1 Ekim 2015 Perşembe

Turizmde Değişen Trendler Ve Seyahat Pazarlaması

For English Please Click

Günümüz insanı için tatil; huzur, dinlence, eğlence, macera, keşif ve sosyalleşme başta olmak üzere pek çok kavramla örtüşüyor. Tatile gitmek, durağan hayatımıza devam ederken içine girip rahatladığımız, kendimizi yenilediğimiz, sonrasında iyileşerek geri döndüğümüz, geçici ‘‘yeni bir dünya’’ sunuyor bize. Bu yüzden tatil, zorunlu olduğumuz rutinlerimize katlanmamıza yardımcı olan, kaldığımız yerden devam etmemizi sağlayan, bizi dönüştüren, ruhun suyu ve besini gibi temel bir ihtiyacımız artık.

Rutin hayatımıza ve sorumluluklarımıza ara vermek için kişisel ihtiyaçlarımızı merkeze alarak çıktığımız bu molalar, yüklenen tüm olumlu anlam ve duygulara rağmen senede sadece bir veya iki kez yapılan bir aktivite olarak kalıyor. Değişen yaşama paralel olarak kişisel tatil anlayışımız, beklentilerimiz ve daha da önemlisi tatili organize ettiğimiz dünya da değişmekte. Nadiren planladığımız bu organizasyonun yeni trendlerine de ayak uydurma çabasındayız.

Tatilin hayatımızdaki yeri ve anlamı farklılaştıkça tatil anlayışımız da değişiyor. Önceleri sadece klasik tatil anlayışı ile seyahat eden kitleler, artık eğitim, sağlık, keşif, din ve felsefe gibi amaçlar ile de seyahat ediyor. Trendlere uyum gösterme çabası, huzurun, dinlenmenin ve eğlencenin merkezde olduğu tatil olgusuna merak, heyecan ve hatta biraz da tedirginlik unsurları eklemekte. Tatilcilerin amaçları hızla farklılaşırken otellerden, seyahat acentelerinden ve tur operatörlerinden beklentiler de aynı hızla değişiyor.

Tüm bu faktörler, turizm sektörünün büyümesine olumlu katkıda bulunurken sektörün dinamiklerini de etkiliyor. Tatilciler artık paralarını ve hayallerini yatırdıkları tatillerinin planlama sürecine bizzat dâhil olmak istiyor. Online dünyanın yükselişi, tatil organizasyonunda aracı kurum bulma, tatile gidilecek yere karar verme ve tatil paketi satın alma gibi süreçleri doğrudan etkiliyor. Değişen dinamikler ile turizm sektöründe faaliyet gösteren herkes kendini yepyeni bir sistemin içinde bulurken, trendlerin getirdiği fırsat ve riskler, sektördeki herkesi daha akıllı stratejiler yaratmaya itiyor.

Turizm Nasıl Bir Evrim Geçiriyor?

Değişen sektörde, turizmcileri en çok zorlayan konulardan biri şüphesiz ki sektörün e-turizme evrilmesi. İnternetin bilgiye ulaşmada sağladığı kolaylık öncelikle tatilci davranışını değiştirdi. Seyahat edecek kişinin uzman görüşü almak için artık seyahat acenteleri ve tur operatörlerinden çok daha fazla kaynağı var. İnternette gezi yayıncılığı yapan sitelerde, sosyal medya kanallarında, forumlarda ve bloglarda gönüllü olarak seyahat deneyimlerini paylaşan kişiler sayesinde seyahat okur-yazarlığı arttı; tatilcinin birçok farklı kaynaktan bilgi toplayarak tatile gideceği yere karar vermesi kolaylaştı.

Tatilci gideceği yere kendi araştırması sonucu karar verdikten sonra rezervasyonlarını da kendisi planlayabiliyor artık. Uçuş arama motorlarının kullanım kolaylığı ile uçak bileti ayırtmak, rezervasyon sitelerinin sunduğu detaylı karşılaştırmalar ile konaklamaya karar vermek tatilcilerin kendi kontrolü altına giriyor. Tatil esnasında ihtiyaç duyulabilecek tur rehberleri bile online seyahat rehberlerinin varlığı ile sarsılmaya başladı. E-turizm öyle bir noktaya geliyor ki, artık tatilcinin seyahat programını bir paket program kadar iyi yönetebilmesini sağlayan birçok mobil seyahat uygulaması bile mevcut.

Peki, Turizm Tüketicisi Nasıl Evriliyor?

Tüketici, sektörü değiştiren ana etmen.

Gerçek deneyim peşinde koşan Y ve Z kuşağı, mercek altına alınması gereken kitleler. Bu nesiller, giderek aynılaşan dünyada biricik kalan güzellikleri keşfetmek istiyor.

Pasif seyahati değil aktif seyahati seviyorlar. Bu bir dinlence tatili bile olsa…

Bu nesiller aynı zamanda eğer gelişmemiş bir bölgeye seyahat ediyorlarsa, seyahatlerinin, gidilen bölgenin kalkınmasına da katkıda bulunmasını istiyorlar. Gittikleri yerde alışveriş noktalarını buna göre seçiyor, katılabilecekleri günü birlik atölyeler, gönüllülük aktiviteleri arıyor.

Dolayısıyla artık daha esnek ve karma hizmetler sunmak şart.

Acenteler ve tur operatörleri, farklı amaçlarla kullanılan online ve offline hizmetlerini etkin bir biçimde birleştirerek marka algılarını yükseltmeliler. Bununla birlikte, macera, dinlence, spor gibi farklı motivasyonlarla seyahat eden tatilciler için farklı ürün ve konseptlerde uzmanlaşmalılar.
Yükselişe geçen turizm alanlarında karma içerikler hazırlayarak tatilcilerin çok yönlülüğüne adapte olmalılar. Örneğin, gençler için programlara gönüllülük aktiviteleri eklemek, eko-turizm, spa, yoga turizmi gibi yükselen alanlar ile karma tatil içerikler hazırlamak gibi…

TURİZM PAZARLAMASINI ETKİLEYEN BAŞLICA TRENDLER:

1. Paylaşım Ekonomisi Yükseliyor: Paylaşım ekonomisi, bir ürün veya servisi imece usulü kullanarak veya paylaşarak, tek bir kullanım yerine çoğul kullanım yaratan ekosistem. Özellikle milenyum kuşağıyla hız kazanan bu trend, Zipcar, Airbnb gibi birçok yeni markayı doğururken, geleneksel markaları da etkiliyor. Turizm sektöründe de ulaşım ve konaklamadan yeme-içmeye kadar birçok alanda paylaşım ekonomisi platformu mevcut. Tatilciler, seyahate çıkarken BlaBlaCar ve HomeAway gibi platformlar üzerinden konaklama ve yol masraflarını paylaşırken, EatWith ve Sidetour gibi platformlar ile hatırlanacak deneyimler yaşayacaklarına inanıyor. Gelecekte turizmciler için fırsat ve riskler oluşturacak bu trende karşı markalar, ortaklıklar yaratarak rekabete katılmaya başladı. Örneğin Marriott Hotel, otellerindeki konferans salonu ve çalışma alanlarını LiquidSpace üzerinden kısa süreliğine kiralayarak hem trafiği artırıyor hem de müşteri çekiyor.

2. Entelektüel Para Birimi Olarak Seyahat: Tatil, giderek daha çok uluslararası hale geliyor ve demokratikleşiyor. Bu yüzden seyahatler bir sosyal statü göstergesi olarak algılanıyor. Tatil için seçilen yer, izlenen rota, tatilde geçirilen zaman, keşfedilen özgün yerler ve yaşanan kişisel deneyimler giderek ‘‘birimleşiyor’’. Seyahat etmek, bir entelektüel para birimi haline dönüyor. Markalar farklılaşmak için, Bitcoin’i hatırlatan bu trendi iyi değerlendirmeli ve seyahat etmeyi oyunlaştırmanın ve birimleştirmenin yollarını aramalı.

3. Tek Başına Tatile Çıkmak: Tek başına tatile çıkmak, rutin hayatımızdan kaçmak ve plansız gezebilmek, sorumluluk duygusu hissetmeden birkaç gün geçirebilmek gibi sebeplerden tercih ediliyor. Uluslararası ortamlara ve yabancı kültürlere güven oranının artması ile de giderek yaygınlaşıyor. Özellikle emeklilik yaşına gelmiş ‘68 kuşağı ve kadınlar bu trende uyuyor. Partnersiz seyahat edenlerin tercihleri çoğunlukla egzotik tatil yerleri veya macera rotaları oluyor. Markalar bu trende uymak için iletişim ve mecralarını segmentlere göre kurgulamalılar. Bunun için ilk adımı atanlardan A&K sadece tek başına gezenler için hazırlanmış bir web sitesinde özel turlar sunmaya başladı. Öte yandan, Crystal Cruises ve Silversea gibi markalar fiyat tekliflerini gözden geçirerek tek başına gezen kitleyi hedefliyor.

4. Gelişmekte Olan Ülkelere Yolculuk: Tatilin sosyal statü olması trendinden hareketle, kitle turizminden kaçmak isteyenler gözlerini Avrupa’nın ötesine dikti. Tayland, Kamboçya ve Vietnam gibi Güneydoğu Asya ülkeleri ile Şili ve Peru gibi Güney Amerika ülkeleri tatilcilerin favorileri olurken, Hindistan Türkiye pazarı için yükselen bir değer olmaya başladı. Ayrıca sosyal sorumluluk bilincinin gelişmesiyle özellikle gençlerin Afrika ülkeleri gibi gelişmemiş ülkelere hareketi söz konusu. Bu ülkelere doğru gönüllülük ve sosyal sorumluluk bir çeşit turizm doğururken, bu hareketlenme Türkiye’deki bazı büyükşehirlerin varoşlarına da yansıyor. Büyükşehirlerde, kenar mahallelerdeki yaşantıları görmek veya bölgelere has lezzetleri tatmak isteyen birçok insan şehrin varoşlarında günübirlik turlara, sanatsal aktivitelere, atölye çalışmalarına katılıyor.

5. Oyunu Değiştiren Oyuncular: Sosyal medya ve internete duyulan güven, tüketicilerin şahsi beğeni ve deneyimlerinden yola çıkarak oylama yaptıkları, kendi düşüncelerini paylaştıkları sitelere de güven oranını artırdı. TripAdvisor, Cruise Critic gibi online kritik siteleri, tatilcilerin seyahati planlamadan önce araştırma yaptıkları ilk platformlar olmaya başladı. Bu siteler özellikle seçim aşamasında yönlendirme ve karşılaştırma yapma kolaylığı sağladığı için tercih ediliyor; bu da geleceğin seçim mimarisinde sivrilmekte olduklarını doğruluyor. Acente ve oteller, online kritik sitelerinin tüketici davranışına olan etkisini iyi gözlemleyerek farklı kaynaklarda görünürlük ve cevap verebilirliklerini artırmalılar. Gerektiğinde ise bilgi kirliliğine karşı uzmanlık kozunu kullanarak tercih kolaylığı sağlamalılar.

The Changing Trends In Tourism And Travel Marketing

Vacation for modern man corresponds to many concepts, particularly peace, leisure, fun, adventure, discovery and socialization. Going on a holiday bestows upon us a temporary ‘new world’ where we enter while going on with our stagnant lives, and relax, refresh ourselves, and return from all healed. For that reason, for the soul, vacation is an essential need like food and water which helps us survive the mandatory routines, which ensures that we go on from where we have left and which transforms us.

These breaks we take in order to pause our routine lives and responsibilities, putting our needs in the center, seem to be a mere activity practiced only once or twice a year, despite all the positive meaning and emotions that are attributed to them. In parallel to the ever-changing life, our personal understanding of vacation, our expectations and more importantly the world in which we organize the vacation change as well. We thrive to keep up with the new trends in this activity we seldom plan.

As the place and meaning of vacation in our lives are changing, our understanding of it changes, too. The masses, who used to travel with the classic vacation in mind now also go on a trip for purposes of education, health, exploration, religion and philosophy. The effort to conform to trends adds curiosity, excitement and even a little uneasiness to the phenomenon of vacation at the center of which are peace, rest and fun. The objectives of holidaymakers are changing rapidly, hence so are the expectations from hotels, travel agencies, and tour operators.

All these factors not only positively contribute to the growth in the tourism sector, but also affect its dynamics. Holidaymakers now want to be actively involved in the planning phase of the vacation in which they invest their money and dreams. The boom in the online world directly affects the phases of vacation organization such as finding a middleman, deciding on a destination, and purchasing a holiday package. With the changing dynamics, while everyone actively involved in the tourism sector are finding themselves in a brand new system, the opportunities and risks that are brought along with the trends push everyone in the sector to create smarter strategies.

What Kind of an Evolution is Tourism Going Through?

One of the challenges in the changing sector that tourism professionals face, is without a doubt how the sector evolves into e-tourism. The ease the Internet provides users with in accessing information, has primarily changed the holidaymaker behavior. Anyone who is about to go on a trip, has now more resources other than travel agencies and tour operators to take expert opinions. Thanks to the Internet users who voluntarily share their travel experiences on travel publishing websites, social media channels, forums and blogs, travel literacy has increased and it has gotten easier for holidaymakers to decide on destinations by gathering information from a variety of resources.

Following online research, the holidaymaker not only decides on the destination but handles own reservations as well. With the ease of usage of travel search engines and detailed comparisons rendered by online booking websites, booking flights and deciding on accommodation are now under the holidaymakers’ control. Even the tour guides took a knock from online travel guides. E-tourism has now come to such a point where there are a number of mobile travel apps that enable holidaymakers to manage their travel program as intricately as does any package holiday program.

Then How Does the Tourism Consumer Evolve?

The consumer is the primary factor that changes the sector.

Generations X and Y, who are after genuine experience, are the masses that need to be focused on. These generations want to discover the unique beauty in the world that becomes more and more indifferentiable.

They love active but not passive vacations. Even if it is a recreational one…
These generations at the same time, if travelling to an underdeveloped region, would like their journey to contribute to the development of that region. They pick where to go for shopping accordingly and look for excursions and volunteer activities.

For that reason it is now a must to introduce more flexible and mixed services.

Travel agencies and tour operators must improve their brand perception by effectively merging their online and offline services used for a variety of purposes. That being said, they should gain expertise in distinctive products and concepts for the holidaymakers that travel for different motivations like adventure, leisure or sports.

They should adapt to the versatility of holidaymakers by coming up with mixed content in tourism areas that are on the rise. For instance, including volunteer activities in the programs for youngsters or organizing mixed holiday content with eco-tourism, spa and yoga tourism…

MAIN TRENDS THAT AFFECT TOURISM MARKETING

1. The Rise of the Sharing Economy: Sharing economy is an ecosystem that yields multiple usage instead of single usage by collective use or sharing of a product or service. This trend that got accelerated especially by the millennium generation not only allows the birth of many brands like Zipcar and Airbnb but also affects the conventional brands. There are sharing economy platforms in many areas in the tourism sector from transfer and accommodation to wining and dining. The holidaymakers going on vacation now share travel expenses through platforms like BlaBlaCar and HomeAway and believe they will have memorable experiences through platforms like EatWith and Sidetour. Facing the opportunities and threats brought about by this trend, brands started to join in competition by going into partnerships. For example Marriott Hotel, by renting its conference halls and workspaces through LiquidSpace, both increases its traffic and attracts customers.

2. Journey as an Intellectual Currency: Vacations are getting more and more international and democratic. That is the reason why journeys are perceived to be a social status indicator. Destination, itinerary, time spent there, original places discovered and personal experiences get more and more ‘unitized’. Going on journeys is becoming an intellectual currency. The brands should evaluate this new trend that brings Bitcoin to mind and look for ways to bring in gamification and unitization to travelling.

3. Going on Solo Vacations: Going on solo vacations is preferred in the way it allows one to escape routines and wander around without making plans and to spend a few days feeling free of responsibilities. It is becoming more popular as the level of trust in international settings and foreign cultures increases. Especially the ’68 generation who has now come of retirement age and women go for this trend. The ones who travel without a partner generally choose exotic vacation destinations and adventure routes. In order to keep up with this trend, brands should match their communication message and media based on segments. A&K pioneered in offering exclusive tours on a website designed for solo travelers. On the other hand, Crystal Cruises and Silversea are targeting masses that travel alone by revising their rates.

4. Travelling to Developing Countries: With reference to the trend of vacations being social status indicators, holidaymakers who want to avoid mass tourism have set their eyes beyond Europe. While Thailand, Cambodia, and Vietnam in Southeast Asia and Chile and Peru in South America are being favored, India has started to gain popularity in the Turkish market. And with the development of social responsibility consciousness, especially youngsters are departing for underdeveloped areas like African countries. Volunteering and social responsibility have led to a form of tourism and this stir reflects in the ghettos of some Turkish metropolises. Lots of people who want to see life in the ghettos and have a taste of specialties join daily excursions, art activities, and workshops.

5. Players that Change the Game: The trust in social media and the Internet also increased the credibility of websites on which consumers give ratings based on personal interest and experience and share their opinions. Online review websites such as TripAdvisor and Cruise Critic are becoming the primary platforms for holidaymakers’ research prior to vacation planning. These are mainly preferred for the guidance and comparison they provide  during selection phase, which confirms that they are becoming prominent in choice architecture. Travel agencies and hotels must observe the impact of online review websites on consumer behavior and increase their visibility and responsiveness on different resources. Most importantly, they should offer ease of choice by playing the expertise card against information pollution when necessary.

3 Eylül 2015 Perşembe

Pazarlamanın “Z” Hali

For English Please Click

Doğum yıllarına göre X, Y ve Z olarak sınıflandırılan genç nesil, karakteristik özellikleri bakımından hayli farklılık gösteriyor. Bu farklılıklar eğitimden iş yaşamına, teknoloji kullanımından tüketim alışkanlıklarına kadar birçok faaliyet alanını etkiliyor. Pazarlama dünyası, X kuşağının (1965-1979) şahit olduğu tüm yenilik ve dönüşüme adapte olmasını izlerken, bağımsızlığına düşkün ve kural tanıman Y kuşağının (1980-1995) farklılıklarını henüz sindirmeye başladı. Şimdi ise internet ve teknolojinin içine doğmuş Z kuşağını (1995 ve sonrası) anlamak ve buna göre çalışmalar yapmak pazarlamacıların en zorlu görevlerinden biri.

Z kuşağı, diğerlerinden farklı olarak doğuştan dijital bir nesil. Teknoloji ve internet kullanımı en yüksek olan bu kuşağın bireyleri vaktini telefon, tablet ve bilgisayar kullanarak online geçiriyor. Aynı anda birden fazla ekranı yönetebiliyor, alışveriş merkezlerine gitmek yerine internetten alışverişi tercih ediyor. Ayrıca dijital ortamlarda pasif bir şekilde var olmak değil, aktif bir şekilde içerik üretmek ya da içerik üretimine katılmak istiyorlar.

Hız, Z kuşağı için her şey demek. Bilgiye hızlıca ve ilk elden ulaşmak onların ilk günden beri sahip olduğu bir şey. İletişim kurarken kelimelerden daha hızlı olduğu için emoticon ya da emojiler kullanıyorlar. Snapchat, Vine gibi platformların yaygınlaşması Z kuşağının hıza verdiği önemi gösterirken, dikkat sürelerinin de ne kadar kısaldığına işaret ediyor. Bu kuşağın bir konuya odaklanma süresi bazı en fazla 8 saniye olarak belirtiliyor.

Z kuşağı, internetten eğitim ve gelişime inanıyor. Yüksek eğitim diplomalarına diğer nesillere oranla daha az ilgililer. Ayrıca bu kuşak dünya meseleleri, ekonomi ve ekolojiyle ilgileniyor. Çoğunluğu dünya için iyi bir şey yapmak istediği için gönüllülük aktivitelerine yöneliyor.

Z kuşağı iyi bir takım arkadaşı değil, bireyselliği seviyor. Mezun olunca kendi işini kurmayı, bir şirkette çalışmaktansa girişimci olmayı hayal ediyor.

Bütün bu özellikleriyle Z kuşağı ilerleyen günlerde pazarlamacıları en çok zorlayacak konulardan biri olacak. Marka sadakati olmayan bu nesli kazanmak için atılabilecek bazı adımlar ise şöyle:

Z KUŞAĞINI KAZANMAK İÇİN MARKALAR NELER YAPABİLİR? 

1. Mobili önceliklendirin: Z kuşağı gerçek anlamdaki ilk mobil jenerasyon. İçerik aramak, tüketmek, alışveriş yapmak ve iletişim kurmak için mobili kullanıyor ve güveniyorlar. Markalar Z kuşağına konuşmak için büyüme ve pazarlama stratejilerinde mobili önceliklendirmeliler. Bunun için mobile adapte edilmiş web siteleriyle kalmayıp, sosyal medyaya entegre stratejiler kurmak zorundalar.

2. Kolaylığı amaçlayın: Z kuşağının en önemli farkı, her şeye her yerde ve ilk elden ulaşarak büyümeleri. Büyük bir bilgi kirliliğinin içine doğsalar da her şeyin farkındalar ve bilgiyi kontrol edebiliyorlar. Bu yüzden gelecekte, onların beklediği hız ve kolaylığı sağlamak için tüm sistemlerini entegre bir şekilde kolaylaştıran markalar var olacak. Çağrı merkezlerinin bile sosyal medyadan yönetilebileceği, onların yaşadığı kanallarda yaşayan sistemler kurulmalı.

3. Gerçekliğe odaklanın: Z kuşağı herhangi bir mercinin belirtmesine ihtiyaç duymadan kendi yıldızlarına, kendi kanallarında kendisi karar veriyor. Bu yüzden samimi olmayan bir tweetin ya da yapay bir viralin kokusunu hemen alıyor. Markalar içerik üretirken gerçeklikten ve “#NoFilter”dan korkmamalı. Pazarlama kampanyalarında markalar, markanın gerçek değerine de odaklanmalı. Daha iyi tasarım, kalite ve üretimle Z kuşağını kazanmalı, onlara bununla bir değer yaratmalı.

4. Şeffaf olun: Z kuşağı “paylaşım” kuşağı. Onlar her şeyi her yerde ve kendi aralarında paylaşıyor. Bu yüzden markaların da aynısını yapmasını bekliyor. Sosyal medyada veya kullanıcılarının yorumları ile bilginin hızlıca yayıldığı bir ortamda halka açık bir mesajı doğru yönetememek Z kuşağını kaybetmenize sebep olacak. Markaların herhangi bir bilgiyi yönetirken, iyi düşünülmüş bir stratejiyle çok hızlı cevap verebilir olması lazım.

5. Takıma katılın: Z kuşağı bireyselliklerine önem veren, ama aynı zamanda grup aidiyeti hissetmek isteyen bir kuşak. Markalar onlara konuşurken bu dengeyi tutturmalı, onların kendileri gibi insanlarla bir araya gelmelerini sağlamalı. Bunu yaparken onlara, onların gençlik dünyalarını anlatmak yerine gerçekten genç olmalı ve onların takımında yer almalılar.

6. İlgi alanlarına adapte olun: Bu kuşak, sınırsız ilgi alanı olan, bunların hepsini harmanlayabilen ve takvimi de en az o kadar sıkışık olan bir kuşak. Bu yüzden dikkatleri çekmek için abartılı reklamlar yapmak yerine gerçekten yaratıcı, alakalı ve eğlenceli içerik sunun. Kendi ilgi alanlarına göre harmanlayıp yayabilecekleri ve kendi etki alanlarını yaratabilecekleri kampanyalar yapın. Bu kampanyaları onların sosyalleştiği kanallarda yaşatın.

The “Z” State of Marketing

Young generations named as X, Y, and Z based on their birth years, vastly differ in terms of their characteristic features. These differences are observed in many areas from education to professional life and from technology usage to consumption habits. The world of marketing, while watching Generation X (1965-1979) adapt to all the novelties and the transformation it has encountered, is just starting to digest the differences of Generation Y (1980-1995), characterised by passion for independence and defiance of rules. And now one of the most challenging tasks for marketers is to understand Generation Z (1995 and later), who was born into internet and technology, and to align their activities with this understanding.

Different from others, Generation Z is a digital generation from birth. Scoring the highest in technology and internet usage, the members of this generation spend their time online using phones, tablets, and computers. They can manage multiple screens simultaneously; they prefer to shop online instead of going to shopping centers. Moreover, they do not want to remain passive in digital environments; they would like to actively create content or participate in content creation.
Speed means everything to Generation Z. Obtaining first-hand information fast is a possibility they have had since day one. They use emoticons and emojis while communicating since these are faster than words. The fact that platforms such as Snapchat or Vine are becoming so widespread, is a sign of how important speed is to Generation Z and it also points out how much shorter their attention span is. The focusing duration of this generation is stated as being maximum eight seconds by some resources.

Generation Z believes in education and development through the internet. They are less interested in higher education diplomas compared to other generations. Additionally, this generation is interested in world matters, economy, and ecology. The majority of people from this generation turn to volunteer activities for they want to do good for the world.

Generation Z is not a good team mate; members of this generation like individuality. They dream of starting their own business when they graduate and becoming an entrepreneur rather than working at a company.  

With these qualities, Generation Z will be one of the topics that challenges marketers the most in the coming days. Here are some of the steps that can be taken to win this generation that has no brand loyalty:

WHAT CAN BRANDS DO IN ORDER TO WIN GENERATION Z? 

1. Make mobile a priority: Generation Z is the first “mobile” generation in the real sense. They use and trust mobile to search for and consume content, to shop, and to communicate. Brands must make mobile a priority within their expansion and marketing strategies in order to speak to Generation Z. In order to do this, they must formulate strategies that are integrated with social media and not just settle for web sites adapted to mobile.

2. Aim for simplicity: The most important differentiator for Generation Z is that they have grown up with first-hand access to everything everywhere. Even though they were born into a massive information pollution, they are aware of everything and can control information. That is why those brands, that have simplified all of their systems in an integrated way in order to provide them with the speed and simplicity they expect, will exist in the future. Systems that even call centers can manage over social media and that live on channels where they live, must be established.

3. Focus on reality: Members of Generation Z assigns their own stars on their own channels by themselves. Therefore, they immediately sense an insincere tweet or a fake viral. When creating content, brands should not be afraid of reality and “#NoFilter”. During marketing campaigns, brands must also focus on the true value of the brand. They must win Generation Z with better design, quality and production, creating value for them through these.

4. Be transparent: Generation Z is the generation of “sharing”. They share everything, everywhere, and among themselves. Therefore they expect brands to do the same. Not being able to appropriately manage a public message on social media or on a platform where information spreads fast via user comments, will cause you to lose Generation Z. While managing information, brands must be able to respond fast with a well-thought-out strategy.

5. Join the team: While caring about individuality, Generation Z also wants to feel group belongingness. Brands must strike this balance when talking to them and must enable them to get together with people like themselves.  While doing this, brands must really be young rather than telling about their world of youth and they must be on their team.

6. Adapt to their areas of interest: This generation has endless areas of interest, can blend all of these together, and has an equally busy schedule. Therefore, in order to attract attention, offer content that is truly creative, relevant, and fun rather than adopting exaggerated advertisement. Create campaigns which they can blend and spread according to their areas of interest and create their own impact zones. Have these campaigns live on the channels where they socialize.  

4 Ağustos 2015 Salı

Cannes Lions 2015’te Göze Çarpanlar

For English Please Click

Türkiye, bu sene birçok yeni kategori ile zenginleşen Cannes Lions Yaratıcılık Festivali’nden, biri Grand Prix olmak üzere toplam 17 aslanla döndü.

Festivalde verinin yaratıcı kullanımını amaçlayan Data Creative Lions kategorisinde ödül verilmemesi gelecek sene bu alandaki rekabetin daha fazla olacağının bir göstergesi olabilir. Yine bu yıl ilk kez verilen Glass Lions ise toplumsal değişimin ödülü olarak konumlanıyor. Bu ödül daha pozitif ve ilerici iletişimi teşvik etmek amacından hareketle, toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ve bu alandaki önyargıları kırmayı teşvik eden sıkı bir kategori olacak.

Geçen senelerde olduğu gibi, verinin ‘’duygusal içeriğe’’ ulaşmanın bir kanalı olduğu festival boyunca sıklıkla ifade edildi. Dünyadaki verinin %90’ının geçtiğimiz iki senede yaratıldığı göz önüne alınırsa, pazarlamacıların gelecek yıllarda veriye dayalı içgörülere kafa yoracağı ortada. Bu noktada yakın zamanda devreye giren IoT (Internet of Things) ve giyilebilir teknolojinin iletişim kurmada artan önemi vurgulandı.

Mecra olarak bahsedilen platformların (Tinder, Snapchat..) birer mekan haline geldiği ve içeriğin yeni format olacağı konuşuldu.

4 Trend 6 Vaka İle Cannes

1. Klişelere karşı savaş:

Reklam, insanları değiştirmemeli; insanların birbirini görme şeklini değiştirmeli. Yeni ödül kategorisi Glass Lions da bu amaçtan doğmuş bir kategori. Bu alandaki işler bu sene çokça kendilerinden bahsettirdi.

Yaratıcı kişilerin sadece %3’ünün kadın olduğu ancak satın alımı gerçekleştirenlerin %85’inin kadın olduğu bir dünyada kadının rolü hala tartışmalara açık. Bu sene festivaldeki kampanyalardan Always Like A Girl  ve I Will What I Want  kadının toplum içindeki rolünü tüm vuruculuğu ile masaya yatırdı. Kadın hijyen ürünleri sunan P&G markası Always, #LikeAGirl kampanyasıyla “kız gibi” ifadesinin hakarete varan negatif algısını “yapabileceğinin en iyisini yapmak” olarak çerçeveledi ve PR alanında Grand Prix sahibi oldu.

Klişelere meydan okuyan bir diğer örnek ise AdCouncil’in Love Has No Labels  (Sevginin Etiketi Yok) kampanyası oldu. “Sevginin dini, dili, ırkı, yaşı, cinsiyeti yok,” diyen kampanya, bunu ‘’X-ray arkasında, her birimiz eşitiz’’ basitliğinde anlatarak Cyber, Direct, Outdoor ve Titanium and Integrated kategorilerinde toplam sekiz ödül aldı.  

2. Daha da basit:

Tüketiciler artık kendini anlatmak istemiyor. Bu nedenle de markalar için “basitlik deneyimi”nin tanımı değişiyor. Cannes’da bu sene de güzelliği basitliğinden gelen birçok fikir vardı. Örneğin Dominos pizza sipariş etmenin artık bir pizza emojisi tweet etmek kadar kolay olduğunu gösterdi. Bu kampanya ile Domino’s Titanium Lions sahibi oldu.

Bir diğer basitlik örneği ise Smirnoff’tan geldi. Tüketiciler, buzdolaplarının anlık resmini Instagram’a yükleyerek bir Smirnoff barmeninin her malzemeden bir kokteyl tarifi verebileceğini deneyimledi.

Kampanya Promo and Activation aslanı ile ödüllendirildi.

3. Zayıflığım Gücümdür:

En görkemli reklamların merakla beklendiği Super Bowl döneminde, Volvo toplamda 60 milyon dolar harcayan kategori rakiplerinin yanında reklam yapmadı. Tam tersine rakiplerinin reklamlarından çaldı. Bunu her bir diğer araba reklamı TV’de çıktığında, #Volvocontest hashtagi ile tweet atanların Volvo kazanma şansına sahip olduklarını söyleyerek yaptı. Dakikada 2000’den fazla atılan tweet, satışları %70 oranında artırdı; markanın kazandığı Direct Lions da cabası oldu.

4. Oyun Kurucu Teknoloji:

İspanya’da Ulusal Güvenlik Yasası’ndaki ceza kanununa ve terör karşıtı kanunlara yeni eklenen maddeleri çiğnemeden protesto edebilmek için tarihin ilk hologramlı eylemini yapan İspanyol vatandaşları, internet üzerinden kendi videolarını çekerek, ses kayıtları bırakarak veya kendi hologramlarını hazırlayarak tarihe başka bir boyut getiren bir eylem yarattılar. Holograms for Freedom (Özgürlük için Hologram) kampanyası Branded Content Entertainment kategorisinde altın ödülü aldı.

Cannes Lions 2015 Highlights

Turkey brought back home 17 Lions including one Grand Prix from this year’s Cannes Lions Festival of Creativity, which thrived thanks to many new category additions.

The fact that no awards were given this year in the Data Creative Lions category, which aims for the creative use of data, might be a good indicator that next year there will be greater competition in this field. Again a first this year: Glass Lions was positioned as the award of social change.

This award aims to encourage a more positive and progressive communication and it is going to be a hardcore category aiming to overcome social gender discrimination and the prejudices attached to it.

Just like in the previous years, the fact that data is a channel to reach “emotional content” was emphasized often this year. Considering that 90% of the Data in the world was created in the past two years, it is evident that marketers will be beating their brains out on data-based insights. At this point the recently introduced IoT (Internet of Things) and the increasing importance of wearable technologies in communications were highlighted.

The discussion was that the platforms that are considered as media (Tinder, Snapchat...) have evolved into spaces and the content will be the new format.

CANNES IN 4 TRENDS AND 6 CASES

1. War on Clichés:

Advertising is not supposed to change people; it is supposed to change the way people see each other. The new award category Glass Lions is born out of this philosophy. Works in this field, were amongst “the most talked about” this year.

In a world where only 3% of the creatives but 85% of the purchasers are women, the role of the woman is still an open debate. This year among the campaigns at the festival Always Like A Girl  and I Will What I Want  opened the floor to discussion about the role of women in society in a striking way. A P&G brand that produces feminine hygiene products, Always, took the almost insulting “like a girl” expression, re-framed it as “doing the best you can do” in its #LikeAGirl campaign, and won the Grand Prix award in PR.

Another cliché-challenging example was AdCouncil’s Love Has No Labels  campaign. The campaign that said ”Love does not have a religion, a language, a race, an age or a gender” got a total of eight awards in the Cyber, Direct, Outdoor, Titanium and Integrated categories by communicating this in the simple form of “ We are all equals behind the X-ray”.

2. Even simpler:

Consumers do not want to express themselves anymore. That is why the definition of  “the experience of simplicity” is changing for brands. There were many ideas in Cannes this year, which drew their appeal from their simplicity. For example, Domino’s Pizza demonstrated that ordering pizza is as easy as tweeting a pizza emoji. This campaign brought Domino’s the Titanium Lions.
Another example of simplicty came from Smirnoff. By posting the instant picture of their refrigerators, consumers experienced that a Smirnoff bartender can come up with a cocktail recipe with any ingredient at hand. This campaign was awarded with a Promo and Activation Lion.

3. My weakness is my strength:

During the Super Bowl when the most magnificent ads are anticipated, Volvo did not advertise as opposed to its category competitors. who spent a total of 60 million dollars. On the contrary, it “stole” from its competitors’ ads. This was achieved by communicating that you could get a chance to win a Volvo by posting a tweet with a #Volvocontest hashtag every time there was an ad by another automobile on the screen. Over 2000 tweets per minute boosted the sales by more than 70%; the Direct Lions award they won came as the bonus.

4. Game Changing Technology:

In Spain, in order to protest the new article additions to the National Security Act and anti-terror laws without breaking the new articles, the citizens of Spain created the first ever-holographic protest in history by uploading their own videos, audio recordings and creating their own holograms. This marked a whole new dimension in the history of demonstration. The Holograms for Freedom campaign received the gold award in the Branded Content Entertainment category.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Sigortacılığın Yeni Yüzü

For English Please Click

Türk insanı, zorunlu sigortalar dışındaki sigorta türlerini genellikle başına bir olay geldikten sonra düşünmeye meyilli…

Bunun asıl nedeni, sigortayı düzenli ödenen bir miktar fazla paradansa bir vergi türü gibi düşünmemiz.

Sigorta genel olarak gerekli ve bir güvence olarak görülse de, ne yazık ki sigorta firmalarına karşı çok fazla olumsuz önyargı bulunuyor.

Çünkü sigorta kuruluşlarının asla yeterince şeffaf olmadıkları ve risk gerçekleştikten sonra hasarı karşılamamak için ellerinden geleni yaptıkları düşünülüyor. Kayıp olayları yaşamış, bunun karşılığında -teminatının tabii ki her şeyi karşıladığını düşünüp, dipnotlarda aslında hasarın karşılanmadığının belirtilmiş olduğunu olay anından sonra keşfetmiş ve- ödeme alamamış olan tüketici sigortaya olan inancını yitiriyor ve bu kavramından can acısıyla uzaklaşıyor.

Önyargıları kırmanın mutlak yöntemi, kategorinin referanslarından çok farklı ve çok cesurca da olsa şeffaflığı artırmaktan geçiyor.

Sigorta türlerine bakıldığında algılar nasıl farklılaşıyor?

Araç sigortası, ilk akla gelen ve en önemli olduğu düşünülen sigorta türü. Büyük şehirde yaşamanın getirdiği güvensizlik ile kaskoya bir anlamda “zorunlu” gözüyle bakılıyor. Ayrıca, kasko düzenli olarak yaptırıldığından tüketicinin bilgi anlamında yeterince hâkim olduğu görülüyor.

Ayrıca özel sağlık sigortası yaptırma ihtiyacı hissedilmiyor ve SGK’ya sahip olmak yeterli gözüküyor. Bu yüzden özel sağlık sigortasına sahip olmak bir lüks gibi algılanıyor. Bunun yanı sıra, sigorta şirketleri özel sağlık sigortaları uygulamaları ile ilgili eleştiriliyor.

BES, kadınlar tarafından daha fazla ilgi görüyor; kadınların güvence ihtiyacı daha yüksek.
Emeklilik sigortası bir yatırım aracı olarak da kullanılıyor. Ve son zamanlarda gençler arasında popülerliği de artmış durumda.

Konut sigortası prensipte pek çok kimse tarafından gerekli görülse de bu sigortayı yaptırmanın ön koşulu hala ev sahibi olmak. Kiracılara yönelik ürünlerin geliştirilmesi, bu boşlukta işe yarayabilir.
Sigortacılık ürünleri incelendiğinde, ürünlerin hala eski düzen mantığıyla kurgulandığı göze çarpmıyor değil. Hâlbuki tüketicinin ihtiyacı, yaşam şekli,  ürün beklentileri iyice şekillenmiş durumda. Bu yüzden “Insurance 2.0” kavramı ile daha basit, tek adımlık ve kişiselleştirilebilir ürünler revaçta olacak.

Örneğin tüketiciyi tanıyarak ürün öneren sigorta şirketleri bir adım önde olacak. İzolasyon teminatının şehirde ve sahil kenarında oturan kişiler için farklılaşacağını bilen ve tüketici profillemesi yaparak şeffaf bir şekilde kişiye ve ailesine uygun tavsiyelerde bulunan markalar, önyargıları kırabilir.

Yine değişen tüketici ihtiyacı ve çok çeşitlilikten gücünü alacak bir diğer önyargıyı kırma noktası ise, yaşam evresi ürünleri sunmak. Doğum, çocukluk, ergenlik, genç profesyonelliğe adım atmak gibi ilk akla gelen yaşam evrelerinin yanı sıra, boşanma, kiraya çıkma, ayrılma, aynı evde yaşamaya başlama gibi daha spesifik yaşam evresi önerilerine kulaklar açık olmalı.

Bir diğer önemli nokta ise ‘’umbrella policy’’, yani “şemsiye poliçe”. Bu ailede birden fazla üyeyi kapsayacak, farklı ihtiyaçlara yönelik ürünlerin paketlenmesi anlamına geliyor. Evin reisinin, eşinin veya çocuğunun araç sigortalarında ihtiyaçların farklı olduğu göz önünde bulundurularak farklı paketler oluşturulabilmeli.

Sigortacılığa yön veren trendler nelerdir?

1. Şeffaflaşma
Şeffaflık duygusu, tüketicileri sadık müşterilere dönüştürmek adına, hem markaya hem de ürünlere bire bir yansıtılmalı. Tüketici aldatıldığını hissetmemeli, kusurları anında görebilmeli.

2. Sigorta ürünleri satın alırken interneti kullanımında artış
Buna bağlı olarak da sosyal medyanın dağıtım kanalı şeklinde kullanımı artacak.

3. Tüketicilerin “tüm kanallarda deneyim” beklentisi
Web veya mobilde var olmamak artık bir seçenek değil. Evet, Türkiye’de hala bayilik sisteminin baskınlığı söz konusu… Ancak araştırmalar bir ürüne ilişkin fiyat ve içerik referansının alındığı noktanın internet olduğunu gösteriyor. Markalar, internette davranışa yönelik çözümler üretmeli. Bu adım, iyi kurgulanırsa markasına kuvvetli bir CRM kası da sağlayacak.

4. Telematiğin önemli hale gelmesi
Buna göre kullanıma dayalı fiyatlama opsiyonu güçlenecek.