11 Kasım 2015 Çarşamba

Ne Yiyorsak Oyuz!

For English Please Click

Bedenimizin iyiliğine verdiğimiz değer her geçen gün artsa da, normalden fazla kilolu insan sayısı da doğru orantılı olarak artıyor.

Bunun nedenlerinden biri yemek yemenin artık sohbeti belirleyen bir konu haline gelmesi. Tüketiciler olarak hiç bu kadar seçim bolluğuyla karşılaşmadık ve “yemek” hiç bu denli popüler kültür ögesi haline gelmedi.  Çünkü kısa vadede teknolojik değişimlerle birlikte, paylaşılabilecek en “görsel” aktivitelerden biri olan yemek yemek, Y Kuşağı’nın %74’ü tarafından hayatının en önemli meşgalelerinden biri olarak tanımlanıyor. Artık “gözlerimizle” yemek yediğimizi ve kişiliğimizi yediğimiz yemeklerle dışa vurduğumuzu saklamıyoruz.

Son zamanlarda paylaştığımız fotoğraflarda sağlık ve gerçeklik ön plana çıkıyor.  Çünkü artık güzellik standartları evriliyor. Kendimizi nasıl bir “diyet” yaptığımızla değil, ne derece güçlü olduğumuz, spor yaptığımız ve gerçek yemek yediğimizle tanımlar hale geldik. “Diyet” artık sıkıcı ve işe yaramaz bulunuyor. Y kuşağının sadece %18’i “diyet konseptini” hala çekici bulduğunu söylüyor. Markalar da bu yüzden rotasını “kilo–verdiren pazarlamacılıktan” gerçekçiliğe/basitliğe çeviriyor.

Bu noktada anahtar kelime “ambalaj etiketleri”. Tüketiciye her şey kontrol altındaymış hissi veren etiketler, çok dikkatli okunuyor. Bu nedenle üreticiler ve perakendeciler anlaması kolay bir dille besin değerlerini ve içeriklerini tüketiciye anlatmaya devam etmeliler. Bunların yanı sıra tüketiciler çevresel ve sosyal etki konusunda da ikna olmak istiyorlar.

“Ne yiyorsak oyuz” düşüncesi ile yemeğe gereğinden fazla anlam yüklüyoruz. Global tüketicilerin %80’i obezite, diyabet, yüksek kolesterol, hipertansiyon gibi sağlık durumlarını yemeklerle tedavi ettiğini görüyoruz. Başarılı olmak isteyen üretici ve perakendeciler, ürünlerinde inovasyon yaparak yiyecekleri “ilaç” gibi pazarlamanın yollarını aramalı.

Kilo verme üzerine üreticilerden taleplerimiz hiçbir zaman gerilemeyecek ancak bunun “diyet” etiketli ürünlerle yapılmayacağı konusunda fikirler yaygınlaşıyor. Üreticiler yeni ürün formatları ile meyve ve sebzeleri harmanlamanın, lif değerini artırmanın yollarını aramalılar. Zenginleştirilmiş besinler, Y Kuşağı’nın gönlünü alacak bir diğer değer önerisi.

Alternatif perakendeciler büyüyor. Y Kuşağı’nın büyük bir çoğunluğu sağlığa odaklanmış özel mağazalardan alışveriş yapmaya yöneliyor. Bunun dışındaki mağazalar bir rehber görevi görmeden, sağlıklı yaşamayı desteklemeden, sağlıklı yemek fikirleri vermeden ve yemek planlama yardımları yapmadan sürdürülebilir olmayacağa benziyor.

YİYECEK TRENDLERİNDE NELER ÖNÜMÜZE ÇIKACAK?

1. –DEN MUAF:
Tüketiciler yiyeceklerde arındırılmışlığı görmek istiyorlar. Çünkü tüketicilerin %50’ye yakın bir kısmı artık yiyeceklerin içindeki kimyasallar yüzünden tedirginlik yaşıyor; içerikteki her bir ürünün doğal olmasını istiyor. Ekmeklerimiz artık daha glütensiz, etlerimiz daha kimyasalsız… Örneğin, Subway ekmeklerinde artık azodicarbonamide maddesinin olmadığının, Taco Bell, Pizza Hut gibi markalar hiçbir renklendirici kullanılmadığının, McDonald’s ise tavuklarda antibiyotik kullanılmadığının altını çiziyor.
Satın alırken en çok dikkat ettiğimiz besin özellikleri sırasıyla;
Az kolestrollü/kolestrolsüz, az tuzlu/sodyumlu, az şekerli/şekersiz, az yağlı/yağsız, az kalorili/kalorisiz, mısır şurupsuz, az karbonhidratlı/karbonhidratsız, kafeinsiz ve glütensiz.

2. ÖZE DÖNÜŞ:
Çocukluğumuzdaki gibi tümüyle doğal ürünler istiyoruz. Bunu sırasıyla GDO’suz, renklendirici içermeyen, yapay tatlandırıcı içermeyen, sebze ve meyvelerden yapılmış besinler takip ediyor.

3. FAZLASI OLSUN: 
İçeriğindekiler kısmında basitlik ve doğallık arayışımızın yanında fazlası olsun dediğimiz bazı içerik maddeleri de var. Sırasıyla lif oranı yüksek, protein açısından zengin, tam tahıllı, kalsiyum takviyeli, vitamin takviyeli, mineral takviyeli, doymamış yağ oranı yüksek besinleri tercih ediyoruz.

4. “UBER”LEŞMEK:
Teknolojinin hayatımıza girişiyle yiyecek siparişi teslimatı “Amazon”laşıyor; restoranlarsa giderek “Uber”leşiyor. Bir başka deyişle, restoranlar kısıtlı bir menü ve restoran döngüsünde kendi özel servislerini yaratmaya başladılar.  Ubereats, belirli bir günlük yemek menüsünü üçüncü parti sürücüler yardımıyla 10 dakika gibi bir sürede tüketicilere ulaştırıyor. Amazon kendi private label yiyeceklerinin teslimatı üzerine çalışıyor.

5. OKAZYONLARIN YÜKSELİŞİ: 
Sağlıklı yiyecekler, atıştırmalık kategorisinden hızlı büyüyor. Ama hala atıştırmalık kategorisinde okazyonlar aracılığı ile bir açık kapı bulmak mümkün. Çünkü Y Kuşağı, ürün bolluğunda seçim yapmak zorunda kalmaktan bıkmış durumda. Bu yüzden de markalar işleri kolaylaştırmak için özellikle atıştırmalık kategorisini günün belirli zamanlarına bölerek seçimi kolaylaştırmaya çalışıyor. Örneğin, güne başlama bisküvisi, yoğun çikolata anları bisküvisi, gece bisküvisi vs.

10 Kasım 2015 Salı

We Are What We Eat!

Even though we value our body wellness more every passing day, the number of overweight people keeps increasing with a direct proportion to that value.

One reason is that eating is now the topic that determines the conversation. As consumers, we have never come across such abundance of choice and “food” has never become such a popular cultural element. Because with the technological changes that occurred in the short term, eating, one of the most “visual” activities to be shared, is defined as one of the most important hobbies in life by 74% of Generation Y. We don’t hide anymore the fact that we eat “with our eyes” and that we express our personality through the food we eat.

In the most recent photos we share, health and genuineness are prominent. Because beauty standards are evolving now. We define ourselves, not with the “diet” we are on, but how strong we are, how much we exercise, and how much real food we eat. Weight loss diets are now considered boring and useless. Only 18% of Generation Y say they find the “concept of dieting” attractive. That is why brands are shifting their course towards realism/simplicity from “weight loss marketing”.

At this point, the keywords are “packaging labels”. Labels that make the consumer feel as if everything is under control, are read very thoroughly. For that reason, manufacturers and retailers must keep talking about nutritional values and content to the consumer in a plain language. In addition to these, consumers also want to be convinced with regard to environmental and social impact.

We attribute too much meaning to food with the idea of “We are what we eat”. We see that 80% of global consumers are treating health conditions such as obesity, diabetes, high cholesterol, or hypertension with food. Manufacturers and retailers that would like to be successful, must look for ways to market food as “medicine” through innovations.

Our demand regarding weight loss from manufacturers will never diminish, however, opinion that this cannot be achieved through diet-labeled products, is spreading. Manufacturers must look for ways to immingle new product formats with fruits and vegetables, to increase fiber value. Enriched foods is another value proposition that will attract Generation Y.

Alternative retailers are growing. Majority of Generation Y gears towards shopping at specifically health-focused stores. Other stores just do not seem like they can be sustainable without providing guidance, supporting healthy living, offering ideas for healthy food, or helping on planning meals.

WHAT WILL WE BE FACED WITH REGARDING FOOD TRENDS? 

1. FREE FROM:
Consumers would like to see the purification in food because close to 50% of consumers  are concerned about the chemicals in foods and want each ingredient in the content to be natural. Our bread is now more gluten-free, our meat is more chemical-free... For example Subway is underlining that they do not use azodicarbonamide in their breads anymore, brands like Taco Bell and Pizza Hut are talking about not using colorants anymore, and McDonald’s is emphasizing that no antibiotics were used in chicken.
The nutritional features that we pay attention to the most are listed here in order;
Low cholesterol/no cholesterol, less salty/with sodium, less sugar/no sugar, less fat/no fat, less calories/no calories, corn-syrup-free, less carbohydrates/no carbohydrates, caffeine-free, and gluten-free.

2. RETURN TO SELF:
We want all natural foods like in our childhood. This is followed by foods that are non-GMO, non-colored, free of artificial sweetener, and made of vegetables and fruits, in that order.

3. WE WANT MORE: 
Besides our search for simplicity and naturality in content, there are ingredients that make us go, we want more. We prefer foods that are high in fiber, rich in protein, whole grain, calcium-added, vitamin-added, mineral-added, and high in non-saturated fat content, in that order.

4. GETTING “UBER”:
With the introduction of technology in our lives, food delivery is becoming “Amazon” and restaurants are becoming more and more “Uber”. In other words, restaurants have started to create their own special services within a limited menu and the cycle of a restaurant. Ubereats delivers its set daily menu to consumers in as short as 10 minutes with the help of third party drivers. Amazon is working on the delivery of its own private label foods.

5. UPRISE OF OCCASIONS: 
Healthy foods are constantly growing in the snack category. However, it is still possible to find an opening in this category through occasions. Because Generation Y is tired of having to choose within the abundance of products. Therefore, brands try to facilitate the choosing by assigning especially the snack category to certain times of the day. For example, a biscuit to start the day, a biscuit for intense chocolate moments, night biscuits, etc.

1 Ekim 2015 Perşembe

Turizmde Değişen Trendler Ve Seyahat Pazarlaması

For English Please Click

Günümüz insanı için tatil; huzur, dinlence, eğlence, macera, keşif ve sosyalleşme başta olmak üzere pek çok kavramla örtüşüyor. Tatile gitmek, durağan hayatımıza devam ederken içine girip rahatladığımız, kendimizi yenilediğimiz, sonrasında iyileşerek geri döndüğümüz, geçici ‘‘yeni bir dünya’’ sunuyor bize. Bu yüzden tatil, zorunlu olduğumuz rutinlerimize katlanmamıza yardımcı olan, kaldığımız yerden devam etmemizi sağlayan, bizi dönüştüren, ruhun suyu ve besini gibi temel bir ihtiyacımız artık.

Rutin hayatımıza ve sorumluluklarımıza ara vermek için kişisel ihtiyaçlarımızı merkeze alarak çıktığımız bu molalar, yüklenen tüm olumlu anlam ve duygulara rağmen senede sadece bir veya iki kez yapılan bir aktivite olarak kalıyor. Değişen yaşama paralel olarak kişisel tatil anlayışımız, beklentilerimiz ve daha da önemlisi tatili organize ettiğimiz dünya da değişmekte. Nadiren planladığımız bu organizasyonun yeni trendlerine de ayak uydurma çabasındayız.

Tatilin hayatımızdaki yeri ve anlamı farklılaştıkça tatil anlayışımız da değişiyor. Önceleri sadece klasik tatil anlayışı ile seyahat eden kitleler, artık eğitim, sağlık, keşif, din ve felsefe gibi amaçlar ile de seyahat ediyor. Trendlere uyum gösterme çabası, huzurun, dinlenmenin ve eğlencenin merkezde olduğu tatil olgusuna merak, heyecan ve hatta biraz da tedirginlik unsurları eklemekte. Tatilcilerin amaçları hızla farklılaşırken otellerden, seyahat acentelerinden ve tur operatörlerinden beklentiler de aynı hızla değişiyor.

Tüm bu faktörler, turizm sektörünün büyümesine olumlu katkıda bulunurken sektörün dinamiklerini de etkiliyor. Tatilciler artık paralarını ve hayallerini yatırdıkları tatillerinin planlama sürecine bizzat dâhil olmak istiyor. Online dünyanın yükselişi, tatil organizasyonunda aracı kurum bulma, tatile gidilecek yere karar verme ve tatil paketi satın alma gibi süreçleri doğrudan etkiliyor. Değişen dinamikler ile turizm sektöründe faaliyet gösteren herkes kendini yepyeni bir sistemin içinde bulurken, trendlerin getirdiği fırsat ve riskler, sektördeki herkesi daha akıllı stratejiler yaratmaya itiyor.

Turizm Nasıl Bir Evrim Geçiriyor?

Değişen sektörde, turizmcileri en çok zorlayan konulardan biri şüphesiz ki sektörün e-turizme evrilmesi. İnternetin bilgiye ulaşmada sağladığı kolaylık öncelikle tatilci davranışını değiştirdi. Seyahat edecek kişinin uzman görüşü almak için artık seyahat acenteleri ve tur operatörlerinden çok daha fazla kaynağı var. İnternette gezi yayıncılığı yapan sitelerde, sosyal medya kanallarında, forumlarda ve bloglarda gönüllü olarak seyahat deneyimlerini paylaşan kişiler sayesinde seyahat okur-yazarlığı arttı; tatilcinin birçok farklı kaynaktan bilgi toplayarak tatile gideceği yere karar vermesi kolaylaştı.

Tatilci gideceği yere kendi araştırması sonucu karar verdikten sonra rezervasyonlarını da kendisi planlayabiliyor artık. Uçuş arama motorlarının kullanım kolaylığı ile uçak bileti ayırtmak, rezervasyon sitelerinin sunduğu detaylı karşılaştırmalar ile konaklamaya karar vermek tatilcilerin kendi kontrolü altına giriyor. Tatil esnasında ihtiyaç duyulabilecek tur rehberleri bile online seyahat rehberlerinin varlığı ile sarsılmaya başladı. E-turizm öyle bir noktaya geliyor ki, artık tatilcinin seyahat programını bir paket program kadar iyi yönetebilmesini sağlayan birçok mobil seyahat uygulaması bile mevcut.

Peki, Turizm Tüketicisi Nasıl Evriliyor?

Tüketici, sektörü değiştiren ana etmen.

Gerçek deneyim peşinde koşan Y ve Z kuşağı, mercek altına alınması gereken kitleler. Bu nesiller, giderek aynılaşan dünyada biricik kalan güzellikleri keşfetmek istiyor.

Pasif seyahati değil aktif seyahati seviyorlar. Bu bir dinlence tatili bile olsa…

Bu nesiller aynı zamanda eğer gelişmemiş bir bölgeye seyahat ediyorlarsa, seyahatlerinin, gidilen bölgenin kalkınmasına da katkıda bulunmasını istiyorlar. Gittikleri yerde alışveriş noktalarını buna göre seçiyor, katılabilecekleri günü birlik atölyeler, gönüllülük aktiviteleri arıyor.

Dolayısıyla artık daha esnek ve karma hizmetler sunmak şart.

Acenteler ve tur operatörleri, farklı amaçlarla kullanılan online ve offline hizmetlerini etkin bir biçimde birleştirerek marka algılarını yükseltmeliler. Bununla birlikte, macera, dinlence, spor gibi farklı motivasyonlarla seyahat eden tatilciler için farklı ürün ve konseptlerde uzmanlaşmalılar.
Yükselişe geçen turizm alanlarında karma içerikler hazırlayarak tatilcilerin çok yönlülüğüne adapte olmalılar. Örneğin, gençler için programlara gönüllülük aktiviteleri eklemek, eko-turizm, spa, yoga turizmi gibi yükselen alanlar ile karma tatil içerikler hazırlamak gibi…

TURİZM PAZARLAMASINI ETKİLEYEN BAŞLICA TRENDLER:

1. Paylaşım Ekonomisi Yükseliyor: Paylaşım ekonomisi, bir ürün veya servisi imece usulü kullanarak veya paylaşarak, tek bir kullanım yerine çoğul kullanım yaratan ekosistem. Özellikle milenyum kuşağıyla hız kazanan bu trend, Zipcar, Airbnb gibi birçok yeni markayı doğururken, geleneksel markaları da etkiliyor. Turizm sektöründe de ulaşım ve konaklamadan yeme-içmeye kadar birçok alanda paylaşım ekonomisi platformu mevcut. Tatilciler, seyahate çıkarken BlaBlaCar ve HomeAway gibi platformlar üzerinden konaklama ve yol masraflarını paylaşırken, EatWith ve Sidetour gibi platformlar ile hatırlanacak deneyimler yaşayacaklarına inanıyor. Gelecekte turizmciler için fırsat ve riskler oluşturacak bu trende karşı markalar, ortaklıklar yaratarak rekabete katılmaya başladı. Örneğin Marriott Hotel, otellerindeki konferans salonu ve çalışma alanlarını LiquidSpace üzerinden kısa süreliğine kiralayarak hem trafiği artırıyor hem de müşteri çekiyor.

2. Entelektüel Para Birimi Olarak Seyahat: Tatil, giderek daha çok uluslararası hale geliyor ve demokratikleşiyor. Bu yüzden seyahatler bir sosyal statü göstergesi olarak algılanıyor. Tatil için seçilen yer, izlenen rota, tatilde geçirilen zaman, keşfedilen özgün yerler ve yaşanan kişisel deneyimler giderek ‘‘birimleşiyor’’. Seyahat etmek, bir entelektüel para birimi haline dönüyor. Markalar farklılaşmak için, Bitcoin’i hatırlatan bu trendi iyi değerlendirmeli ve seyahat etmeyi oyunlaştırmanın ve birimleştirmenin yollarını aramalı.

3. Tek Başına Tatile Çıkmak: Tek başına tatile çıkmak, rutin hayatımızdan kaçmak ve plansız gezebilmek, sorumluluk duygusu hissetmeden birkaç gün geçirebilmek gibi sebeplerden tercih ediliyor. Uluslararası ortamlara ve yabancı kültürlere güven oranının artması ile de giderek yaygınlaşıyor. Özellikle emeklilik yaşına gelmiş ‘68 kuşağı ve kadınlar bu trende uyuyor. Partnersiz seyahat edenlerin tercihleri çoğunlukla egzotik tatil yerleri veya macera rotaları oluyor. Markalar bu trende uymak için iletişim ve mecralarını segmentlere göre kurgulamalılar. Bunun için ilk adımı atanlardan A&K sadece tek başına gezenler için hazırlanmış bir web sitesinde özel turlar sunmaya başladı. Öte yandan, Crystal Cruises ve Silversea gibi markalar fiyat tekliflerini gözden geçirerek tek başına gezen kitleyi hedefliyor.

4. Gelişmekte Olan Ülkelere Yolculuk: Tatilin sosyal statü olması trendinden hareketle, kitle turizminden kaçmak isteyenler gözlerini Avrupa’nın ötesine dikti. Tayland, Kamboçya ve Vietnam gibi Güneydoğu Asya ülkeleri ile Şili ve Peru gibi Güney Amerika ülkeleri tatilcilerin favorileri olurken, Hindistan Türkiye pazarı için yükselen bir değer olmaya başladı. Ayrıca sosyal sorumluluk bilincinin gelişmesiyle özellikle gençlerin Afrika ülkeleri gibi gelişmemiş ülkelere hareketi söz konusu. Bu ülkelere doğru gönüllülük ve sosyal sorumluluk bir çeşit turizm doğururken, bu hareketlenme Türkiye’deki bazı büyükşehirlerin varoşlarına da yansıyor. Büyükşehirlerde, kenar mahallelerdeki yaşantıları görmek veya bölgelere has lezzetleri tatmak isteyen birçok insan şehrin varoşlarında günübirlik turlara, sanatsal aktivitelere, atölye çalışmalarına katılıyor.

5. Oyunu Değiştiren Oyuncular: Sosyal medya ve internete duyulan güven, tüketicilerin şahsi beğeni ve deneyimlerinden yola çıkarak oylama yaptıkları, kendi düşüncelerini paylaştıkları sitelere de güven oranını artırdı. TripAdvisor, Cruise Critic gibi online kritik siteleri, tatilcilerin seyahati planlamadan önce araştırma yaptıkları ilk platformlar olmaya başladı. Bu siteler özellikle seçim aşamasında yönlendirme ve karşılaştırma yapma kolaylığı sağladığı için tercih ediliyor; bu da geleceğin seçim mimarisinde sivrilmekte olduklarını doğruluyor. Acente ve oteller, online kritik sitelerinin tüketici davranışına olan etkisini iyi gözlemleyerek farklı kaynaklarda görünürlük ve cevap verebilirliklerini artırmalılar. Gerektiğinde ise bilgi kirliliğine karşı uzmanlık kozunu kullanarak tercih kolaylığı sağlamalılar.

The Changing Trends In Tourism And Travel Marketing

Vacation for modern man corresponds to many concepts, particularly peace, leisure, fun, adventure, discovery and socialization. Going on a holiday bestows upon us a temporary ‘new world’ where we enter while going on with our stagnant lives, and relax, refresh ourselves, and return from all healed. For that reason, for the soul, vacation is an essential need like food and water which helps us survive the mandatory routines, which ensures that we go on from where we have left and which transforms us.

These breaks we take in order to pause our routine lives and responsibilities, putting our needs in the center, seem to be a mere activity practiced only once or twice a year, despite all the positive meaning and emotions that are attributed to them. In parallel to the ever-changing life, our personal understanding of vacation, our expectations and more importantly the world in which we organize the vacation change as well. We thrive to keep up with the new trends in this activity we seldom plan.

As the place and meaning of vacation in our lives are changing, our understanding of it changes, too. The masses, who used to travel with the classic vacation in mind now also go on a trip for purposes of education, health, exploration, religion and philosophy. The effort to conform to trends adds curiosity, excitement and even a little uneasiness to the phenomenon of vacation at the center of which are peace, rest and fun. The objectives of holidaymakers are changing rapidly, hence so are the expectations from hotels, travel agencies, and tour operators.

All these factors not only positively contribute to the growth in the tourism sector, but also affect its dynamics. Holidaymakers now want to be actively involved in the planning phase of the vacation in which they invest their money and dreams. The boom in the online world directly affects the phases of vacation organization such as finding a middleman, deciding on a destination, and purchasing a holiday package. With the changing dynamics, while everyone actively involved in the tourism sector are finding themselves in a brand new system, the opportunities and risks that are brought along with the trends push everyone in the sector to create smarter strategies.

What Kind of an Evolution is Tourism Going Through?

One of the challenges in the changing sector that tourism professionals face, is without a doubt how the sector evolves into e-tourism. The ease the Internet provides users with in accessing information, has primarily changed the holidaymaker behavior. Anyone who is about to go on a trip, has now more resources other than travel agencies and tour operators to take expert opinions. Thanks to the Internet users who voluntarily share their travel experiences on travel publishing websites, social media channels, forums and blogs, travel literacy has increased and it has gotten easier for holidaymakers to decide on destinations by gathering information from a variety of resources.

Following online research, the holidaymaker not only decides on the destination but handles own reservations as well. With the ease of usage of travel search engines and detailed comparisons rendered by online booking websites, booking flights and deciding on accommodation are now under the holidaymakers’ control. Even the tour guides took a knock from online travel guides. E-tourism has now come to such a point where there are a number of mobile travel apps that enable holidaymakers to manage their travel program as intricately as does any package holiday program.

Then How Does the Tourism Consumer Evolve?

The consumer is the primary factor that changes the sector.

Generations X and Y, who are after genuine experience, are the masses that need to be focused on. These generations want to discover the unique beauty in the world that becomes more and more indifferentiable.

They love active but not passive vacations. Even if it is a recreational one…
These generations at the same time, if travelling to an underdeveloped region, would like their journey to contribute to the development of that region. They pick where to go for shopping accordingly and look for excursions and volunteer activities.

For that reason it is now a must to introduce more flexible and mixed services.

Travel agencies and tour operators must improve their brand perception by effectively merging their online and offline services used for a variety of purposes. That being said, they should gain expertise in distinctive products and concepts for the holidaymakers that travel for different motivations like adventure, leisure or sports.

They should adapt to the versatility of holidaymakers by coming up with mixed content in tourism areas that are on the rise. For instance, including volunteer activities in the programs for youngsters or organizing mixed holiday content with eco-tourism, spa and yoga tourism…

MAIN TRENDS THAT AFFECT TOURISM MARKETING

1. The Rise of the Sharing Economy: Sharing economy is an ecosystem that yields multiple usage instead of single usage by collective use or sharing of a product or service. This trend that got accelerated especially by the millennium generation not only allows the birth of many brands like Zipcar and Airbnb but also affects the conventional brands. There are sharing economy platforms in many areas in the tourism sector from transfer and accommodation to wining and dining. The holidaymakers going on vacation now share travel expenses through platforms like BlaBlaCar and HomeAway and believe they will have memorable experiences through platforms like EatWith and Sidetour. Facing the opportunities and threats brought about by this trend, brands started to join in competition by going into partnerships. For example Marriott Hotel, by renting its conference halls and workspaces through LiquidSpace, both increases its traffic and attracts customers.

2. Journey as an Intellectual Currency: Vacations are getting more and more international and democratic. That is the reason why journeys are perceived to be a social status indicator. Destination, itinerary, time spent there, original places discovered and personal experiences get more and more ‘unitized’. Going on journeys is becoming an intellectual currency. The brands should evaluate this new trend that brings Bitcoin to mind and look for ways to bring in gamification and unitization to travelling.

3. Going on Solo Vacations: Going on solo vacations is preferred in the way it allows one to escape routines and wander around without making plans and to spend a few days feeling free of responsibilities. It is becoming more popular as the level of trust in international settings and foreign cultures increases. Especially the ’68 generation who has now come of retirement age and women go for this trend. The ones who travel without a partner generally choose exotic vacation destinations and adventure routes. In order to keep up with this trend, brands should match their communication message and media based on segments. A&K pioneered in offering exclusive tours on a website designed for solo travelers. On the other hand, Crystal Cruises and Silversea are targeting masses that travel alone by revising their rates.

4. Travelling to Developing Countries: With reference to the trend of vacations being social status indicators, holidaymakers who want to avoid mass tourism have set their eyes beyond Europe. While Thailand, Cambodia, and Vietnam in Southeast Asia and Chile and Peru in South America are being favored, India has started to gain popularity in the Turkish market. And with the development of social responsibility consciousness, especially youngsters are departing for underdeveloped areas like African countries. Volunteering and social responsibility have led to a form of tourism and this stir reflects in the ghettos of some Turkish metropolises. Lots of people who want to see life in the ghettos and have a taste of specialties join daily excursions, art activities, and workshops.

5. Players that Change the Game: The trust in social media and the Internet also increased the credibility of websites on which consumers give ratings based on personal interest and experience and share their opinions. Online review websites such as TripAdvisor and Cruise Critic are becoming the primary platforms for holidaymakers’ research prior to vacation planning. These are mainly preferred for the guidance and comparison they provide  during selection phase, which confirms that they are becoming prominent in choice architecture. Travel agencies and hotels must observe the impact of online review websites on consumer behavior and increase their visibility and responsiveness on different resources. Most importantly, they should offer ease of choice by playing the expertise card against information pollution when necessary.

3 Eylül 2015 Perşembe

Pazarlamanın “Z” Hali

For English Please Click

Doğum yıllarına göre X, Y ve Z olarak sınıflandırılan genç nesil, karakteristik özellikleri bakımından hayli farklılık gösteriyor. Bu farklılıklar eğitimden iş yaşamına, teknoloji kullanımından tüketim alışkanlıklarına kadar birçok faaliyet alanını etkiliyor. Pazarlama dünyası, X kuşağının (1965-1979) şahit olduğu tüm yenilik ve dönüşüme adapte olmasını izlerken, bağımsızlığına düşkün ve kural tanıman Y kuşağının (1980-1995) farklılıklarını henüz sindirmeye başladı. Şimdi ise internet ve teknolojinin içine doğmuş Z kuşağını (1995 ve sonrası) anlamak ve buna göre çalışmalar yapmak pazarlamacıların en zorlu görevlerinden biri.

Z kuşağı, diğerlerinden farklı olarak doğuştan dijital bir nesil. Teknoloji ve internet kullanımı en yüksek olan bu kuşağın bireyleri vaktini telefon, tablet ve bilgisayar kullanarak online geçiriyor. Aynı anda birden fazla ekranı yönetebiliyor, alışveriş merkezlerine gitmek yerine internetten alışverişi tercih ediyor. Ayrıca dijital ortamlarda pasif bir şekilde var olmak değil, aktif bir şekilde içerik üretmek ya da içerik üretimine katılmak istiyorlar.

Hız, Z kuşağı için her şey demek. Bilgiye hızlıca ve ilk elden ulaşmak onların ilk günden beri sahip olduğu bir şey. İletişim kurarken kelimelerden daha hızlı olduğu için emoticon ya da emojiler kullanıyorlar. Snapchat, Vine gibi platformların yaygınlaşması Z kuşağının hıza verdiği önemi gösterirken, dikkat sürelerinin de ne kadar kısaldığına işaret ediyor. Bu kuşağın bir konuya odaklanma süresi bazı en fazla 8 saniye olarak belirtiliyor.

Z kuşağı, internetten eğitim ve gelişime inanıyor. Yüksek eğitim diplomalarına diğer nesillere oranla daha az ilgililer. Ayrıca bu kuşak dünya meseleleri, ekonomi ve ekolojiyle ilgileniyor. Çoğunluğu dünya için iyi bir şey yapmak istediği için gönüllülük aktivitelerine yöneliyor.

Z kuşağı iyi bir takım arkadaşı değil, bireyselliği seviyor. Mezun olunca kendi işini kurmayı, bir şirkette çalışmaktansa girişimci olmayı hayal ediyor.

Bütün bu özellikleriyle Z kuşağı ilerleyen günlerde pazarlamacıları en çok zorlayacak konulardan biri olacak. Marka sadakati olmayan bu nesli kazanmak için atılabilecek bazı adımlar ise şöyle:

Z KUŞAĞINI KAZANMAK İÇİN MARKALAR NELER YAPABİLİR? 

1. Mobili önceliklendirin: Z kuşağı gerçek anlamdaki ilk mobil jenerasyon. İçerik aramak, tüketmek, alışveriş yapmak ve iletişim kurmak için mobili kullanıyor ve güveniyorlar. Markalar Z kuşağına konuşmak için büyüme ve pazarlama stratejilerinde mobili önceliklendirmeliler. Bunun için mobile adapte edilmiş web siteleriyle kalmayıp, sosyal medyaya entegre stratejiler kurmak zorundalar.

2. Kolaylığı amaçlayın: Z kuşağının en önemli farkı, her şeye her yerde ve ilk elden ulaşarak büyümeleri. Büyük bir bilgi kirliliğinin içine doğsalar da her şeyin farkındalar ve bilgiyi kontrol edebiliyorlar. Bu yüzden gelecekte, onların beklediği hız ve kolaylığı sağlamak için tüm sistemlerini entegre bir şekilde kolaylaştıran markalar var olacak. Çağrı merkezlerinin bile sosyal medyadan yönetilebileceği, onların yaşadığı kanallarda yaşayan sistemler kurulmalı.

3. Gerçekliğe odaklanın: Z kuşağı herhangi bir mercinin belirtmesine ihtiyaç duymadan kendi yıldızlarına, kendi kanallarında kendisi karar veriyor. Bu yüzden samimi olmayan bir tweetin ya da yapay bir viralin kokusunu hemen alıyor. Markalar içerik üretirken gerçeklikten ve “#NoFilter”dan korkmamalı. Pazarlama kampanyalarında markalar, markanın gerçek değerine de odaklanmalı. Daha iyi tasarım, kalite ve üretimle Z kuşağını kazanmalı, onlara bununla bir değer yaratmalı.

4. Şeffaf olun: Z kuşağı “paylaşım” kuşağı. Onlar her şeyi her yerde ve kendi aralarında paylaşıyor. Bu yüzden markaların da aynısını yapmasını bekliyor. Sosyal medyada veya kullanıcılarının yorumları ile bilginin hızlıca yayıldığı bir ortamda halka açık bir mesajı doğru yönetememek Z kuşağını kaybetmenize sebep olacak. Markaların herhangi bir bilgiyi yönetirken, iyi düşünülmüş bir stratejiyle çok hızlı cevap verebilir olması lazım.

5. Takıma katılın: Z kuşağı bireyselliklerine önem veren, ama aynı zamanda grup aidiyeti hissetmek isteyen bir kuşak. Markalar onlara konuşurken bu dengeyi tutturmalı, onların kendileri gibi insanlarla bir araya gelmelerini sağlamalı. Bunu yaparken onlara, onların gençlik dünyalarını anlatmak yerine gerçekten genç olmalı ve onların takımında yer almalılar.

6. İlgi alanlarına adapte olun: Bu kuşak, sınırsız ilgi alanı olan, bunların hepsini harmanlayabilen ve takvimi de en az o kadar sıkışık olan bir kuşak. Bu yüzden dikkatleri çekmek için abartılı reklamlar yapmak yerine gerçekten yaratıcı, alakalı ve eğlenceli içerik sunun. Kendi ilgi alanlarına göre harmanlayıp yayabilecekleri ve kendi etki alanlarını yaratabilecekleri kampanyalar yapın. Bu kampanyaları onların sosyalleştiği kanallarda yaşatın.

The “Z” State of Marketing

Young generations named as X, Y, and Z based on their birth years, vastly differ in terms of their characteristic features. These differences are observed in many areas from education to professional life and from technology usage to consumption habits. The world of marketing, while watching Generation X (1965-1979) adapt to all the novelties and the transformation it has encountered, is just starting to digest the differences of Generation Y (1980-1995), characterised by passion for independence and defiance of rules. And now one of the most challenging tasks for marketers is to understand Generation Z (1995 and later), who was born into internet and technology, and to align their activities with this understanding.

Different from others, Generation Z is a digital generation from birth. Scoring the highest in technology and internet usage, the members of this generation spend their time online using phones, tablets, and computers. They can manage multiple screens simultaneously; they prefer to shop online instead of going to shopping centers. Moreover, they do not want to remain passive in digital environments; they would like to actively create content or participate in content creation.
Speed means everything to Generation Z. Obtaining first-hand information fast is a possibility they have had since day one. They use emoticons and emojis while communicating since these are faster than words. The fact that platforms such as Snapchat or Vine are becoming so widespread, is a sign of how important speed is to Generation Z and it also points out how much shorter their attention span is. The focusing duration of this generation is stated as being maximum eight seconds by some resources.

Generation Z believes in education and development through the internet. They are less interested in higher education diplomas compared to other generations. Additionally, this generation is interested in world matters, economy, and ecology. The majority of people from this generation turn to volunteer activities for they want to do good for the world.

Generation Z is not a good team mate; members of this generation like individuality. They dream of starting their own business when they graduate and becoming an entrepreneur rather than working at a company.  

With these qualities, Generation Z will be one of the topics that challenges marketers the most in the coming days. Here are some of the steps that can be taken to win this generation that has no brand loyalty:

WHAT CAN BRANDS DO IN ORDER TO WIN GENERATION Z? 

1. Make mobile a priority: Generation Z is the first “mobile” generation in the real sense. They use and trust mobile to search for and consume content, to shop, and to communicate. Brands must make mobile a priority within their expansion and marketing strategies in order to speak to Generation Z. In order to do this, they must formulate strategies that are integrated with social media and not just settle for web sites adapted to mobile.

2. Aim for simplicity: The most important differentiator for Generation Z is that they have grown up with first-hand access to everything everywhere. Even though they were born into a massive information pollution, they are aware of everything and can control information. That is why those brands, that have simplified all of their systems in an integrated way in order to provide them with the speed and simplicity they expect, will exist in the future. Systems that even call centers can manage over social media and that live on channels where they live, must be established.

3. Focus on reality: Members of Generation Z assigns their own stars on their own channels by themselves. Therefore, they immediately sense an insincere tweet or a fake viral. When creating content, brands should not be afraid of reality and “#NoFilter”. During marketing campaigns, brands must also focus on the true value of the brand. They must win Generation Z with better design, quality and production, creating value for them through these.

4. Be transparent: Generation Z is the generation of “sharing”. They share everything, everywhere, and among themselves. Therefore they expect brands to do the same. Not being able to appropriately manage a public message on social media or on a platform where information spreads fast via user comments, will cause you to lose Generation Z. While managing information, brands must be able to respond fast with a well-thought-out strategy.

5. Join the team: While caring about individuality, Generation Z also wants to feel group belongingness. Brands must strike this balance when talking to them and must enable them to get together with people like themselves.  While doing this, brands must really be young rather than telling about their world of youth and they must be on their team.

6. Adapt to their areas of interest: This generation has endless areas of interest, can blend all of these together, and has an equally busy schedule. Therefore, in order to attract attention, offer content that is truly creative, relevant, and fun rather than adopting exaggerated advertisement. Create campaigns which they can blend and spread according to their areas of interest and create their own impact zones. Have these campaigns live on the channels where they socialize.  

4 Ağustos 2015 Salı

Cannes Lions 2015’te Göze Çarpanlar

For English Please Click

Türkiye, bu sene birçok yeni kategori ile zenginleşen Cannes Lions Yaratıcılık Festivali’nden, biri Grand Prix olmak üzere toplam 17 aslanla döndü.

Festivalde verinin yaratıcı kullanımını amaçlayan Data Creative Lions kategorisinde ödül verilmemesi gelecek sene bu alandaki rekabetin daha fazla olacağının bir göstergesi olabilir. Yine bu yıl ilk kez verilen Glass Lions ise toplumsal değişimin ödülü olarak konumlanıyor. Bu ödül daha pozitif ve ilerici iletişimi teşvik etmek amacından hareketle, toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ve bu alandaki önyargıları kırmayı teşvik eden sıkı bir kategori olacak.

Geçen senelerde olduğu gibi, verinin ‘’duygusal içeriğe’’ ulaşmanın bir kanalı olduğu festival boyunca sıklıkla ifade edildi. Dünyadaki verinin %90’ının geçtiğimiz iki senede yaratıldığı göz önüne alınırsa, pazarlamacıların gelecek yıllarda veriye dayalı içgörülere kafa yoracağı ortada. Bu noktada yakın zamanda devreye giren IoT (Internet of Things) ve giyilebilir teknolojinin iletişim kurmada artan önemi vurgulandı.

Mecra olarak bahsedilen platformların (Tinder, Snapchat..) birer mekan haline geldiği ve içeriğin yeni format olacağı konuşuldu.

4 Trend 6 Vaka İle Cannes

1. Klişelere karşı savaş:

Reklam, insanları değiştirmemeli; insanların birbirini görme şeklini değiştirmeli. Yeni ödül kategorisi Glass Lions da bu amaçtan doğmuş bir kategori. Bu alandaki işler bu sene çokça kendilerinden bahsettirdi.

Yaratıcı kişilerin sadece %3’ünün kadın olduğu ancak satın alımı gerçekleştirenlerin %85’inin kadın olduğu bir dünyada kadının rolü hala tartışmalara açık. Bu sene festivaldeki kampanyalardan Always Like A Girl  ve I Will What I Want  kadının toplum içindeki rolünü tüm vuruculuğu ile masaya yatırdı. Kadın hijyen ürünleri sunan P&G markası Always, #LikeAGirl kampanyasıyla “kız gibi” ifadesinin hakarete varan negatif algısını “yapabileceğinin en iyisini yapmak” olarak çerçeveledi ve PR alanında Grand Prix sahibi oldu.

Klişelere meydan okuyan bir diğer örnek ise AdCouncil’in Love Has No Labels  (Sevginin Etiketi Yok) kampanyası oldu. “Sevginin dini, dili, ırkı, yaşı, cinsiyeti yok,” diyen kampanya, bunu ‘’X-ray arkasında, her birimiz eşitiz’’ basitliğinde anlatarak Cyber, Direct, Outdoor ve Titanium and Integrated kategorilerinde toplam sekiz ödül aldı.  

2. Daha da basit:

Tüketiciler artık kendini anlatmak istemiyor. Bu nedenle de markalar için “basitlik deneyimi”nin tanımı değişiyor. Cannes’da bu sene de güzelliği basitliğinden gelen birçok fikir vardı. Örneğin Dominos pizza sipariş etmenin artık bir pizza emojisi tweet etmek kadar kolay olduğunu gösterdi. Bu kampanya ile Domino’s Titanium Lions sahibi oldu.

Bir diğer basitlik örneği ise Smirnoff’tan geldi. Tüketiciler, buzdolaplarının anlık resmini Instagram’a yükleyerek bir Smirnoff barmeninin her malzemeden bir kokteyl tarifi verebileceğini deneyimledi.

Kampanya Promo and Activation aslanı ile ödüllendirildi.

3. Zayıflığım Gücümdür:

En görkemli reklamların merakla beklendiği Super Bowl döneminde, Volvo toplamda 60 milyon dolar harcayan kategori rakiplerinin yanında reklam yapmadı. Tam tersine rakiplerinin reklamlarından çaldı. Bunu her bir diğer araba reklamı TV’de çıktığında, #Volvocontest hashtagi ile tweet atanların Volvo kazanma şansına sahip olduklarını söyleyerek yaptı. Dakikada 2000’den fazla atılan tweet, satışları %70 oranında artırdı; markanın kazandığı Direct Lions da cabası oldu.

4. Oyun Kurucu Teknoloji:

İspanya’da Ulusal Güvenlik Yasası’ndaki ceza kanununa ve terör karşıtı kanunlara yeni eklenen maddeleri çiğnemeden protesto edebilmek için tarihin ilk hologramlı eylemini yapan İspanyol vatandaşları, internet üzerinden kendi videolarını çekerek, ses kayıtları bırakarak veya kendi hologramlarını hazırlayarak tarihe başka bir boyut getiren bir eylem yarattılar. Holograms for Freedom (Özgürlük için Hologram) kampanyası Branded Content Entertainment kategorisinde altın ödülü aldı.