30 Nisan 2017 Pazar

Diyet Mi Light Mı Bilmem, Rejimdeyim Ben!

For English Please Click

Yaz yaklaşırken en sık konuşulan konulardan biri “yaza hazır” yani fit girmek oluyor. Kelime dağarcığımıza giren “Paleotik”, “Ketojenik”, “Dukan” diyetleri, “greyfurt diyeti” gibi şok diyetlerin yanı sıra, Pazartesi günleri başlayıp devamı gelmeyen diğer diyetler de yazın gelişiyle daha sık duyulmaya başlanıyor. Kilo vermek veya kilo korumak için bazıları belirli listeleri uygulayıp yeme alışkanlıklarını değiştirken, bazıları da yeme alışkanlıklarını çok değiştirmeden halihazırda tükettiği ürünlerin daha az kalorili versiyonlarını yemeye gayret ediyor.

İnsanların diyete oldukça fazla ilgi gösterdiği diyet endüstrisi pazarı da oldukça büyük hacimlere sahip. 2014 verilerine göre sırf Amerika’da diyet endüstrisi 65 milyar dolarlık bir pazar. Diyet endüstrisinin içerisinde kilo verme ve sağlık merkezleri, kilo verme amaçlı ameliyatlar, bilgilendirici kitaplar ile birlikte belki de tüketiciye en çok dokunan kategori olan diyet ürünleri (yemekler ve içecekler) bulunuyor.

Türkiye’de de özellikle son zamanlarda raflarda diyet/light ürünlerin sayısı giderek artıyor. İhtiyaçların ve taleplerin artmasıyla yeni markalar da diyet ürünler çıkartarak pazarı büyütüyor. Bazı markalar ise halihazırda piyasada olan ürünlerinin bir de diyet versiyonlarını çıkartmaya yönelmiş durumda. Artık cips, cola gibi “günahkar” ürünlerden tutun daha masum olan ton balığına, yoğurt, süt, peynire kadar neredeyse her ürünün light’ını bulmak mümkün.

Ara öğünlerde acıktıkça sağlıksız atıştırmalıklar tüketmek ve tatlı krizleri kilo verme veya korumanın önündeki en önemli bariyerler olduğundan bir taraftan, bu ihtiyaçlara yönelik yeni ürünlerin sayısı da artıyor. Atıştırmalık ihtiyacına hızlı ve kolay bir çözüm olan atıştırmalık barlar bunlara örnek sayılabilir. Nestlé Nesfit bu trendden geri kalmayarak granolasını tam tahıllı bar haline getirdi.

Üzerinde diyet diye belirtilmese de uzun süre tok tutup içerik olarak diğer atıştırmalıklara göre daha sağlıklı görünen Wasa, Tadımca, m life gibi markalar da kendi atıştırmalık çeşitlerini çıkardı. Sek Quark ise tatlı ihtiyacını karşılamaya soyunan markalardan biri olarak kendisini “iyi tatlı” olarak tanımlıyor.

Son zamanlarda sık duyup görmeye başladığımız başka bir konu da; diyet opsiyonları olan hazır yemek paketleri. Son dönemin popüler sistemlerinden olan hazır yemek paketleri, hem tekil satın alınabiliyor hem de abonelik seçeneği ile direkt kişinin evine veya işyerine teslim edilebiliyor.

Rafinera, Mealbox Fit, MİSA Mutfak gibi bu şirketler, kalorisi önceden belirlenmiş yemek menülerini diyetisyenler eşliğinde hazırlıyor. Biraz daha farklı bir konseptle bu işe girmiş olan Fit Kutu ise, ana öğünler yerine ara öğünlere odaklanıyor ve sadece atıştırmalıklardan oluşan paketler hazırlıyor. Bunun yanında her ay müşterilerine beslenme tavsiyeleri, motivasyon kartları ve tarifler gönderiyor. Saf Mutfak markasının altında ise 3-4 çeşit besleyici ve sağlıklı ara öğün Saf Snackbox kutuları ile tüketicilere gönderiliyor.

Yurtdışında da eve/iş yerine gönderilen bu paketli hazır yemek servisleri bolca bulunuyor. Hatta yemek servislerinin yanı sıra marketler de hazır diyet yemeklerini markalayarak tüketicilerle birçok noktada buluşturuyor. Waitrose, Tesco, Marks & Spencer gibi mağazalarda sadece ısıtılarak yenilebilen düşük kalorili hazır yemekler mevcut. Marks and Spencer’ın “Count On Us” adını verdiği marka altında 400 kaloriyi geçmeyecek diyet hazır yemekler bulunuyor. Tesco ise “Light Choices” markası altında, 3% ‘ten az yağ bulunduran ürünleri ve muadillerinden en az 30% daha az yağ bulunduran hazır yemekleri tüketicilerine sunuyor.

Her ne kadar diyet ürünlerin sayısı artsa da, beraberindeki tartışmalar da artıyor: Amerika’da 2016 yılında yapılan bir araştırma tüketicilerin diyet ve diyet ürünleri algısı yavaş yavaş değişmeye başladığını gösteriyor. Araştırma “diyet” teriminin önemini yitirmeye başladığını ve çoğu insanın diyet yapmanın ve diyet ürünlerinin sağlıksız olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor. Artık diyet ürünlerden çok “sağlıklı” ve “doğal” yemeklere doğru bir yönelme olduğu görülüyor.

Diyetisyenler de sık sık bir ürünün light olmasının aslında o ürünün gerçekten düşük kalorili olduğu anlamına gelmediğini söyleyerek, bir ürün diyet olsa da o ürünün ölçüsünün kaçırılmaması gerektiğinin altını çiziyor.

Markalar da algılardaki bu değişimle beraber tüketiciye ulaşabilmek adına artık sadece ürünlerinin diyet özelliklerini ön plana çıkarmak yerine daha bütünsel bir yaklaşım izliyor. Eti Form ve Nestlé Nesfit gibi markalar sadece diyet değil, sağlıklı yaşam ve egzersiz gibi konularda içerik üretiyor.
Sadece markalar değil, bilincin artmasına katkıda bulunmak için bizzat tüketiciler de bu alanda sürekli içerik üretiyor. Sosyal medyada yeni çıkan diyet/light ürünlerin incelemeleri, gerçekten kalorisinin düşük olup olmadığı, hatta tüketilmeli mi tüketilmemeli mi gibi konularda yorumlar yapılıyor. Dolayısıyla Instagram başta olmak üzere sosyal mecralar markalar için çok önemli bir mecra haline gelmiş durumda.

Biz de Türkiye’de şu anda diyet ürünlerin algısını, kilo koruma ve kilo verme ile ilgili beslenme alışkanlıklarını görebilmek adına bir araştırma gerçekleştirdik. Araştırmamız İstanbul’da 18-45 yaş arası AB C1 ve C2 SES grubuna dahil 100 kadın-erkek (%62 kadın) görüşmeciyle gerçekleşti.
Daha önce kilo verme amacı ile yediklerine dikkat edenler görüşmecilerin %56’sı iken, kilo koruma amacıyla yediklerine dikkat edenler ise görüşmecilerin %57’si.

Görüşmecilerin %21’i daha önce belirli bir diyet veya diyet listesi uyguladığını belirtti. Uygulanan diyet türü sorgulandığında genellikle diyetisyen ve doktorların tavsiyesi veya eşliğinde diyetler, protein ağırlıklı beslenme, detokslar ve ekmek/hamur işlerini bırakma gibi aşina olduğumuz diyet yöntemlerinden bahsedildi.

Diyet/light ürünler hakkındaki düşünceleri sorulduğunda görüşmecilerin yarısından fazlası diyet ürünler hakkında olumsuz görüş belirtti; tatsız/tutsuz oldukları, fazla tüketmemek gerektiği, yer yer tehlikeli olabileceği, düzgün beslenilirse ve dikkat edilirse bu tür ürünleri kullanmaya gerek olmadığı yönünde görüşler belirtildi. İçeriklerinde lif ve tahıl gibi yararlı içerikler olması, ara öğün olarak tüketilmesi açısından yararlı olduğu nedeniyle olumlu görüş belirten görüşmeciler de vardı.

Daha önce diyet/light ürün tüketenler görüşmecilerin %37si. Tüketilen ürünler oldukça geniş bir yelpaze çiziyor; süt yoğurt, peynir gibi süt ürünleri, bisküvi (yulaflı, kepekli), mısır patlağı, yulaflı barlar, galeta gibi atıştırmalıklar, mısır gevreği ve yulaf ezmesi diyet ürünlerin vazgeçilmezleri gibi görünürken, bunların yanında diyet kola, yağsız et ve dondurma sayılanlardan ürünlerden bazıları. Görüşmecilerin %11’i yeni çıkan diyet/light ürünleri denediklerini söyledi.

10 görüşmecinin 6’sının aklına diyet/light ürün üreten markalar gelmiş; Nestlé, Ülker, Eti, Sütaş, Pınar en çok söylenenler. Herbalife, Uno, Sek, Activia ise diğer söylenen markalar.

Ara öğünlerde kilo korumaya veya kilo vermeye yönelik diyet/light atıştırmalıkları görüşmecilerin %27si tüketiyor veya daha önce tüketmiş. Tüketilen atıştırmalıklar arasında özellikle marka belirtilerek Eti Form ve Nestlé Nesfit ürünleri söylendi. Bunlar dışında bisküvi, yoğurt, kuruyemiş, meyve ve mısır gevreği atıştırmalık olarak tüketilen diğer ürünlerden bazıları.

Kilo vermeye veya korumaya yönelik içecek tüketenler görüşmecilerin %19’u. Su da buna dahil olmak üzere soda, tarçın, limon, zencefil, elma gibi içerikleri olan karışımlar, yeşil çay, Cola Zero, Doğadan Form çaylar söylenenler arasında.

Kilo koruma veya kilo vermeye yönelik bilgiler alıp/takip ettikleri platfomlar bulunanlar görüşmecilerin %18’i. Bu platformlar detaylandırıldığında verilen cevaplar; diyetisyenler (özellikle Canan Karatay), TV, instagram, facebook, twitter öne çıkıyor.

Bu doğrultuda içerik paylaşan yaşam blogları, forumları ve sosyal medya hesapları ile ilgili görüşler ikiye bölünmüş durumda. Görüşmecilerin bir yarısı bu platformları olumsuz değerlendiriyor. Bunun sebepleri arasında sosyal medyanın güvenilir bulunmaması, verilen bilgilerin yanlış yönlendirebileceği sayılırken bir diğer yarısı ise olumlu görüş belirtiyor. Olumlu görüşlerin arasında da yararlanmak isteyenler için mantıklı olmaları, video bilgilendirmelerinin güzel olması, yemek tariflerinin ve egzersiz konusunda bilgilerin yardımcı olduğu söylendi.

Diyet yapmaya, kilo korumaya yardımcı olma amacıyla hazır yemek paketleri hazırlayıp gönderen sistemler anlatılıp sorgulandığında görüşmecilerin %44’ü bu oluşumlardan haberdar olduğunu belirtti. Genelde markalar hatırlanmasa da hatırlananlar: Mealbox, Rafinera ve Fit kutu.

Bu oluşumlar ile ilgili düşünceler sorgulandığında yine iki farklı kutupla karşılaştık. Olumsuz görüşler daha fazla olmak üzere bunun sebepleri arasında dışarıdan hazır alınan yemekleri yemeyi tercih etmemek, pahalı olmaları ve ev yemeklerinin tercih edilmesi söylendi. Olumlu görüş belirtenlerin sebepleri ise pratik olması, özellikle çalışanlar için yararlı olması.

Bu oluşumları kullanmamış veya kullanmayı düşünmeyenlere, (yani görüşmecilerin %90’ına) neden kullanmayacakları sorulduğunda: ihtiyaç olmaması, pahalı olmaları gibi sebepler belirtilirken, en fazla belirtilen sebep bu ürünlerin doğal, sağlıklı olarak algılanmaması ve görüşmecilerin kendilerinin evde yaptıkları doğal sağlıklı yemekleri tercih etmeleri.

Araştırma sonuçlarına baktığımız zaman, Türkiye’deki diyet ve diyet ürünleri algısının Amerika’da yapılan araştırma çıktılarıyla paralel olduğunu söylemek mümkün. Diyet ve diyet ürünler hakkında genellikle sağlıksız oldukları ve doğal olmadıkları yönünde bir görüş hakim olsa da diyet ürünler rafların en popüler ürünlerinden ve kilosuna dikkat eden büyük bir çoğunluk tarafından tüketiliyor.
Tutumlarla ve davranışların birbirini pek tutmadığını gördüğümüz bu kategorinin sezonsallıktan çıkıp yılın tümüne doğru yayılmaya başladığını görür gibiyiz...

I’m On Diet!

As summer approaches, one of the topics that is discussed the most is to “be ready for the summer”, that is to say, to be fit. In addition to the “Paleolithic”, “Ketogenic” and “Dukan” diets or the shock diets such as the “grapefruit diet” that have made their way into our vocabulary, other diets that start on Mondays only to be cast aside later on are heard more and more with the coming of summer. While some people tend to adhere to specific lists and change their eating habits in order to lose or maintain weight, others strive to eat lower calorie versions of what they already consume without changing their eating habits.

In conjunction with people’s great interest in diet, the diet industry has a rather large market volume. As per 2014 data, the diet industry in the United States only is a US$ 65 billion worth market. The diet industry is composed of weight loss and health centers, weight loss operations, informative books and diet products (food and drinks), the category that perhaps touches the consumers the most.

In Turkey, the number of diet/light products found on shelves has been gradually increasing especially recently. As need and demand increases, new brands keep on appearing and launching diet products and hence grow the market. Some brands have opted for launching diet versions of their current product line. It is now possible to find a light version of almost every product, from the sinful ones like chips or cola to the more innocent ones such as tuna fish, yoghurt, milk and cheese.

Since consuming unhealthy snacks in between meals and craving for sweets are the most important barriers that prevent us from losing or maintaining weight, the number of products that meet such needs has been increasing, too. One example of a quick and easy solution for nibbling needs is snack bars. Keeping up with this trend, Nestlé Nesfit has converted its granola into a whole grain bar. Even though there is no reference of diet on their packaging, brands such as Wasa, Tadımca and m life, that are known for products that seem to be healthier than other snack alternatives in terms of ingredients and keep you from going hungry for a long time, have all launched their varieties of snacks.

As a brand that is set for meeting the need for sweets, Sek Quark is defining itself to be the “good desert”.

Another topic we have come to hear and see lately is the ready-made meal packages with diet alternatives. One of the popular systems of recent times, the ready-made meal packages can either be bought singularly or delivered directly to your home or office with its subscription option. Companies such as Rafinera, Mealbox Fit or MİSA Mutfak prepare their meal menus with preset calorie counts under the supervision of nutritionists. Fit Kutu, which has a slightly different concept, focuses on snacks rather than main meals and prepares packages that are strictly comprised of quick bites. Moreover, they send nutritional advices, motivation cards and recipes to their subscribers monthly. Saf Mutfak delivers 3-4 varieties of nutritious and healthy snacks packed in Saf Snackbox boxes.

Ready-made meal packages delivered to home or office are plentiful in other countries as well. In addition to ready-made meal services, supermarkets offer ready-made diet meals under their own labels and make them available for consumers at a number of points of sale. Low-calorie meals that can only be consumed after heating them in the first place are found at stores such as Waitrose, Tesco and Marks & Spencer. Marks & Spencer’s own brand “Count On Us” comprises diet ready-made meals that are under 400 calories. Tesco offers products that have less than 3% fat and ready-made meals with 30% less fat with respect to equivalents under its “Light Choices” brand.

The controversies surrounding the diet products increase in line with the increase in the number of diet products: Research conducted in America in 2016 reveals that the perception of diet and diet products within the consumers’ mind is changing slowly. It also reveals that the term “diet” has been losing its significance and that most people now think that going on diet and the diet products are unhealthy. A tendency towards “healthy” and “natural” food rather than diet products is observed.

The nutritionists frequently articulate that a product being light does not necessarily imply that it is a low-calorie one. They also underline the fact that one should not eat diet products excessively counting on their dietary factor.

In relation to this shift in perception, brands now adopt an integral approach rather than just highlighting the dietary features of their products in order to reach their consumers. Brands such as Eti Form and Nestlé Nesfit now create content not only about diet but about healthy life and exercise, as well.

Moreover, not only brands but also consumers themselves do create content constantly in this field in order to contribute to heightened awareness. Reviews on new diet/light products, comments on whether their calories are low indeed or not and even whether they should be consumed at all or not are abundant on social media. For that reason, social media, and especially Instagram, have become very important for brands.

We have conducted a research in order to deduce the diet product perception and eating habits regarding weight loss and maintenance in Turkey. Our research comprised of 100 females (62%) and males (38%) who are 18-45 years of age, AB/C1/C2 SES and live in İstanbul.

56% of interviewees have previously watched what they eat in order to lose weight and 57% in order to maintain weight.

21% of the interviewees said that they went on a specific diet or followed a diet list previously. When asked about the types of diet that had been followed, dietary methods that we are familiar with were mentioned such as diets prescribed or supervised by nutritionists or doctors, protein based nutrition, detoxes and simply laying off bread/pasta.

When asked about their thoughts regarding diet/light products, more than half of the interviewees spoke against them. The opinions expressed: They are insipid, they shouldn’t be consumed much, they may sometimes be hazardous, they are not needed if one eats properly and watches what one eats. There were also interviewees that spoke in favor of them saying that they have beneficial ingredients like fibers and grains and it is healthful to consume them in between meals.

37% of the interviewees stated that they have previously consumed diet/light products. The products consumed span a wide range of alternatives. Dairy products such as milk, yoghurt or cheese, biscuits (oat, bran), pop corn, oat bars, snacks such as crackers, corn flakes and oatmeal appear to be indispensable diet products. In addition to these, diet coke, lean meat and ice-cream have also been mentioned. 11% of the interviewees said that they have tried new diet/light products.

6 out of 10 interviewees could name brands that produce diet/light products: The brands that were mentioned the most are Nestlé, Ülker, Eti, Sütaş and Pınar. Other brands that were mentioned are Herbalife, Uno, Sek and Activia.

27% of the interviewees have previously consumed or are consuming diet/light snacks in between meals in order to lose or maintain weight. Eti Form and Nestlé Nesfit were mentioned by specifically indicating brands. In addition to the aforementioned, biscuits, yoghurt, dried nuts/fruits, fruits and corn flakes are among the other products treated as snacks.

The ones who consume drinks in order to lose or maintain weight constitute 19% of the interviewees. Among the drinks mentioned are water, mineral water, blends with ingredients like cinnamon, lemon, ginger or apples, green tea, Coke Zero, and Doğadan Form teas.

18% of the interviewees follow platforms so as to obtain information on weight loss or maintenance. Among these, the most featured ones are nutritionists (especially Canan Karatay), TV, Instagram, Facebook and Twitter.

Opinions regarding blogs, forums and social media accounts that share content in this context are divided into two. Half of the interviewees have negative opinions saying that they find social media unreliable or the available information could be misleading. The ones who are in favor of such platforms say that they are reasonable for the ones who want to benefit from them, the informative videos are good and the recipes and the information on work-out exercises are helpful.

When the systems that prepare and deliver ready-made meal packages aimed at dieting and maintaining weight were explained and questioned about, 44% of the interviewees said that they were in the know of such entities. The ones that came to mind, even though the brands were not recalled in general, are Mealbox, Rafinera and Fit Kutu.

When we asked about their opinion regarding such entities, we observed that opinion was polarized. Negative views were more widespread. Reasons for these negative views were: People did not prefer to buy/order ready-made food, they thought/considered ordering food to be expensive, or they preferred home-made food. Those who expressed positive views said ordering food was practical and that it was convenient especially for the ones who go to work.

When we asked the interviewees who have never used or are not considering to use these (namely 90% of the interviewees) why they would not use them, one of the reasons was their expensive price. The reasons mentioned the most were these products not being perceived to be natural and healthy and that they preferred home-made, natural and healthy food.

When we have a look at the research findings, it is possible to say that the diet and diet product perception in Turkey is parallel with what the research conducted in America revealed. Although the prevalent opinion regarding diet and diet products is that they are unhealthy and unnatural, the diet products are among the most popular ones on the shelves and consumed by the majority of those who watch their weight. We can catch a glimpse of the times when this category, where attitudes and behavior are not consistent with each other, will fall out of seasonality and spread over the whole year...

31 Mart 2017 Cuma

İkinci El Eşya Alışverişinde Ana Motivasyonlarımız

For English Please Click

İkinci el eşya alışverişinin tarihi muhtemelen çok daha önceye dayansa da ikinci el kıyafet alışverişinin bilinen tarihi 1300’lere dek uzanıyor: o dönemlerde pahalı giysilere gücü yetmeyen ama bir yandan da şık giyinmek isteyenlerin kullandığı bir yöntem olarak ortaya çıkmış. Günümüzde ise ikinci el alışverişin yaygınlaştığını ve dolayısıyla gün geçtikçe büyüyen bir pazar haline geldiğini görüyoruz. Amerika’da ve Avrupa’da son yıllarda çıkan sürdürülebilirlik ve sadelik trendlerine de dokunan ikinci el piyasasının, thredUP’ın yayınladığı rapora göre, 2025 yılında 25 milyar dolar olması bekleniyor.

İkinci el eşya denildiğinde, geniş kapsamlı bir ürün skalası ve satış mecrası akla geliyor. Her türlü ürünün satıldığı, büyük perakende mağazaları gibi çalışan Ebay, Gittigidiyor gibi internet siteleri, tek bir amaç veya ürün skalasına odaklanan butik siteler ya da belli semtlerde yer alan eskici ve antikacıları da bu başlık altında saymamız mümkün.

Online alışverişin gelişmesiyle beraber kullanılmış eşyaları alıp satmak için online platformlar da paralel bir şekilde büyümekte: Türkiye pazarına yeni giriş yapmış olan letgo, kullanılmış eşyaların satılabildiği bir mobil uygulama. “Atsan atılmaz, satsan satılır” sloganı ile kendini tanıtan ve yarattığı platform sayesinde satış sürecini oldukça kolaylaştıran letgo, bilgisayardan mobile geçişin arttığı bu zamanlarda farklı arayüzü ile de öne çıkıyor.

Her türlü ürünün ikinci elini barındıran siteler dışında çoğunlukla ikinci el kıyafet alışverişine odaklanan Gardrops, Ortakdolap, Modacruz gibi internet siteleri de mevcut.

İşin tüketici tarafına baktığımızda, ikinci el alışveriş yaparken farklı motivasyonlara sahip tüketiciler görüyoruz. Fazlalık yapan eşyalarını elden çıkararak gelir elde etmek gibi ekonomik nedenlerin yanında, duygusal nedenler ile de bu alana yönelenler mevcut.

Marie Kondo’nun kitabı “Hayatı Sadeleştirmek için, Derle, Topla, Rahatla” ile iyice artan minimalizm trendi daha az eşya ile daha mutlu bir hayat felsefesini savunuyor. Forbes dergisinin yazdığına göre bu hareket insanları daha küçük evlere taşınmaya, eşyalarını ve kıyafetlerini azaltmaya yönlendirmiş. Marie Kondo kitabında mutluluk uyandırmayan eşyalarınızdan kurtulmanız gerektiğini ve sadece anlamı olan, duygusal bağ olan eşyaları tutmanız gerektiğini savunuyor. Haliyle de bu trend eldekileri çıkarmaya ve bağış yapmaya da motive ediyor.

Elindeki fazlalığı bağış yapmak isteyenler için bir çok alanda farklı seçenek mevcut: Belediyelerin koyduğu eşya kumbaraları ya da Eşyapaylaş.com, freecycle.com gibi satış yapılmayan ve sadece bağış üzerine kurulmuş online platformlar, eşyalarını vermek isteyenler ile almak isteyenleri buluşturuyor.

İkinci el ürün satın alma tarafında ise yine iki taraflı bir durum söz konusu.

Otomobil, telefon ve elektronik eşya gibi sektörlerde ikinci el alışverişin en temel motivasyonu ekonomik nedenler üzerine kuruluyor. Bu sektörlerin ikinci el piyasası içinde büyümesinde, kullanılmış ürünler ile yeni ürünler arasındaki fiyat farkı çok önemli bir etken. Greendust adlı bir ikinci el alışveriş platformunun kurucusu Hitendra Chaturvedi, satılan her yeni 100 araç için 120 tane ikinci el araç satıldığını belirtiyor. Bu potansiyeli gören şirketler ise bu alanda genişlemeyi ve büyümeyi öncelik haline getirmiş durumdalar.

Ekonomik sebeplerle 2. el ürün satın alanlar kadar bunu duygusal sebeplerle yapan bir kesim tüketici de mevcut. Özel bir ürün bulma, tarihi özelliği olan, hikayesi olan bir ürüne sahip olma isteği ve bu ürünleri ararken yaşanan deneyim de kişilerin duygusal motivasyonları arasında. Vintage ve antika ürünler satan dükkanlar içerisinden alışveriş yapma deneyimini hazine avına çıkmaya ya da tarih içinde yolculuk yapmaya benzeten tüketiciler var. Aynı zamanda kaliteli, popüler markaları ulaşılabilir fiyatlara bulma olasılığı ve karışık bir mağazadan ya da internet sitesinden farklı bir parça bulmanın verdiği keyif de, ikinci el eşya alımında hem ekonomik hem de duygusal nedenleri bir arada yaşatıyor.

Biz de ikinci el alım satımı ile ilgili Türk tüketicilerin neler düşündüğünü ve motivasyonlarını görebilmek adına bir araştırma gerçekleştirdik. Araştırmamız İstanbul’da kadın-erkek, 18-45, ABC1C2 sosyoekonomik grupta bulunan 100 görüşmeciyle gerçekleşti.

Eşyaların ikinci el olarak satışa çıkarılması konusunda ne düşündükleri sorulduğunda görüşmecilerin bir kısmı “geri dönüşüm açısından iyi olduğunu”, “eşyalar kaliteli durumdaysa iyi bir şey olduğunu” ve “ekonomik açıdan mantıklı olduğunu” söyledi. Bir kısım görüşmeci için ise eşyaları ikinci el satışa çıkarmak gelir kaynağı düşüklere yönelik bir durum (“Özellikle öğrenciler için mantıklı”, “ihtiyaç duyanlar için iyi bir şey”) gibi algılanıyor. İkinci el eşya satmaya olumsuz yaklaşan görüşmeci sayısı ile oldukça az.

Görüşmecilerin %63’ü herhangi bir ikinci el eşya satma ve satın alma platformunu bildiğini söyledi. Belirtilen platformlar daha çok online platformlar olmak üzere; letgo, sahibinden.com, gittigidiyor.com, facebook ikinci el grupları, esnaflar ve spotçular.

Daha önce herhangi bir ürünü ikinci el satışa çıkaranlar görüşmecilerin %44’ü. Bunun için de çoğunlukla internet üzerindeki platformlar tercih edilmiş (facebook, sahibinden, letgo). İkinci el satışa çıkarmayı spotçular, tanıdık yoluyla veya yüzyüze yapanlar az sayıda da olsa mevcut.
Daha önce 2. el satışa çıkarılan ürünler sorulduğunda gelen cevaplar ağırlıklı olarak elektronik, beyaz eşya ve ev eşyasıyken bunlar dışında “karavan”, “jeneratör”, “araba”, “arsa”, “bebek eşyaları” gibi cevaplar söylendi.

Eşyaları ikinci el satışa çıkarma motivasyonları 3 ana başlık altında toplanmış “model yükseltmek/değiştirmek/yenilemek”, “ihtiyaç olmaması” ve “paraya ihtiyaç duyulması”.
2. el satışa çıkarılan/çıkarılması tercih edilen ürünler para etmeleri, eskileri tutmanın anlamı olmadığı, stok yapılamayan ürünler yani daha çok elektronik eşyalar (bilgisayar, televizyon, telefon), mobilya, beyaz eşya ve araba gibi eşyalar. Bunun dışında kısa süreli kullanılan ürünlerin (bebek eşyaları) de ikinci el satışa çıkarılması tercih ediliyor. Kişisel eşyaların ise ikinci el satışa çıkarılmasının sağlıklı olmadığını düşünen görüşmeciler var.

Belediyelerin, sosyal yardım kuruluşlarının aracı olduğu ikinci el eşyaları bağışlamaya yönelik yardım kampanyalarını görüşmecilerin %42si duyduğunu belirtti. “Kumbara kampanyası”, “geri dönüşüm kutuları”, “depremde yardım toplama” “oyuncak, eski eşya, kıyafet ve kitap toplama” duyulan ve bilinen kampanyalardan bazıları.

Görüşmecilerden %43’ü daha önce ikinci el eşya satın aldığını belirtmiş. İkinci el eşya alımı ile ilgili düşünceleri sorulduğunda “israfı önlemesi nedeniyle iyi bir şey”, “eşyanın durumu iyiyse alınabilir” cevapları gelirken bir yandan da tıpkı ikinci el eşya satımında olduğu gibi ikinci el alımı da ekonomik yetersizliğe bağlayan görüşmeciler oldu. (“Bütçe yetmediği durumlarda olabilir”, “ihtiyaç varsa olabilir”). İkinci el alımı tercih etmeyenler, araç dışında ikinci el almayı düşünmeyenler, bunun yanında bir de ikinci el eşya satın almaya güvenmeyenler de var.

İkinci el eşya satın almak için kullanılan platformlar çoğunlukla online platformlar (letgo, sahibinden.com). Dükkanların kendilerinden, ikinci el kıyafetçilerden, spotçulardan da az sayıda da olsa bahsedildi.

Daha önce satın alınan ikinci el eşyalar arasında “telefon”, “fotoğraf makinesi” gibi elektronik eşyalar, “ev eşyası”, “beyaz eşyalar”, “araba parçaları”, “plak”, “kıyafet”, “takı”, “fotoğraf makinesi”, “saat” belirtildi.

Bu eşyaları neden ikinci el almayı tercih ettikleri sorulduğunda çoğunlukla elektronik eşyalar için “0’ının pahalı olması”, beyaz eşya ve mobilyaların “geçici süre kullanılacağı sebebiyle” veya “bekar olunduğu için 0 almak istememeleri”, kıyafetlerin ise “eski olmasının hoşa gitmesi sebebiyle” tercih edildiği belirtildi.

İkinci el eşya satın almak için daha çok online platformlar tercih edilirken, ikinci el satmadan farklı olarak güven duygusu devreye girdiğinden ve görerek almanın önemi arttığından, mağazalar da ikinci el eşya satın almak için tercih edilmekte.

İkinci el alımı tercih edilen ürünler “ucuz olduğundan” ve “temiz olduğundan” elektronik eşyalar. Küçük eşyaları ikinci el almanın gereksiz olduğunu düşünenler ise araba, ev eşyaları gibi ürünleri ikinci el almayı tercih ediyor. Antika ürünler, bebek eşyaları da ikinci el alımı tercih edilen diğer ürünler (“antika eşyalar tarihi ve zamanı geçtikçe değer kazanıyor, güzelleşiyor.) Genel olarak baktığımızda daha çok kişisel olmayan, kıyafet dışı ürünler tercih ediliyor.

Görüşmecilerin %6’sı ikinci el kıyafet dükkanlarından alışveriş yaptığını belirtti. Gömlek pantolon çanta, takı, gözlük, elbise çoğunlukla alınması tercih edilen kıyafetler. Görüşmecilerin %8’i ise daha önce antika eşya aldığını söyledi. “Kapalı çarşı”, “letgo”, “Feriköy antika pazarı” antika alınan yerlerden bazıları. “Sanatsal değerinin olması” “tasarımların eskimemesi ve trendlerden bağımsız olması” “koleksiyon yapma amaçlı” olması antika ürün alma motivasyonları arasında belirtildi.

Araştırma sonuçlarına baktığımızda Türk tüketicilerin de ikinci el alışverişine ekonomik ve duygusal olarak baktıklarını görebiliyoruz. Teknolojinin gelişmesi ve ikinci el alım satım işlerini kolaylaştıran uygulamaların da ortaya çıkmasıyla tüketici davranışlarının şimdiden değiştiğini gözlemliyor ve nasıl devam edeceğini merakla bekliyoruz.

Bu değişim sürecinde ikinci el pazarında, sadece ekonomik motivasyonları değil, duygusal ihtiyaçları da karşılayacak markaların kategoride fark yaratacağını öngörüyoruz.

Primary Motivations For Second-Hand Shopping

While second-hand goods shopping may date back to probably very old times, the known history of second-hand clothes shopping goes back to 1300s: It emerged as a means used by those who couldn’t afford expensive clothing but nevertheless wanted to dress elegantly. Today, we see that second-hand shopping has spread widely and hence has become an ever-growing market. The second-hand market that also touches upon the sustainability and simplicity trends that have emerged in America and Europe in recent years, is estimated to be worth US$ 25 billion in 2025 according to the report published by thredUP.

When we speak of second-hand goods, a wide range of products and sales channels come to mind. It is possible to include web sites such as Ebay and GittiGidiyor that operate as big retail stores where all kinds of products are sold, boutique web sites that focus on a particular object or product range or junk shops and antique shops located in certain neighborhoods under this topic.

With the development of online shopping, online platforms to buy and sell used goods is growing as well: letgo that has just been launched in Turkey is a mobile app where used goods can be sold. It promotes itself with the slogan “You can’t ditch it by throwing it away but it will be sold if you put it up for sale” and makes the sales process quite easy with the platform it created. letgo also shines out with its distinctive interface in our times when the shift from computers to mobiles is on the rise.

In addition to the web sites that carry all kinds of second-hand products, there also are those web sites such as Gardrops, Ortakdolap or Modacruz that focus mostly on second-hand clothes shopping.

When we have a look at the consumer aspect of the business, we see consumers with different motivations for second-hand shopping. Along with the ones who want to generate an income by disposing off the items that they find redundant, there also are those who turn towards this domain for emotional reasons.

The minimalist trend that has gained momentum with Marie Kondo’s book “The Life-Changing Magic of Tidying Up” upholds a philosophy of life that suggests a happier life with less. According to an article in Forbes magazine, this movement urged people to move in to smaller houses and to reduce the number of their belongings and clothes. Marie Kondo argues in her book that you should get rid of your belongings that don’t give you joy and happiness and keep only the ones that mean something to you and you have an emotional bond with. Consequently, this trend motivates people to release or donate what they have on hand.

There are various alternatives in numerous fields for those who want to donate their extra belongings: The clothing bins placed by the municipalities or online platforms such as esyapaylas.com or freecycle.com, where there are no sales taking place and are strictly for donation, brings those who want to give away their belongings with the ones who want to receive them.

There also is a bilateral situation with the buying aspect of the second-hand business.

The basic motivation for second-hand shopping in segments such as atomobiles, phones or electronic appliances is based on economic reasons. The price difference between used products and new products is a critical factor for the growth of these segments within the second-hand market. The founder of Greendust, a second-hand shopping platform, Hitendra Chaturvedi reflects that 120 second-hand vehicles are sold for every 100 new vehicles sold. The companies that see this potential are giving precedence to expanding and growing in this domain.

In addition to the consumers who buy second-hand goods for economic reasons, there is also a segment of consumers who does so for emotional reasons. The desire to find a specific product, to own a historic item or something that has a story behind it and the experience of shopping expedition itself are among the emotional motivations of people. There are consumers who liken the experience of shopping from vintage and antique shops to a treasure hunt or traveling into history. While at the same time, the possibility of finding popular brands at attainable prices and the joy of hunting for an unusual item at a jammed store or a web site bring the economic and emotional reasons for second-hand buying together.

We have conducted a research in order to determine what Turkish consumers think about second-hand buying and selling and identify their motivations. Our research comprised of 100 females and males who are 18-45 years of age, AB/C1/C2 SES and live in Istanbul.

When they were asked what they thought about putting second-hand goods up for sale, some of the interviewees said “it is fine in terms of recycling”, “it is a good thing if the items are in pristine condition” and “it is economically logical”. For others, putting second-hand goods up for sale is perceived as something that applies to people with low income (“it is logical especially for students”, “it is a good thing for the ones in need”). The number of interviewees who have a negative approach to selling second-hand items is quite low.

63% of the interviewees said that they knew platforms where second-hand goods are sold and purchased. The platforms that were mentioned, mostly online, are letgo, sahibinden.com, gittigidiyor.com, facebook second-hand groups, tradesmen and spot commodity sellers.
44% of the interviewees put second-hand products up for sale previously. Online platforms were mainly preferred (facebook, sahibinden, letgo) for this purpose. There are some, though low in number, who have put second-hand products up for sale through spot sellers, acquaintances or face to face.

The second-hand products that were put up for sale previously were mainly electronic appliances, major appliances and household goods. In addition to those, “caravan”, “generator”, “car”, “land” and “baby  products” were mentioned.

The motivations behind putting second-hand goods up for sale can be classified under three titles as “model upgrading/changing/renewing”, “there is no need for it” and “need for money”.

Goods that were put up for second-hand sale/chosen for second-hand sale were the ones that would bring money, those that were discarded because it made no sense to hold on to them, non-stockable items, namely, electronic appliances (computers, TVs, phones), furniture, major appliances and cars. Apart from this, items that were used for a short period of time (baby products) were chosen to be put up for second-hand sale. There are some interviewees who think that it is not healthy to put personal items up for second-hand sale.

42% of the interviewees stated that they had heard about the aid campaigns organized by municipalities and social welfare institutions for donation of second-hand goods. Some of the campaigns that were heard or known of are“piggy bank campaign”, “recycle bins”, “charity collection after the earthquake” and “collection of toys, old items, clothes and books”.

43% of the interviewees stated that they had purchased second-hand goods before. When asked about their thoughts regarding buying second-hand goods, the answers received were “it is a good thing since it prevents waste” and “could be purchased if the item is in pristine condition”. On the other hand, there were some interviewees who attributed second-hand buying to economic insufficiency as was the case for second-hand selling, too. (“Could be possible when the budget is insufficient”, “could be possible if there is need”.) The are also those who don’t prefer second-hand buying, who don’t consider second-hand buying except for vehicles and the ones who don’t have trust in buying second-hand goods.

The platforms used for buying second-hand goods are mostly online (letgo, sahibinden.com). Tangible shops, second-hand clothing shops and spot sellers were mentioned as well, though at the very least.

Second-hand goods bought previously were listed as “electronic appliances such as phones and photo cameras”, “household goods”, “major appliances”, “car parts”, “vinyls”, “clothes”, “jewelry” and “watches”.

When asked about the reasons why they preferred to buy these items second-hand, the interviewees replied they preferred them because “the new ones were expensive” for electronic appliances, “they were going to be used for a short period of time” or “they didn’t want to buy them new since they were single” for major appliances and furniture and “they liked that they were worn” for clothing.
Although online platforms are mostly preferred for buying second-hand goods, tangible stores are also favored – in contrast to when selling second-hand goods – because of the trust factor and the importance of checking the item out prior to purchase.

The products that are preferred to be bought second-hand are electronic appliances for “being cheap” and “being clean”. Those who find it unnecessary to buy small appliances second-hand mostly prefer to buy products such as cars or household goods second-hand. Antiques and baby products are other items that are preferred to be bought second-hand (“antiques become more valuable and beautiful as time gores by”). When we take a general look at them all, non-personal products and goods other than clothes are preferred the most.

6% of the interviewees stated that they were shopping from second-hand clothing shops. Shirts, trousers, bags, jewelry, glasses and dresses are the items that are preferred the most.
8% of the interviewees said that they had bought antiques previously. “Grand Bazaar”, “letgo”, “Ferikoy antique market” are among where antiques were bought. Some of the motivations for buying antiques were listed as “having artistic value”, “designs not going old and free from trends” and “for collecting purposes”.

When we have a look at the research findings, we see that Turkish consumers, too, regard second-hand shopping in economic and emotional terms. With the technological developments and the emergence of apps that would smooth the way for second-hand buying and selling, we can observe the change in consumer behavior in advance and can’t wait to see how things will proceed.
In this period of change, we foresee that brands that correspond to not only the economic motivations but the emotional ones as well will make a difference within the second-hand market.

28 Şubat 2017 Salı

Bildiğimiz Çayın Ve Kahvenin Bilmediğimiz Halleri

For English Please Click

Bildiğimiz şekliyle çay ve kahve hayatımızda çok uzun süredir var olsa da, -tüm kategorilerde olduğu gibi- birtakım önemli trendlere kayıtsız kalamayarak hem Türkiye’de hem de dünyada bir değişimden geçiyor. “3. dalga kahve”, “coldbrew”, “rooibos blend”, “soğuk demleme çay” gibi pek de alışkın olmadığımız tanımları, son zamanlarda sıkça duymaya başladık.

Ulaşılan bugünkü noktayı anlamlandırmak için öncelikle çayın ve kahvenin hangi gelişmelerden etkilendiğine bakmak gerekiyor.

Çay ile başlayacak olursak; bugün sadece ülkemizde değil, tüm dünyada yerini her geçen gün daha da sağlamlaştırarak, kendi etrafında oluşan kültürüyle birlikte yaşıyor. Bu çay kültürü o kadar güçlü ki MarketWatch’ın verilerine göre; 2016’da 14.45 milyar dolar olan küresel çay pazarının, 2024’te 21.33 milyar dolar’a yükseleceğini öngörüyor.

Çay, elbette ülkelerin damak zevklerine ve kültürlerine göre farklı şekillerde demlense ve tüketilse de; son zamanlarda “wellness” trendinin de etkisiyle (içindeki antioksidan miktarının yüksek olmasından ve bitkisel infüzyonların sağlığa birçok yararı olduğunu bilindiğinden) önemi ve popülaritesi gittikçe artmaya başladı. Menülerdeki çay bazlı içeceklerin her geçen gün artmasının ötesinde, farklı cinslerdeki çayların alkollü kokteyl reçetelerinde de paralel bir artışla kullanılmaya başlaması ayrıca dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz yılın Küresel Çay Pazarı’ndaki en büyük çay trendlerinden biri de soğuk demleme çay oldu. Soğuk demleme (coldbrew) kahvelerden alınan ilhamla ortaya çıkan bu usül ile, çayın lezzeti tat, koku ve ağız hissi olarak üçe ayrılmış oldu. Dünyadaki artizan çay üreticilerinin yanısıra, global çay devi olan Lipton da bu trendle beraber soğuk suda demlenen çay serisini piyasaya sürdü.

Çayı bu kadar seven bir topluluk olarak dünyada çay trendleri geliştikçe biz de gerisinde kalmadık. Hepimizin bildiği gibi Türkler için çayın çok ayrı bir yeri var: kişi başı çay tüketimine bakıldığı zaman Türkiye açık ara ile ilk sırada. Son dönemde özellikle büyük şehirlerde açılmaya başlayan modern ve artizan çay mekanları da bunun bir göstergesi. Bu modern çay mekanlarının öncülerinden biri Dem. 60 çeşit çay alternatifiyle damak zevkinizi birleştirip ister sert ister hafif, kokulu veya kokusuz aradığınız çayı bulabileceğiniz ve merak ettiğiniz çayların tarihlerini öğrenebileceğiniz bir yer. Dünyanın farklı yerlerinden özel çayları bir araya getiren Chado’da ise, özel getirtilen çayları koklayıp tatmakla kalmayıp kendi harmanınızı oluşturabiliyorsunuz.

Modern ve artizan çay mekanları konusunda –önemli- bir adım da Starbucks’tan geliyor. Starbucks, 2017 yılı için planlarını açıklarken, kendi bünyelerinde bulunan Teavana adındaki çay zincirlerinin Türkiye’de açılacağını duyurdu. Burası da tıpkı Starbucks gibi ancak kahve yerine tamamen çay konseptine sahip bir mağazalar zinciri olacak. Hatta Starbucks’ın öngörülerine göre bundan yakın bir gelecekten itibaren, elde edecekleri cironun üçte biri kahveden, üçte ikisi ise çaydan gelecek.

Çayın bir hayli geliştiği son dönemde kahve de kendi içinde değişimler geçirmeye başladı. Yaşam temposunun hızlanması nedeniyle insanlar artık hareket halindeyken kafein almayı tercih ediyor. Bununla beraber perakendeciler de, sipariş vermeyi hızlandırmak ve alışverişi sıklaştırmak için yeni yollar deniyor. Bir diğer yandan; “özel” kahvelere olan ilginin artması, kahvenin şu ana kadarki en üst noktası olan üçüncü dalgayı hayatımıza soktu.

Üçüncü dalga kahveciler, kahveyi çekirdek olarak alıp kendi kavuran, farklı pişirme ve demleme yöntemleri deneyen kahveciler. Çekirdeklerin özellikleri ve kahvenin hangi tür yöntemlerle işlendiği bu noktada çok daha fazla önem kazanıyor. Nitelikli kahve, nitelikli çekirdek, kendine özgü tatları olan çekirdeklerin üretimi gibi detayların ön plana çıktığın bu bölümde baristalar kahve demleme teknikleri geliştirerek en iyisinin peşinde koşuyorlar.

Petra, Kronotrop ve MOC kahveye önem ve değer veren bu akımın örneklerinden. Ancak, üçüncü dalga kahvesi içmek için mutlaka bir yere gitmeniz gerekmiyor. Tıpkı online çay siteleri gibi kahve siteleri de bulmak mümkün. Örneğin, Kafeingo gibi siteler yurtdışından kahve çekirdeği getirip, istediğiniz kahve türünü dilediğiniz şekilde kavurup kapınıza teslim ediyorlar.

Soğuk demleme kahveler de bu üçüncü dalga kahve trendinin önemli bir sonucu. Öğütülmüş kahve formatında yeni bir ilgi alanı yaratan soğuk kahve, diğer hazır kahvelere göre göre daha çok emek isteyen ve daha yoğun yöntemler kullanılan bir tür.

Soğuk kahvelerin orijinal öncüleri Grady's ve Chameleon Cold Brew markaları olsa da, hızlı gelişen bu endüstriye Peet’s Coffee and Tea, Starbucks gibi markalar katılmakta tereddüt etmedi. Bu soğuk kahve trendi, artık kendini evde imal ettirecek talep seviyesine ulaşmış durumda. Yakın zamanda Starbucks tüketicilerin evde Starbucks soğuk demleme kahve yapmasını sağlayan Cold Brew Pitcher paketlerini duyurdu. Evde soğuk kahve demleme fikri tüketiciler için de ev tüketimi bağlamında önemli bir yenilik. Değişik tatlar, ekstra içerikler, süt seçenekleri gibi beraberinde getirdiği işlevsellik ve kişiselleştirme imkanları, soğuk kahve portföyünü genişletebilecek potansiyel nedenlerden sayılabilir.

Çay ve kahve sektörü dramatik bir şekilde değişmeye devam ederken, biz de Türkiye’de trendlerin ne durumda olduğunu ve nasıl hayat bulduğunu görmek için bir araştırma gerçekleştirdik. Araştırmamız İstanbul’da 18-45 yaş arası AB C1 C2 SES gruplarından toplam 100 kadın ve erkek ile gerçekleşti.
Görüştüğümüz kişilerin %95’i çay tükettiğini söyledi. Kahve tüketenler ise görüşmecilerin %89’u. Hem kahve hem çay içenlere daha çok hangisi içildiği sorulduğunda %74’ü çayı tercih ettiklerini belirtti.

Çay içenlere evde çay içip içmedikleri sorulduğunda %95’i evet cevabını verdi. Bu kişilerden %34’ü de evde yaptıkları çaylara farklı malzemeler ve içerikler kattıklarını, harmanlayıp karışımlar yaptığını söyledi. Genellikle bu çeşit çayları “iki çeşit çayı harmanlayarak” veya çayın içine “ıhlamur, nane, tarçın, zencefil, kuşburnu, karanfil, bal ve tomurcuk” koyarak yaptıklarını belirttiler. Çayın içine neden farklı içerikler kattıkları sorulduğunda ise “tadını daha güzel hale getirmek için”, “çayı daha kaliteli yapmak için”, “kokusu için”, “sağlıklı olduğu için” cevapları verildi. Evde çay olarak neredeyse tamamen (%85) siyah çay tercih ediliyor. Geriye kalanlar ise bitki çayını ve beyaz çayı tercih ediyor.

Dışarıda çay içenler görüşmecilerin %84’ü. Dışarıda çay içildiğinde yine çoğunlukla siyah çay içiliyor. Siyah çaya ek olarak bitki çayı, yeşil çay, kış çayı ve beyaz çay gibi çaylar da dışarıda içilen çaylardan. Dışarıda farklı malzemeleri/ içerikleri/ aromaları içine katarak veya birden fazla çayı harmanlayarak yapılan karışım çaylarını içenler ise %15. Evde yapması biraz daha uğraş isteyen kış çayları, ıhlamur, bitki çayları, chai tea latte gibi çaylar bunların arasında yer alıyor.

10 görüşmeciden 4’ü halihazırda Starbucks, Kahve Dünyası gibi kahve evlerinde çay içtiğini belirtti. Starbucks’ın yeni açacağı Teavana çay zincirinin konsepti anlatılıp ne düşüldüğü sorulduğunda çoğu kişi olumlu görüş belirterek denemek isteyeceklerini söyledi, hatta görüşmecilerin %68’i gitmeyi düşüneceğini belirtti. Siyah çayı tercih edenler için ilgi çekici bir konsept olmasa da “kendi kültürümüz dışındaki çayları deneme şansı sunduğundan”, “farklı tatları deneyip damak tadına uyup uymayacağını görmek istediğimden”, “merak ettiğimden” gibi nedenlerle veya en basit şekliyle “çay sevdiğimden” gibi bir sebeple görüşmecilerin çoğu bu mekana gitmeyi düşüneceklerini belirtti.
Gitmeyeceklerini belirtenler ise sebep olarak “çaya fazla para vermek istemediğimden”, “klasik yerleri tercih ettiğimden” gibi cevaplar verdi.

“Şu ana kadar denediğiniz en ilginç çay neydi?” diye sorulduğunda “bergamotlu çay”, “kaçak çay”, “sodalı çay”, “büyülü boz çayı”, “armut çayı”, “afgan yeşil çay”, “ekinezya çayı” verilen cevaplardan bazıları...

Araştırmamızda kahve tüketiminin irdelendiği bölümde ise görüşmecilerin %92’si evde kahve içtiğini belirtti. Evde de yine daha çok klasikten yana tercih kullanılarak Türk kahvesi içiliyor. (%67). Türk kahvesinden sonra ise en çok hazır granül kahve ve filtre kahve içiliyor.

Evde kahve yaparken içine farklı içerikler/malzemeler katanların oranı %14. Bu içeriklerden bazıları “bal”, “damla sakızı” ve “çikolata”.

Dışarıda kahve içenlerin oranı %83. Dışarıda yine en yüksek oranda türk kahvesi içilirken, %12 filtre, %10 nescafe, %7 mocha, %3 latte, %3 espresso ve %3 americano içiyor. Evde yapılması görece daha zor olan kahvelerin tercih edilme olasılığı dışarıda kahve içildiğinde artış gösterebiliyor.

“Üçüncü dalga kahve”yi görüşmecilerin yalnızca %2’si duymuş, duyanların hepsi de denemiş. “Üçüncü dalga kahve”yi duymayanlara önce ne olduğu anlatılıp sonra hakkında ne düşündükleri sorulduğunda “değişik aromaların kahvede iyi olacağı”, “değişik tatlar keşfetmenin güzel olduğu” cevapları verildi. Bir kısım görüşmeci ise geleneksel tatları sevdiğinden farklı tatları denemeyi düşünmediğini belirtti.

“Şu ana kadar denediğiniz en ilginç kahve neydi?” diye sorulduğunda “mardin kahvesi”, “çilekli kahve”, “mırra”, “kum kahvesi”, “boşnak kahvesi”, “dibek kahvesi” “menengiç” “bodrum mandalinalı kahve” ve “Starbucks’ta içilen yeni yıl kahvesi” gelen cevaplardan bazıları.

Hayatımızın bu kadar içinde olan çay ve kahvenin etrafımızda olup bitenlere kayıtsız kalması elbette beklenemezdi: artizan çaylarla ve üçüncü dalga kahve anlayışıyla tam da böyle bir ortamda tanıştık.
Ancak görünen o ki her ne kadar artizan çay anlayışı ve üçüncü dalga kahveciler giderek daha fazla karşımıza çıkıyor olsa da Türk kahvesi ve siyah çay gerçeğinin de pabucu kolay kolay dama atılabilecek gibi değil.

Yine de geleneksel tüketicilerin içinde dahi giderek artan farklı tatları deneme isteği ve bir katılımcının belirttiği üzere “farklı kültürleri çay-kahve üzerinden bile olsa tanıma” motivasyonu önümüzdeki günlerde yerel pazar dinamiklerini nasıl etkileyecek, içecek markaları bu şartlara nasıl adapte olacak, durumun diğer kategorilere etkisi nasıl olacak, bir yandan çayımızı kahvemizi içerken hep birlikte göreceğiz...

27 Şubat 2017 Pazartesi

Unknown States Of The Good Old Tea And Coffee

Even though tea and coffee as we know them have existed in our lives for a very long time, they can’t stay indifferent to certain significant trends – as is the case with all the other categories – and are going through a change both in Turkey and around the world. We have recently started to frequently hear terminology such as “third wave coffee”, “cold brew”, “rooibos blend” or “cold infused tea” that we haven’t been all that familiar with.

First things first, we need to have a look at the developments that tea and coffee are affected from in order to interpret the current situation today.

To begin with, tea dwells within its own culture that has cultivated around it, securing its position with each passing day, not only in our country but in the whole world. The tea culture is so powerful that, the global tea market that is worth US$ 14,45 billion in 2016 is estimated to reach US$ 21.33 billion in value in 2024 according to data by MarketWatch.

Even though tea is brewed and consumed in different ways based on the varying palatal delights and cultures of countries, (owing to its high antioxidant level and the common knowledge that herbal infusion is good for health on several counts) its significance and popularity has been on the rise lately under the influence of “wellness” trend. It is not only about the ever-increasing number of tea-based drinks and beverages on the menus. It is further worth mentioning the parallel increase in the different variety of tea being used in alcoholic drinks recipes.

One of the biggest trends in the global tea market last year has been the cold brewed tea. Inspired by cold brewed coffee, this technique allows for dividing the taste of tea into flavor, scent and sensation within the mouth. Along with the artisanal tea producers around the world, the global tea giant Lipton also launched its cold brew tea range in line with this trend.

As a society that loves tea this much, we did not fall behind the evolving tea trends around the world. As we all know, tea has a quite distinct place in Turkish people’s lives. When we have a look at the per capita tea consumption, Turkey is, by far, the number one.3 It is evidenced in the modern and artisanal tea places that have been opening up especially in big cities. One of the pioneers of these modern tea places is Dem. It is where you can match your palate with 60 varieties of tea and find whatever you are looking for, whether it be strong or light, scented or unscented and find out about the history of teas that you are interested in. On the other hand, Chado brings together special teas from different regions around the world and you can not only sample these specially imported teas but create your own blend as well.

Another – important – step in terms of modern and artisanal tea places comes from Starbucks. Starbucks, while presenting their plans for the year 2017, has announced that their tea store chain Teavana will be opening in Turkey. Teavana will be just like Starbucks but instead of coffee, everything will be strictly about tea. As a matter of fact, Starbucks forecasts that in the near future, two thirds of their revenue will be generated from tea and the remaining one third will be from coffee.

Not only tea but coffee as well has been going through changes in itself. With the accelerated pace of life, people now prefer to take their caffeine while on the go. That being said, retailers are trying out new ways to acceletate the order process and to increase the frequency of purchase. On the other hand, the increased interest in “specialty” coffees has introduced the third wave, the pinnacle of coffee so far, into our lives.

The third wave coffee makers are the ones who get the coffee beans and roast them themselves and try new preparation and brewing techniques. At this point, the origin of coffee beans and the method used in processing them become crucially important. Details such as qualified coffee, qualified beans and production of beans with distinctive flavors do stand out here as baristas constantly seek for the best by developing new methods of brewing.

Petra, Kronotrop ve MOC are examples of this trend that values and appreciates coffee. Nevertheless, you don’t need to go somewhere in order to drink third wave coffee. Just like tea, it is possible to find coffee online. For example, web sites such as Kafeingo import coffee beans, roast the variety of your choice according to your liking and deliver to your door.

Cold brewed coffee is an important outcome of the third wave coffee trend. Cold coffee is introducing a new field of interest in the ground coffee format, one that is more exacting and that involves more intense methods.

Grady's and Chameleon Cold Brew are the original brands to pioneer the rapidly developing cold coffee industry, closely followed by brands like Peet’s Coffee and Tea and Starbucks. The cold coffee trend has reached a level of demand high enough to enable preparation at home. Starbucks has recently introduced the Cold Brew Pitcher packages that enable consumers to prepare Starbucks cold brewed coffee at home. The concept of cold brewing coffee at home is an important innovation for consumers within the context of domestic consumption. Different flavors, extra ingredients or selection of milk, namely the functionality and customization possibilities it brings about, can be classified as the potential reasons for expanding the cold coffee portfolio.

While the tea and coffee industry keeps on changing dramatically, we have conducted a research to find out how the trends are performing and emerging in Turkey. Our research comprised of 100 females and males who are 18-45 years of age, AB/C1/C2 SES and live in İstanbul.

95% of people we interviewed said that they were consuming tea. The ones that consume coffee make up of 89% of the interviewees. When the ones who drink both were asked which one they drank more, 74% replied that they preferred tea.

When the ones who drank tea were asked whether they drank it at home or not, 95% replied affirmatively. 34% of these people said that they added different materials and ingredients or prepared blends while making tea at home. They generally indicated that they did so by “blending two varieties of tea” or by “adding linden, mint, cinnamon, ginger, rose hip, cloves, honey and bergamot”. When they were asked why they were adding different ingredients into the tea, the replies were “in order to make its flavor more pleasant”, “in order to make a higher-quality tea”, “for the aroma” and “because it is more healthy”. Black tea is preferred at home almost completely (85%). The rest prefers herbal tea or white tea.

84% of the interviewees drink tea outside of home. The majority of the said percentage drinks black tea. Apart from black tea, herbal tea, green tea, winter tea or white tea are the varieties that are drunk outside of home. The ones who drink melange tea prepared by adding different materials, ingredients and aromas or by blending different tea varieties make up of 15% of the interviewees. Among these are the winter tea that is more laborsome to prepare at home, linden, herbal tea or chai tea latte.
4 out of 10 interviewees stated that they were drinking tea at coffee-houses such as Starbucks or Kahve Dunyasi. When they were told about the concept of Teavana, the tea chain that is going to be opened by Starbucks, and asked of their opinions, most of them replied affirmatively and said they would like to give it a try and 68% said they would consider going. Even though it is a concept that does not appeal to the ones who prefer black tea, the majority of the interviewees stated that they would consider going there for reasons such as “it would allow for sampling teas outside of our culture”, “they would like to sample different aromas and see if they fit their palate”, “out of curiosity” or simply “because they like tea”.

The ones who replied that they would not go there said so “because they wouldn’t like to pay a lot for tea” or “they preferred classic places”.

When they were asked of “the most exotic tea they have tried so far”, the answers were along the lines of “bergamot tea”, “smuggled tea”, “soda tea”, “magical break the spell tea”, “pear tea”, “afghani green tea” or “echinacea tea”.

The section of the research that examined coffee consumption revealed that 92% of the interviewees consumed coffee at home. The preference is mainly with the classical one: 67% drinks Turkish coffee. Instant coffee and filter coffee come after Turkish coffee.

The percentage of the ones who add different ingredients or materials while making coffee at home is 14%. Some of these ingredients are “honey”, “gum mastic” and “chocolate”.

The percentage of the interviewees who drink coffee outside of home is 83%. Turkish coffee is drunk the most and 10% drink Nescafé, 7% drink mocha, 3% drink latte and 3% drink americano. The probability to prefer coffees that are harder to prepare at home tends to increase when the coffee is consumed outside of home.

Only 2% of the interviewees have heard about “third wave coffee” and all of the ones who heard of it have tried it. When the ones who had not heard of it were told about “third wave coffee” and asked of their opinions, the answers were “different aromas would do well in coffee” and “discovering new flavors would be nice”. Some interviewees remarked that they loved traditional flavors and didn’t consider trying unusual ones.

When they were asked of “the most exotic coffee they have tried so far”, the answers were along the lines of “Mardin coffee”, “strawberry coffee”, “myrrh”, “sand coffee”, “Bosnian coffee”, “mortar coffee”, “turpentine coffee”, “coffee with Bodrum tangerine” and “the new year’s coffee at Starbucks”.

It wouldn’t be expected that tea and coffee, that is a big part of our lives, to stay indifferent to what’s going on around us: We have come to know the artisan tea and third wave coffee in such an environment. However, it appears that although we bump into the artisanal tea concept and the third wave coffee enthusiasts in an increasing manner, Turkish coffee and black tea do not seem likely to abdicate their throne easily.

Nonetheless, we will yet to see while sipping our tea and coffee, how the increasing desire of even the traditional consumers to sample different flavors or, as one participant puts it, the motivation “to know different cultures at least over tea and coffee” will affect the local market dynamics in the upcoming days, how the drinks and beverages brands will adopt to these new conditions and how it will all affect other categories...

26 Ocak 2017 Perşembe

Kendi İşini Kendi Yapan Tüketici

For English Please Click

“Do it yourself” (DIY) yani “kendin yap”, aslında o kadar yeni olmasa da son zamanlarda karşımıza oldukça sık çıkan bir akım. DIY; uzmanların ve profesyonellerin yardımı olmaksızın gerçekleştirilen, bir şeylerin inşaat, tadilat ve tamiratına verilen terim. Bu terim ilk olarak 1912’lerde ortaya çıkmış ve 1950lerde sıkça kullanılmaya başlanmış. O dönemlerde daha çok insanların kendi yaptıkları ev geliştirme projelerini anlatmak maksadıyla kullanılırken, günümüzde oldukça dramatik bir değişim ile 29 milyar dolarlık zanaat sektörüne egemen olmuş, en çok da 35 yaşın altındaki genç yetişkinlere hitap eden bir duruma gelmiş.

DIY, Türkiye’de de en başta özellikle günün çoğu zamanını evde geçiren kadınların; mağazalarda gördükleri ürünleri, evde kendi denemeleriyle, kendi tarzlarıyla özelleştirerek, farklılık katarak gerçekleştirdiği üretimler olarak ortaya çıktı. Başta kulağa yabancı gibi gelen bu kavram aslında uzun zamandır bizlerin hayatında: Ülkemizde 1980’lerde TRT’de –çoğu tasarruf amaçlı yayınlanan- kısa kısa ‘’kendin yap’’ TV spotlarıyla başladı, ancak asıl etkisini yıllar sonra Derya Baykal’ın televizyon programlarında eski eşyaları yeni, kullanılabilir eşyalara dönüştürmesiyle yarattı.

Son zamanlarda internet siteleri de bu akım ile ilgili bolca ilham verici öğretici içerikler paylaşıyor. Yemek tariflerinden tutun da, takı yapımı, mobilya yapımı gibi birçok alan ile ilgili “kendin yap” önerileri bulunuyor. Youtube’da da çok sayıda kanal bu doğrultuda içerik üretiyor. Daha sonra bu “kendin yap” ürünleri Etsy gibi sitelerde satışa çıkabiliyor. Hatta “kendin yap”ı uygulamaya çalışıp, başarısız olanların yaptıkları da internette eğlence amaçlı dolanıyor.

Diğer yandan bazı platformlarda sadece fikir değil, kendi başınıza yapabileceğiniz; boya badana setinden, evde mum yapma setine ya da ev tekstili, dekorasyon ürünlerine kadar pek çok set ve kitler bulmak mümkün. Bu setler sayesinde bu konuda merakı olanlar hem bilgi ediniyor hem de uygulamaya geçirebiliyor.

Bu felsefenin arkasında kişiselleştirmek, tüketmeden üretmek ya da tüketirken aynı zamanda geri dönüştürmek de yer alıyor. Ekonomik anlamda da kolaylık sağlayan bu trend, aynı zamanda bundan sonra sıkça duyacağımız yeni bir terimin de ortaya çıkış sebeplerinden biri: “Prosumer”.
Prosumer, gelişen dünyada tüketicilerin sadece tüketici olma konumundan çıkarak aynı zamanda üretici olma konumuna geçtiklerini belirten, “producer” ve “consumer” kelimelerinin birleşimi. Teknolojinin de gelişmesiyle beraber, DIY, yıllar boyu pasif kalan tüketiciye ilk kez ürün geliştirme sürecinde söz hakkı vererek onu aktifleştiriyor.

 ‘’DIY’’ akımın bu denli popüler olmasının arkasındaki belki de en büyük neden, ‘’Ikea Effect’’ adında bilimsel bir teoriye dayanıyor.** Duke Üniversitesi’nde Psikoloji ve Behavioral Economics Profesörü Dan Ariely ve meslektaşlarının yaptığı araştırmalarda, insanların kendilerinin katkı yaptığı ürünlere orantısız şekilde daha fazla değer verdiği ortaya çıkıyor. Yapılan bir deneyde, profesyonel biri tarafından yapılmış bir origamiye kıyasla, insanların kendi yaptıkları (yamuk yumuk da olsa) origamiler, yapanlar tarafından çok daha fazla değerli görülüyor ve origamiyi yapanlar kendi yaptıkları ürünlere, profesyonel ürünler ile aynı yükseklikte fiyat biçiyor.

Başka bir neden ise “kendin yap” ürünlerinin aynı zamanda “kişiselleştirilmiş” olmaları. Teksas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre insanlar kendi yaptıkları ürünleri kullanırken, o ürün başkalarında olmadığından dolayı, daha özel hissediyorlar. Bu durum, ister istemez insanların yaptıkları ürünü daha çok benimsemelerini sağlıyor.

Bu akımın insana psikolojik olarak son getirisi ise, ürün tamamlanınca kendilerini memnun hissetmeleri  -sonuç ne olursa olsun-  çok iyi bir iş çıkardıklarını düşünmeleri, hatta bazı araştırma sonuçları bu etkisi sayesinde DIY akımının insanlarda bağımlılık yarattığı görüşündeler.

DIY trendinden faydalanan markalar, insanlardaki marka algısında yaratıcı bir rol oynamak istiyor ve tüketim anının ötesinde yaratıcı ve duyusal deneyimler sunuyorlar. Bunun en önemli örneklerinden biri “Ikea Effect”e adını veren Ikea. Ikea, tüketicilere malzemeleri verip son ürünü kendilerinin yapmasını sağlayarak hem maddi olarak daha uygun, hem de tüketiciler açsından daha değerli bir şey üretmelerini sağlamış oluyor.

Kimi markalar da kategorilerinin doğası gereği “Do it yourself” trendine cevap verecek ürünleri doğrudan sağlayamasa da, altında yatan motivasyonlara hitap edecek pazarlama metodlarıyla bu trendin rüzgarından faydalanmanın peşinde. Örneğin; oje sürmek veya makyaj yapmak kendi mobilyanı yapmak kadar zor olmasa da, insanın kimi zaman profesyonellere yaptırmayı tercih ettikleri bir külfet olabiliyor. Maybelline de kendi ürünlerini tanıtarak, bir yandan da oje sürme ve makyaj yapımı ile ilgili bilgiler, videolar paylaşarak tüketicileri “kendin yap” yönünde teşvik ediyor, bir yandan da markanın bu trendden geri kalmaması yönünde çalışıyor.

İşin kişiselleştirme boyutunda da birçok markanın faaliyetlerini görüyoruz. Örneğin ABD’de McDonald’s, müşterilerine sipariş noktasında bir tablet kullandırtarak ‘’kendi burgerini kendin hazırla” hizmeti sunmaya başladı. Starbucks ise benzer bir şekilde yıllardır içeceklerini özelleştiriyor ve hatta isme özel servis ediyor. Nike, mağaza ve internet sitesinde öne çıkan modellerine özel olarak ‘’kişiselleştirmeye’’ hizmetini ekleyerek, kullanıcılarına kendi ayakkabı tasarımlarını yapma fırsatını sağlıyor.

Biz de “kendin yap” akımının Türkiye’de neler yarattığını görmek için bir araştırma gerçekleştirmek istedik. Araştırmamız İstanbul’da 18-40 yaş arası AB C1 ve C2 SES gruplarından 100 kadın ve erkek ile gerçekleşti.

“Do it yourself” akımının tanımı okunarak daha önce duyulup duyulmadığı sorulduğu zaman görüşmecilerin %52’si duyduklarını belirtmiş. Bu trend hakkında ne düşündükleri sorulduğu zaman tüketicilerin çoğu pozitif görüş belirterek “yaratıcılığı artırması”, “ekonomik olması”, “daha verimli olması” yönünde yorumlar yapılmış. Az sayıda da “hazırı varken gerek olmadığı” yönünde olumsuz yorum belirtilmiş.

Görüşmecilerin %41’sı daha önce “kendin yap” trendini uyguladıklarını söylemiş. Ne yaptıkları sorulduğunda çok çeşitli cevaplar olmasına rağmen en çok “dekoratif eşyalar” , “mobilyalar” “takı, çanta gibi aksesuarlar”, “elbise gibi tekstil ürünleri” cevapları gelmiş. Bunlar dışında “çocuk oyuncağı”, “kedi için tırmanma tahtası”, “güneşte domates kurutmak için bir araç” yapmaya kadar uzanan geniş bir yelpazeden bahsedilmiş.

Görüşmecilerin bu ürünleri kendilerinin yapma sebepleri arasında “vakit geçirmek”, “hobi amaçlı”, masraftan kaçınmak için”, “öğrenme amaçlı”, “satma amaçlı”, ve “üretken olma” belirtilmiş.

Bu trendin olumlu tarafları sorulduğunda “eğlenceli ve zevkli bir uğraş olması”,  “maddi açıdan avantaj sağlaması”, “istenilen doğrultuda şekillendirilebilmesi”, “motivasyon kaynağı olması”, “insanın kendini geliştirmesini sağlaması”, “insana gurur vermesi”, “insanın kendi yaptığı şeyi daha zevkle kullanması” gibi yönler söylenmiş.

Olumsuz yanları sorulduğunda görüşmecilerin çoğu olumsuz yanı olmamasını söylerken az sayıda görüşmeci ise “gerekli zamanı bulamamak”, “doğru yapamama ihtimali”, “malzemeleri bulma sıkıntısı”nden bahsetmiş.

“Kendin yap” ile ilgili video, fotoğraf içeren programları platformları görüşmecilerin neredeyse yarısı takip ediyor. Daha çok internet sayfalarından bu trendi takip edenler varken, özellikle “youtube” ve “facebook” platformları öne çıkmış. Başka söylenenler arasında “pinterest”, “ev döşeme programları” var.

Görüşmecilerin %10’u “kendin yap” trendini teşvik eden markaların aklına geldiğini söylemiş. Bu kitleye akıllarına hangi markalar geldiği sorulduğunda şaşırtıcı olmayan bir şekilde en çok “Ikea” cevabı öne çıkmış. “Koçtaş” ve “halk eğitim kursları” da başka söylenen cevaplardan.

İşin kişiselleştirme tarafında ise, görüşmecilerin %38’i kişiselleştirilmiş bir ürüne sahip olduğunu belirtmiş. Hangi ürünler olduğu sorgulandığında çok çeşitli cevaplar gelmiş, bunlardan bazıları; “enerji bilekliği”, “dolap”, “gemi maketi”, “çerçeve”, “kitaplık”…

Kişiselleştirilmiş bir ürüne sahip olmanın neden önemli olduğu sorgulandığında “kendim yaptığım için”, “kendi imzamı taşıdığından”, “fabrikasyon olmaması” gibi yorumlar alınmış. (“kimlik gibi bir şey olur insanlar sadece bende görür ve hatırlar”).

“Bir ürünü kendinize göre şekillendirecek, farklı yapabilecek seçenekler sunan marka aklınıza geliyor mu?” sorusuna görüşmecilerin %9’u olumlu cevap vermiş. Akla gelen markalar arasında “Samsung”, “Ikea”, “Sony”, “Zara”, “Mavi” ve “Araç markaları” belirtilmiş.

Sonuç olarak ‘’DIY’’, hem yeni bir pazar oluşturup insanları girişimciliğe teşvik ederek, hem de kişilere ‘’tüketme’’ yerine ‘’üretme’’yi vurguladığından, günümüz için önemli bir trend. İnsanların satın aldıkları ürünlerde kendi dokunuşlarını görmeleri, o ürünlerle farklı bir bağ yakalamalarına ve sonunda o ürünlerin (ve markaların) kendileri için büyük önem taşımasını sağlıyor. Markalar için uygulaması çok kolay ama etkisi çok büyük olacak bir trend. Türkiye’de de DIY’in bu denli uygulanıyor olduğu ve pozitif olarak karşılandığı görüldükten sonra markaların özellikle dikkate alacağını düşünüyoruz.