyi asla küçümsemeyin.

Gençlere yönelik yapılan kötü bir iletişim, yetişkinlere yapılan kötü işlerden çok daha tehlikeli sonuçlar doğurur.

Bu kitlenin, yetişkinlere nazaran, WOM (kulaktan kulağa yayma yetisi) etkisi 4 kat daha yüksektir.

Dijitali insafsızca propagandalarını yapmak için kullandıkları için de, marka hakkında söyleyecekleri kötü bir sözün nerelere kadar varacağını hiçbir zaman öngöremezsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme