4 Ağustos 2014 Pazartesi

Cannes 2014 Uluslararası Yaratıcılık Festivali Dosyamız

For English Please Click

Her yıl dünyada tüm kategorilerdeki yaratıcı zihinlerin heyecanla beklediği Cannes Uluslararası Yaratıcılık Festivali bu yıl 15-21 Haziran tarihleri arasında gerçekleşti. Cannes Festivali bu sene de teknoloji şirketleri, ajanslar ve markalardan birçok yaratıcı dehanın katılıp değerlendirdiği ve günün sonunda en yaratıcı olanın alkışlandığı işlere sahne oldu. Festivalde bu yıl yeni kategori olarak ilk kez Product Design Lions ödülü verilirken, Türkiye 437 iş ile katıldığı festivalden 3 altın, 3 gümüş ve 2 bronz olmak üzere toplam 8 ödülle döndü.

FutureBright olarak pazarlama ve iletişim dünyasındaki son trendleri not düştük.

Bu yıl kişiselleştirme, ilgili datayı tüketiciye dayatma ve hikâye anlatımı trendlerinin göze çarptığı bir yıl oldu. Başarılı bazı vakalardan örnekler ise şöyle:

Büyük ödülü kazanan Volvo Trucks’ın ‘The Epic Split’ kampanyası, ürün özelliklerini hikâye içerisinde vererek tüketiciyi çekmeyi başaran bir kampanya oldu.

Bir diğer başarılı kampanya Afrika, Asya ve Latin Amerika’da fakirlikle savaşan organizasyon Misereor’ın, bağışları arttırmak için yaptığı ‘The Social Swipe’ kampanyası. Bu kampanya için üstünde kredi kartı okutma yeri olan billboardlar yapılmış ve özel olarak geliştirilmiş bir yazılım ile insanların kartlarını geçirdiğinde anında bağışta bulunmalarını sağlanmış. Kartı geçirirken eş zamanlı olarak bağışın yapıldığı alanlar ile ilgili olarak görseller çıkıyor; örneğin, bir ekmeğin dilimlenmesi ya da bir tutsağın özgür kalması gibi…

Basit bir uygulama ile ürün fonksiyonunu teknoloji ile birleştirip ana duyguya çevirmiş güzel bir örnek ise Nivea’nın ‘Sun Kids’ kampanyası. Nivea, plaja giden annelerin çocukları için telefon uygulamasına kodu girilince aktive olan bileklik üretiyor ve çocuklar plajda oynarken belirli bir uzaklığı aşınca anneyi uyarıyor. Harvey Nichols’ın ‘Sorry, I Spent It On Myself’ kampanyası, markaların iyilik ve paylaşma duygularına oynadığı Noel zamanında, belki de bir risk alarak oldukça benmerkezci bir iş ile büyük ödülü kaptı.


CANNES’DA 2014’TE ÖNE ÇIKAN TRENDLER 

1. Hikâyelerin Gücü
İnsanlar hayatı öykülerle anlamlandırırlar. Kaliteli pazarlama içeriği yaratıp hikâyeleştirebilmek her ne kadar zor olsa da, markaları ve ürünleri öyküler içerisinde anlatmak, dialog yaratmanın ve sosyal medyada paylaşımı artırmanın iyi bir yolu. Cannes 2014’ün en beğeni toplayan kampanyaları da, duyguları hikâyelerle harekete geçirebilir olmanın azımsanamayacak gücünü kanıtlar durumda. İyi bir örneği için Chipotle’ın ‘The Scarecrow’ kampanyası incelenebilir.

2. Teknoloji Oyunu Değiştirmeye Devam Ediyor
Teknolojinin hızı insanlar için çoğu zaman ürkütücü, markalar için ise tehditlerle dolu. Oysa bu hızın marka ve kategorileri içine attığı yarışta, en yaratıcı fikirlerin tohumlarını ektiği görülüyor. Bu yıl Cannes’da özel olarak geliştirilmiş yazılımlardan kullanıcı tarafından geliştirilen içeriklere, arka planı çok karmaşık ve büyük gibi görünen fakat oldukça basit teknolojilerle üretilen fikirlere kadar birçok örnek vardı. Dijital ile gerçek dünyayı başarılı bir şekilde bütünleştirmiş güzel bir örnek British Airways’in ‘Magic of Flying’ kampanyasıydı.

3. Selfie Kuşağı Doğdu
Selfie ya da özçekim; bu kelime 2013 yılına damgasını vurdu. Esasen teknolojinin start verdiği, sosyal medya ve dijital platformların ipini çektiği ‘kendi starlığını ilan etme’ dünyasında, artık her tüketici merkezde olmak ve öyle hissetmenin peşinde. Böyle bir kitle karşısında markaların en büyük görevlerinden biri de, suçluluk duygusu yaratmadan tüketiciye istediğini vermek oluyor. Samsung’un Oscar Selfie’si ile zirveye taşıdığı bu furyanın ardından ‘Ben’in gücünün Cannes’a yansıması elbette kaçınılmazdı.

4. Zoraki Deneyimlettirme
Ürün özelliklerini çerçeveleyerek duyguya dönüştürmeyi başarmış ve marka vaatlerini doğrudan ürün aracılığıyla hayata geçirebilmiş birçok başarılı kampanya festivalde yer aldı. Ürün deneyimi reklamın kendisi oldu. Avusturalya’daki ANZ Bankası’nın Sydney’de 8. Kez düzenlenen Gay ve Lezbiyen Mardi Gras etkinliğine ana partner olması üzerine, 10 sanatçı ile anlaşıp ATM’leri GAYTM’lere dönüştürmesi Outdoor Grand Prix ödülüne layık görüldü. GAYTM’lerde ANZ bankası harici kartlardan alınan operasyon ücretleri, gay ve lezbiyenlere danışmanlık hizmeti veren, kar amacı gütmeyen organizasyona bağışlandı.

5. Duygu Hep Kazanır
Bir marka sunduğu ürün ve servisler dışında nedir? Tüketicisine güven, özgürlük, yaratıcılık, mutluluk da verir mi? Markanın ürün ve servislerindense tüketiciye hissettirmek istediği ana duygunun iletişimini yapmak bu sene ödül almanın zekice yollarından oldu. Markanın ürün ya da kategorisinin adı bile geçmeden, tamamen yaratılmak istenen ana duygu üzerinden tüketicinin hayatına değer katan çarpıcı kampanya fikirleri vardı. Coca-Cola’nın Peru’daki ‘Happy ID’ kampanyası bunun bir örneği. Coca-Cola, Peru’daki insanların mutlu olmak için birçok sebebi olsa da (ülkenin kültürel mirası, doğası ve büyüyen ekonomisi…) mutluluk indeksinde 16. sırada olduğunu görüyor ve kampanyasında insanları, kimlik fotoğraflarında gülümsemeleri için cesaretlendiriyor; ülkedeki resmi kimliklerin %90’ında gülümseyen fotoğrafların olmasını sağlıyor.

6. Hedef Kitle ile Doğru Etkileşim Noktaları Yaratabilmek
Cannes’da ödül alan kampanyalardan bazıları, hedef kitlenin hayatında etkileyici olabilecek insanları, aksiyona geçirebilmek için bir itici güç olarak kullandı; diğerleri ise hedef ile beklenmedik kesişme ve etkileşmeler yaratarak kanalın önemini vurguladı. Avusturalya tren hattı V/Line, kırsalda yaşayan ailelerin çocuklarının genelde şehirde yaşadıklarını ve kendilerini düzenli ziyaret etmediklerini görüyor. Firmanın ödüllü kampanyası ‘Guilt Trip’ ise şehirde yaşayan çocuklarına ailelerin gönderdiği peşin ödenmiş bir bilet. Her bir biletin üzerine aileler tarafından yazılmış suçluluk duyurucu mesajlar var. V/Line, medyayı da arkasına alarak aileleri üzerinden çocuklara sesleniyor ve bu kampanyayla satışlarını %12 artırıyor.

Our "Cannes Lions 2014 International Festival Of Creativity" Notes

Each year, Cannes Lions International Festival of Creativity is anticipated with enthusiasm by creative minds from all categories around the world. This year’s festival took place between June 15-21. Once again, the festival witnessed rounds of applause for the most creative works upon being evaluated by numerous creative genii from technology companies, agencies, and brands.

This year at the festival, a new category award -Product Design Lions- was granted for the first time.
,
Turkey attended the festival with 437 works and brought home a total of eight awards: three gold, three silver and two bronze.

As Futurebright, we jotted down the latest trends in the marketing and communication world.

This year personalization, imposing relevant data on the consumer, and story telling were the trends that stood out. Here are some examples of successful cases:

The winner of the grand prize, ‘The Epic Split’ by Volvo Trucks succeeded in attracting the consumer by conveying product characteristics within the story.

Another successful campaign, ‘The Social Swipe’, designed to increase donations for Misereor, an organization that fights poverty in Africa, Asia, and Latin America. Billboards with credit card swiping parts were built for this campaign and a special software was developed to enable people to donate immediately as they swipe their cards. As they swipe the card, images related to the regions for which the donations are made, appear on the billboard. For example, a loaf of bread being sliced or a slave being emancipated...

Another fine example which has combined product function with technology in a simple application and transformed it into the main sentiment, is Nivea’s ‘Sun Kids’ campaign. Nivea has produced a bracelet that could be activated by entering a code into a phone application, for the children who go to the beach with their mothers. The bracelet warned the mother in case the playing children wandered away further than a certain distance.

Harvey Nichols’ ‘Sorry, I Spent It On Myself’ campaign won the grand prize by perhaps taking a risk with this egocentric work during Christmas season, which is a time when brands place their bets on sentiments of goodness and sharing.

TRENDS THAT STAND OUT IN 2014 AT CANNES 

1. Power of Stories
People make sense of life with stories. Even though coming up with quality marketing content and making a story of it is difficult, it is a good way of creating dialogue and increasing share on social media. The most favoured campaigns of Cannes 2014 present proof of the nonnegligible power of stories to ignite sentiments. Chipotle’s ‘The Scarecrow’ campaign could be studied as a good example of that.

2. Technology Changes The Game 
The speed of technology is mostly intimidating for people and full of threats for brands. In deed, this speed throws brands and categories into a contest where the most creative ideas are the ones to sow the seeds. This year Cannes had many examples from specially developed software to ideas that appear to have a very complicated background but in deed that are produced using quite simple technologies. British Airways’ ‘Magic of Flying’ campaign was a beautiful example where digital and the real world were successfully integrated.

3. Selfie Generation
The word selfie has marked the year 2013. Every consumer is in pursuit of being and feeling at the centre in this world of “self-claimed stardom” that was in fact initiated by technology and set loose by social media and digital platforms. One of the most important tasks brands have is to give the consumer what he is after without making him feel guilty. It was inevitable for the ‘power of Self’ to be reflected upon Cannes following this rush which made its peak with Samsung’s Oscar Selfie.

4. Forced Experience 
The festival hosted many successful campaigns which have achieved to transform product characteristics into sentiments by framing them and which have been able to apply brand promises through the product. The product experience became the advertisement itself. ANZ Bank of Australia was deemed worthy of the Outdoor Grand Prix upon becoming the main partner for the 8th Gay and Lesbian Mardi Gras event in Sydney and transformed ATM machines into GAYTM machines contracting 10 artists. The operation fees obtained from cards of other banks other than ANZ at the GAYTM’s were donated to a non-profit organisation that provided consultancy to gays and lesbians.

5. Sentiment Wins
What is a brand other than the products and services it offers? Does it also provide its consumer with trust, freedom, creativity, or happiness? Communicating the main sentiment that the brand would like to have the consumer feel rather than its products and services was one of the most intelligent ways of winning awards this year. There were striking campaign ideas where the brand’s product or category were not even mentioned and the focus was adding value to the consumer’s life using the main sentiment. Coca-Cola’s ‘Happy ID’ campaign in Peru is an example. Coca-Cola observes that Peru is ranked 16th in the Happiness Index even though the people have many reasons to be happy (the country’s cultural heritage, nature and growing economy...) and encourages people to smile in their ID photos resulting in smiling photos in 90% of the official ID’s in the country.

6. Ability to Pinpoint The Right Touch Points with the Target Audience 
Some of the award-winning campaigns at Cannes used people who could be influential on the target audience’s life as drivers and some others highlighted the importance of the channel creating unexpected intersections and interactions. Australian train line V/Line observed that the children of rural families usually lived in the city and did not visit their families very often. The company’s awarded campaign ‘Guilt Trip’ was a prepaid ticket sent to these kids by their families. On each ticket there were messages that were written by families and that caused feelings of guilt. Backed by media, V/Line addressed kids through families and increased its sales by 12% with this campaign.

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Gençlik ve Teknoloji

For English Please Click

Günümüz toplumunun gençleri çağdaş teknolojinin harikalarına inanılmaz ölçüde kapılmış durumdalar. Teknoloji genç insanları, nasıl iletişim kurduklarını, nasıl öğrendiklerini ve nasıl zaman geçirdiklerini daha önce hiç olmadığı kadar çok etkiliyor. İnternetten kullanıcısından cep telefonu kullanıcısına, video oyuncusundan Ipod kullanıcısına... Bugünün gençlerinde bunlardan biri var. Çocuklar bu çağdaş oyuncaklardan ya birine ya hepsine sahip. Oyun oynamak, internette gezinmek veya cep telefonunda konuşmak olsun, bugün gençler bunlardan birine sahip olmaksızın kaybolurlardı. Gençler üzerinde esaslı bir etkiye sahip olan bu cihazlar ve oyuncaklar, onlara kimliklerini belirlemede yardımcı oluyor.

Sene 1989 değil. Pepsi Nesli sona erdi. 21. Yüzyıl Sosyal Müşteri’nin devri.
Büyük Fikri yaratabileceğiniz ve bu fikrin spesifik pazar segmentlerine iletişimini yapmak için bir çuval para harcayabileceğiniz anlayışı artık bir zamanlar olduğu kadar etkili değil. İnsanlar artık markanızı düşünerek uyanmıyorlar. Bugün kaybedenler BÜYÜK peşinde olan markalar. Bu markalar hikayelerini “tüketiciye” veya “son kullanıcıya” zorla kabul ettirmek istiyorlar ve bunu yapmanın yenilikçi yollarını bulmak için de yeni mecralar kullanıyorlar. Kazananlar daha fazla derine inenler. Bu markalar, yani Facebook, Apple, Amazon, Google, Zappos ve Starbucks gibi şirketler, tüketici denince ne anladığımızı baştan tanımlıyorlar.

Tekno Gençliğin 7 Prensibi

Prensip #1:
Tekno Gençlik sosyal medya ile değil sosyal motivasyonlarla ilgilidir.
Bu nesli anlamak istiyorsak yanıt, öncelikle onların psikolojisini ve motivasyonunu anlamaktan geçiyor. Sosyal motivasyon, içgörülerin ve trendlerin neden oluştuğunu açığa çıkarır. Sosyal medyayı yanıt olarak görmek kolaydır ancak medyayı öylece “sosyalleştirmek” onu otomatik olarak daha sosyal hale getirmez.

Prensip #2:
Tasarımsal olarak sosyaliz.
Bağlantıya geçmek için programlanmışlar.
En temel iki sosyal ihtiyaçları:
• ait olma ihtiyacı
• önemli olma ihtiyacı
Bu ihtiyaçlar o kadar güçlü ki, hayat sosyal bağlantı olmaksızın çekilmez olabilir. Aidiyet veya önem hissedemediğimizde, izleyene akıl dışı görünen ama gerçekte Sosyal Kod’da daha mantıklı bir dayanağı olan davranışlara dönüşen olumsuz duygular yaşarız. Sosyal Kod hayatlarımıza ve dolayısıyla iletişimden nasıl ve niçin satın aldığımıza kadar her etkileşime şekil verir.

Prensip #3:
Offline online’dan daha önemlidir.
Dijital çağda bile yüz yüze iletişim hala en geçerli olanıdır. Bu nesil çağdaş iletişim teknolojisi konusunda kendisini rahat hissetse de teknoloji bir araçtır, amaç değil. Buluşmak için mesajlaşırlar. Daha genç neslin teknolojiden en iyi anlayanı dahi online araçları offline etkileşimi iyileştirmek için kullanmakta.
“Dijitalin Yerlisi” veya “Doğuştan Dijital” kavramları araçlarla amacı karıştırıyor. “Mecra mesajdır” ifadesi artık bu bin yılın nesli için geçerli değil. Gençlik teknolojiyi değil, teknolojinin kendileri için yaptıklarını seviyor.

Prensip #4:
Bağlantısı kopuk nesil ilişkiler istiyor
Gelecek nesil günlük hayatın verimsizliklerini daha fazla önemsiyor çünkü bu verimsizlikler aradıkları anlam. Sosyal Alan istiyorlar: Pervane anne-babalardan, sıfır toleranslı eğitimcilerden ve gelecekteki işverenlerden uzak bir alan. Hayatlarımızın daha önceki nesillere dair temel etkileşimi ve sosyal dokusu kaybolmakta ve gençlik bu temel haklara yeniden sahip çıkmak için gereken değişime satın aldıkları ürünlerle öncülük etmekte. Bu yüzden sırada durmaya ve tek kişilik bir yiyecek kamyonunun arkasında saatlerce beklemeye daha fazla para ödemeye istekliyiz. Medya bu nesli teknolojiye kullanımlarına ve “hiper-bağlantılı” olmalarına atıfta bulunarak en “bağlantı halinde” nesil olarak etiketliyor. Gerçekte bu, tüm nesiller arasında en az bağlantı halinde olanı.

Prensip #5:
İletişimin %90’ı Pasif
Tüketici psikolojisi toplumsal anlamımızın ne kadarının gündelik davranışlarla iletildiğini gösteriyor. Görmememiz veya bariz görünmemesi anlamsız olduğu anlamına gelmiyor.
Bunu maymunların bakım seansı gibi düşünün: Büyük gruplar halinde oturup akran grubunun ilişkilerini güçlendirmek dışında özellikle yapıcı veya ölçülebilir hiçbir şey yapmadığımız bir seans. Ebeveynler arka odaya gittiğinde ve ergen çocuklarının arkadaşlarıyla “takıldığını” gördüğünde, çoğunlukla bu davranışın ne kadar verimsiz olduğuna şaşırırlar. Orada öylece oturup takılmakta ve müzik dinlemektedirler. Fazla konuşuyor gibi bile görünmezler. “Takılma” davranışı global olarak sergilenen pasif iletişimdir ve bunun sosyal amacını görmeyi başaramayan yetişkinlere endişe vermeye devam eder.

Prensip #6:
Herşey Sosyal bir Araç olabilir
Genç insanların akıllı telefonları nasıl kullandığına dair yıllarca yapılan mobil sektör araştırmaları her şeyin nasıl Sosyal Araç olduğunun altını çizmektedir. İnsanlar bir şeyler satın almazlar; bir şeylerin kendileri için yaptığı şeyi satın alırlar. Cep telefonu güçlü bir sosyal araçtır ama mevcut olan tek araç değildir. İnsanlar her zaman sosyal bir aracın mevcut bir başka araca kıyasla değerini tartacaktır.

Prensip #7: 
Tekno Gençliği ne kadar fazla takip ederseniz o kadar daha az anlıyorsunuz
Pazarlamada tüketici davranışını takip etmek içgörü ekiplerini verinin daha iyi olduğuna inandırarak yanıltabilir. Eğer satın alma davranışını daha iyi anlamak istiyorsanız, daha fazla veriye bel bağlayamayız. İçgörüler Büyük Veri’nin saydam dünyasından yakayı sıyırabilen duygusal bir bağlantıdan çıkar.
Öğrenciler kendilerinin komik suratlar yapan, dil çıkartan resimlerini veya sınıf arkadaşlarının kafalarının arkasından yapılmış sanal doodle’ları yollarlar. Bu ergenlik çağındakilerin her zamanki uygunsuz davranışı gibi görünse de kendileri için sosyal dinamiklerinin ana bileşenidir. Etkileşim spontanedir ve öğretmenlerin, ebeveynlerin ve gelecekteki işverenlerin merceğinden uzaktadır. Bu da Büyük Veri’nin bunu kaçırdığı anlamına gelir çünkü kamusal alanda paylaşılmayanı takip edememektedir.
Gençlerin özel hayatı umursamadıkları Büyük Veri, anket firmaları ve reklamverenler tarafından anlatılagelen bir efsanedir. Bu kurumların gündemini kamusal alanda desteklemek için var olan bir efsanedir bu. “Gençliğin özel hayatı umursamadığı” efsanesine ne kadar çok insan inanırsa bu efsanenin o kadar fazla müteahhidi çocuklarımızın özel hayatlarını işgal etme yetkisine sahip olacaktır.

Youth and Technology

Youngsters of today’s society are unbelievably overtaken by marvels of modern technology.

More than ever before, technology influences young people, how they communicate, how they learn, and how they spend their time. Ranging from the Internet, the cell phone user, the video gamer, to the Ipod user, the youths of today have one. Children have either one or all of these modern toys.

Whether it is gaming, surfing the Internet, or talking on the cell phone, the youths today would be lost without having one of these things. These gadgets and toys have a major impact with the youths and help define their identities.

This isn’t 1989. The Pepsi Generation is over. The 21st Century is the era of the Social Customer.
The idea that you could create a Big Idea and dig deep to communicate that idea to specific market segments is no longer as effective as it once was. People don’t wake up thinking about your brand anymore. Today, the losers are the brands that want it BIG. These brands want to push their story onto the “consumer” or the “end user” and use new media to find innovative ways to do it. The winners are the ones that go deeper. These brands - companies like Facebook, Apple, Amazon, Google and Starbucks are redefining how we understand the customer.

7 Principles Of The Techno-Youth

Principle #1:
The Techno-Youth is about social motivations not social media
If we want to understand this generation, the answers lie in understanding their psychology and motivation first. Social motivation reveals why insights and trends happen.
It’s easy to look at social media as the answer but simply making media “social” doesn’t make it more social by default.

Principle #2:
We are social by design.
They are programmed to connect.
Their 2 most basic social needs are
• the need to belong
• the need to be significant
So strong are these needs that life without social connectivity can be unbearable. When unable to feel belonging and significance, we experience negative emotions often resorting to what, appears to the observer, irrational behavior but in reality has a more logical underpinning in the Social Code. The Social Code shapes our lives and, therefore, every interaction from communication to how and why we buy.

Principle #3:
Offline is more important than online
Even in the digital age, face to face communica¬tion remains king. While this generation may be comfortable with modern communication technology, technol¬ogy is a means not an end. They text to hook up. Even the most tech- savvy of the younger generation use their online tools to improve offline interaction.
Concepts like “Digital Native” or “born digital” confuse means and end. The “the medium is the message” no longer applies to the millennial generation. Youth don’t love technol¬ogy, they love what technology does for them.

Principle #4:
The Disconnected Generation wants relationships
The next generation care more about the inefficiencies of daily life because these inefficiencies are the meaning they seek. They want Social Space, space away from helicopter parents, zero-tolerance educators and future employers. The basic interaction and social fabric of our lives afforded to previous generations is being lost and youth are leading the charge to reclaim these basic privileges through the products they buy. That’s why we’re willing to pay more to stand in line and wait for ours out the back of a one-man food truck. Media often labels this generation as the most “connected” referring to their use of technology and “hyper-connectivity”. In reality, this is the least connected generation of all.

Principle #5:
90% of Communication is Passive
Consumer psychology shows how much of our social meaning is communicated through mundane behaviours. Just because we don’t see it or it doesn’t appear obvious doesn’t mean that it’s meaningless.
Think of it as ape-like grooming, where we sit around in large groups doing nothing particularly constructive or measurable except reinforce these peer group relationships. When parents walk into the back room and see their teen children “hanging out” with friends they are often perplexed by how unproductive this behavior is. They just sit there, hanging around listening to music. They don’t even seem to be saying much. “Hanging out” behavior is passive communica¬tion manifested on a global basis and it continues to trouble adults who fail to see its social purpose.

Principle #5:
Everything can be a Social Tool
Years of mobile industry research into how young people use smartphones highlights how every-thing is a Social Tool. People don’t buy stuff, they buy what stuff does for them. The mobile phone is a powerful social tool but not the only one available. People will always weigh up the value of a social tool in comparison to other available.

Principle #7: 
The more you track the Techno-Youth, the less you understand them
Tracking consumer behaviour in marketing may fool insights teams that more data is better. If you want to better understand buying behavior, we can’t rely on more data. Insights come from an emotional connection that evades the transparent world of Big Data.
Students send pictures of themselves making funny faces, sticking out their tongues or virtual doodles made from the back of classmate’s heads. It appears like the usual misbehavior of teens but to teens it’s a key composite of their social dynamic. Interaction is spontaneous and free from the scrutiny of teachers, parents and employees to be. And that means, Big Data misses out because it can’t track what’s not shared in the public domain.
The idea that teens don’t care about privacy is a myth perpetuated by Big Data, polling companies and advertisers alike. It’s a myth that exists in the public domain to promote the agenda of these organisations. The more people believe the ‘youth don’t care about privacy’ myth, the more the purveyors of the myth have license to invade the private lives of our children.

2 Haziran 2014 Pazartesi

Moda ve Marka Sinerjisi

For English Please Click

Türkiye’de son zamanlarda yükselen değerlerden birisi de marka ve moda işbirlikleri. Medyanın görsel olana duyduğu açlık nedeniyle, modanın ve  tasarımın da medya aracılığıyla popülerleşmesi kabul edilir bir gelişme... Bunun yanında tüketime sunulan seçkin objelerin sıradışı, görsel hikayeleri göz önünde bulundurulduğunda, tasarım pazarlama iletişimi için oldukça iyi bir malzeme.

Artık bilgi ekonomisi yerine hikayeler ile taçlandırılmış tasarım ve yenilik ekonomisi var. Otomotivden gıdaya, gayrimenkul sektörüne kadar birçok farklı alanda markalar tasarım etkisiyle farklılaşarak kendilerine değer katma yolunda yeni adımlar atıyorlar. Şirketler AR-GE için ayırdıkları bütçelerin içinde tasarım yatırımlarını da dahil ederek, bu yatırımlardan kısa ve uzun vadede olumlu sonuçlar elde ediyorlar. Ünlü isimlerin tasarımlarındaki sanatsal dokunuşlar, markanın konumlandırmasına çarpan etkisi yaratarak tüketicilerin zihnindeki algının daha güçlü rasyonel nedenlere oturtulmasına olanak sağlıyor.

Markalar moda ile yan yana geldiğinde çoğunlukla ünlü sanatçıların veya yeni yeteneklerin imzasını taşıyan ürün ve hizmetlere yöneliyorlar. Örneğin, Coca Cola şişesi dünyaca ünlü tasarımcıların özel tasarımlarıyla belli zaman aralıklarıyla yeni görünümler kazanıyor. Coca Cola şimdiye dek farklı okazyonlar için Manolo Blahnik, Jonathan Saunders, Matthew Williamson, Patricia Field gibi ünlü isimlerle çalıştı.

Cam ev eşyası sektöründe dünyanın önde gelen gruplarından olan Şişecam Topluluğu, Türkiye’den ve dünyadan önde gelen tasarımcılarla birlikte çalışarak, ilk global tasarım markası Nude ile sektöre yeni bir soluk getirdi. Ron Arad, Rony Plesl, Alev Ebüzziya gibi dünyaca ünlü tasarımcılarından elinden çıkmış özel tasarım ürünlerden oluşan koleksiyonlarla müşterilerine hitap ediyor. Cam ustalığında sınırları zorlayan tasarım ürünleri sayesinde, güçlü rekabet ortamında ayrışıp kendisini birden Mavi Okyanus’a* taşıyor...

Dünyaca ünlü Dice Kayek markasının yaratıcıları Ece Ege ve Ayşe Ege kardeşler tarafından tasarlanan şişelerle lansmanı yapılan Uludağ Premium, kategoriye yeni bir heyecan getirmişti. Keyifli bir hayat yaşamak için çaba sarfeden, yaptığı tercihlere özen gösteren, her zaman yeni bir değer yakalamanın peşinden giden tüketicilerin hayatında bir yer edinmeyi amaçlayan Uludağ Premium,  özüne uygun bir şekilde modadan ilham alan markalar arasında yer alıyor.

Moda ile yan yana gelmek, markayı daha premium kodlarla konumlamaya olanak sağlıyor. Türkiye gibi lüks ve premium ürünlerin daha gösteriş unsuru olarak kullanıldığı bir ülkede, modadan kaynaklı soyut değerlerin bayrağını taşımanın markaya getirisi yadsınamaz. Moda ile doğan sinerjiden doğan özgürlük, prestij, rahatlık, aykırılık gibi kavramlar markaya nüfuz ederek bir hayat tarzını sembolize ediyorlar. Bir hayat tarzını benimseyen markalar ise çok daha kolay kaslanıyorlar.

MARKALAR İÇİN MODANIN 5 PÜF NOKTASI:

Moda ile temas halinde olan başarılı markaların ortak özelliklerine bakıldığında başlangıç için  işin sırrı 5 maddede özetlenebilir:

1.Takipçilerini peşine tak.
Moda dünyasında WOM çok önemli bir yere sahip. Tasarımlarıyla öne çıkmak isteyen bir marka, hedeflediği tüketici grubuna hitap eden etkiliyeciler ile dikkatleri üzerine çekebilmeli. Doğru isimlerle yanyana gelerek, bunu istikrarlı bir şekilde sürdürebilen markalar, takipçilerini peşinden sürükleme konusunda daha başarılı olacak.

2.Büyük etkinlikleri sahiplen.
Etkinlik yönetimi yeni tasarımların hedefine ulaşabilmesi için, eskisinden çok daha önemli bir hale geldi. Bu alanda başarılı olabilmenin önemli anahtarlarından biri de, doğru seçilmiş etkinliklere sponsor olarak, çarpan etkisine ulaşabilmekte yatıyor. Son zamanlarda  çok farklı sektörlerdeki markaların moda etkinliklerinde ön plana çıktığını görüyoruz. Mercedes-Benz Fashion Week, modanın nasıl sahiplenilebileceğine dair iyi bir örnek.

3.Blog dünyasında yerini al.
Günümüzde moda iletişiminde en önemli ayaklarından birinin blog alanı olduğunu söylersek çok da yanılmış olmayız. Küçük bir girişimden, dünyanın en büyük devlerine kadar, tasarım dünyasındaki pek çok oyuncunun bir şekilde bloggerların alanına girdiğinin örnekleri her geçen gün artıyor. Görselliğin ön planda olduğu bu dünyanın nimetlerinden faydalanmayan bir koleksiyon, bir yönüyle eksik kalmış olacaktır.

4. Müşterilerin sayesinde markanın sokaklarda dolaşmasını sağla.
Aslında tasarımın ruhu sokaklardan geliyor. Bu nedenle markanızın tasarımlarının da sokakta yaşaması ve dolaşıyor olması, şüphesiz ki bir çok artı değeri beraberinde getirecektir.  Moda sektöründeki birçok marka, özel tasarlanmış torbalarını birer ikon olarak kullanıyor ve tüketicilerin kollarına takıp gezdiği birer aksesuar haline geliyor. Sektör veya ürün ne olursa olsun sokaklarda yaşayabilmeli.

5. PR faaliyetleriyle medyada ön plana çık.
Büyük maliyetlerle yapılan işbirliği projelerinin geri dönüşünü alabilmek için, iletişiminin doğru yapılması kaçınılmaz bir gereklilik. Aslında bu başlı başına ayrı bir konu; fakat özenle oluşturulan özel tasarım ürünlerinin ve bu tasarımların altında yatan felsefenin tüketiciye aktarılabilmesi için, farklı aktivitelerle desteklenmesi gerekiyor. Moda ile ilgili yazan gazetecilerle, fikir liderleriyle temas halinde olmak, tasarımların hikayesini bu kanallarla anlatmak ve dilden dile dolaşmasını sağlamak için uzun süreli ve sağlam ilişkiler kurmak gerekiyor.

The Synergy Between Fashion And Brands

One of the latest rising values in Turkey is brand and fashion collaborations. Due to media’s craving for what is visual, it is an acceptable development that fashion and design are becoming popular through media... Besides, design is quite good material for marketing communications when one considers the extraordinary visual stories of distinguished objects that are offered for consumption.

Instead of information economics, there is now the economics of design and innovation crowned with tales. Brands take new steps to add value to themselves by differentiating through the effect of design in many different fields from automotive to food or real estate sector. Companies include design investments within the allocated R&D budgets and obtain positive results from these investments in the short and long run. The artistic touches in designs by famous names create a multiplier effect in the brand’s positioning and allow the perception on the consumers’ minds to be established on stronger rationale grounds.

Brands mostly lean towards products and services that bear the signature of famous artists or emerging talents when they come together with fashion. For instance, the Coca Cola bottle appears in brand new looks at certain intervals with the special designs of world-famous designers. Up until now, Coca Cola worked with different famous names for different occasions - such as Manolo Blahnik, Jonathan Saunders, Matthew Williamson, and Patricia Field.

The Şişecam Group, one of the world-wide leading groups in the glass household goods industry, worked with world-wide leading designers and brought a breath of fresh air to the industry with their first global design brand, Nude. They address their customers with collections of specially designed products by world-wide known designers like Ron Arad, Rony Plesl, and Alev Ebüzziya. Thanks to design products that defy the limits in glass mastery, they carry themselves to the Blue Ocean* at once by differentiating in the strong competition environment...

The industry was livened with the launch of Uludağ Premium in the bottles which were designed by Ece Ege and Ayşe Ege sisters, the creators of the world-famous brand Dicle Kayek. Uludağ Premium aims to be a part of the lives of consumers’ who strive to live a joyful life, who care about the choices they make, and who are always after capturing new value. It is one of the brands that is inspired by fashion in accordance with its own essence.

Coming together with fashion allows positioning the brand with more premium codes. In a country like Turkey where luxury and premium products are used more for showiness, it is inevitable to ignore the gain obtained out of owning abstract values originating from fashion. Concepts like freedom, prestige, ease, and repugnance that originate from the synergy that forms with fashion, symbolize a life style by penetrating the brand. And brands that adopt a life style muscle up much faster.

5 KEY POINTS ON FASHION FOR BRANDS:

When we look at the common characteristics of successful brands that are in touch with fashion, the secrets for the beginning can be summed up in five titles:

1. Make them follow you.
WOM has a very important place in the world of fashion. A brand that would like to stand out with its designs, must be able to attract attention via influencers that appeal to the target consumer group. Brands  which get together with the right names and pursue this relation consistently, will be more successful in trailing their consumers.

2. Own grand events.
Event management has become much more important than before for new designs to reach their goal. One of the keys to success in this field is selecting the right events to sponsor and achieve the multiplier effect. Lately, we witness brands in very different sectors stand out with fashion events. Mercedes-Benz Fashion Week is  good example of how fashion can be claimed.

3. Take your place in the blog world.
We wouldn’t be too far off if we said that nowadays one of the most important legs of fashion communication is the blog area. From a small start-up to the biggest giants in the world, examples of players from the design world entering that of bloggers’ one way or the other multiply by day. A collection that cannot benefit from the blessings of this world where visuality is key, will come short in one aspect.

4. Get your brand to wander in the streets with your customers.
In fact, the soul of design originates from the streets. Therefore, without doubt, a lot of added value is to be gained from having your brand’s designs live and wander in the streets. Many brands in the fashion world use their specially designed bags as icons. They make them into an accessory that the customers stroll around with. No matter what the sector or the product is, it must be able to live in the streets.
  
5. Stand out in media with PR activities.
Correct communication is an indispensable necessity in order to obtain return from collaboration projects realized with high costs. This is in deed a totally separate topic. However, in order to be able to communicate the carefully crafted special-design products and their underlying philosophy to the customers, they need to be supported with different activities. It is necessary to be in contact with fashion journalists and opinion leaders and to tell the story of the designs through these channels creating WoM and long-lasting solid relations.

2 Mayıs 2014 Cuma

B2B'nin Evrimi

For English Please Click

B2B veya B2C kavramları tarihe karışma yolunda. Artık her şey H2H: Human to Human, yani İnsan İnsana.

İki önemli pazarlama düşünürü Itamar Simonson ve Emanuel Rosen, yeni kitapları Absolute Value’da (Mutlak Değer) markaların bilgi çokluğu altında süregelen iş yapma şekli egemenliğinin bir sona geldiğini öne sürüyorlar. Markalar artık tüm bilgileri harmanlayarak tüketicilerle birleştiren bir araç olma görevine evriliyor olacaklar. Mükemmel bilgi her yerde. Bu yüzden tüketiciler sorularına ilgili cevaplar bulabilen, yani mutlak değer sağlayabilen marka ve hizmetlerin peşinde olacaklar.

B2B (Business to Business / İşten İşe) pazarlamacıları markalarına duygu aşılamaları gerektiğini zaten fark etmiş durumda. Bir sonraki cephe B2B markanın kendisini insanlaştırması olacak. Gerçek mutlak değer ancak o zaman var olan ve potansiyel alıcılara anlatılabiliyor olacak...

Daha önceden operasyon yönetimi ve teknoloji uzmanları tarafından tüketilen B2B markalar, kıdemli yöneticiler ve özellikle kritik teknolojiler açısından, üst yönetim için önemli hale gelmeye başladı. CIO’lar ve teknoloji uzmanlarının önemi gittikçe artacak. Ancak şirket içinde her paydaşın da teknoloji ile haşır neşir olması gerekecek. Empati kurabilen ve teknik etmenlerdense insancıl etmenlere yatırım yapabilen pazarlamacılara ihtiyaç artacak.

En önemli global B2B oyuncularından IBM, bir asrı aşkın süredir faaliyette olan saygın bir şirket. Ancak benzer başarılı B2B oyuncuları gibi IBM de ürünlerinin rekabetin önünde gitmesinin yeterli olmadığını fark etti: Pazarlamada da önde olmalıydı. Yalnızca ürün yelpazesini değil, marka özünün kendisini de insanlaştırmayı öğrendi.

IBM’in çizgili logosu yirminci yüzyılın büyük kısmında ofislerin, evlerin, ve mağazaların her yerindeydi. Bu teknoloji öncüsü artık tüketici alanından uzaklaşmış ve Daha Akıllı Bir Gezegen (Smarter Planet) oluşturmak için yola çıkmış durumda. IBM’den Ann Rubin’in (ve çalışma arkadaşlarının) yazdığı gibi, “Bu yeni yön, başarıları pazar ortamında açıkça görülemeyen bir marka için yeni zorluklar getiriyor. Zihnin marka farkındalığından uzaklaşmasını kısmen dengelemek üzere bize düşen, televizyon ve havaalanları dışında ve üst yönetimle sunucu odasının ötesinde, IBM’i insanlara sunmanın yeni ve uygun yollarını bulmak. İnsanları ilgilendirecek hikayeler anlatmak bunu yapma yollarımızdan biri.”

IBM’in Smarter Planet çalışması, bireylerin dünyanın daha donanımlı, iletişimde ve zeki hale geldikçe nasıl değişmekte olduğunu daha iyi anlamalarına yardımcı oluyor. Bu aynı zamanda şirkete büyük başarı getirmiş bir iş. Ancak bu markayı insanlaştırma girişiminin yalnızca bir bölümü. Bazen markayı insanlaştırmak için insanlara bir şirketin yaptığı en gizemli ve karmaşık işin bile yine insanlar tarafından yapıldığını göstermek gerekir.

B2B pazarlama doğru yapıldığında elçinin rolünü üstlenebilir. Markanın insanlaştırılması, bir uzmandan gelecek bilgiyi ve müthiş bir satış uzmanının kişisel dokunuşunu arzuladığımız duygusal yakınlıkla bir arada sağlayarak, B2B şirketlerin pazarlamalarını marka için bir avatar haline getirmelerine olanak tanır. B2B pazarlama, global erişim, kurumsal sosyal sorumluluk veya pazar liderliği gibi, B2B alıcılarının çok az önemsediği konulara çok fazla odaklanmaktadır. Oysaki B2B alıcılarının gerçekte istediği açık ve dürüst diyalogdur. Yani kurumsal bir monolit yerine gerçek bir insan gibi davranılmasıdır.

Dijital teknolojinin getirdiği bir sürü değişiklikten biri de işte kim olduğumuzla kişi olarak kim olduğumuzun analizi. Bireysel tüketici olarak bizi etkileyen şeyler, şirketlerimiz adına satın alma yaparken de bizi etkiliyor. Bryan Kramer bunu çok güzel bir şekilde özetliyor: “Artık B2B yok, H2H var: Human to Human, yani İnsan İnsana.”