4 Ocak 2016 Pazartesi

Başarılı Lansman Stratejisi İle Yönetilebilir İtibar

For English Please Click

İnsan ilişkilerinde ilk izlenim ne kadar önemliyse, marka-tüketici ilişkilerinde de markanın tüketicisiyle ilk buluşma anı o kadar önemli. Bu belirleyici anın kahramanları ise lansman kampanyaları.

Bugün hayatımıza temas eden marka ve ürün sayısı düşünüldüğünde, tüm kategorilerde piyasaya tanıtılacak yeni markalar/ürünler için tüketicide heyecan yaratabilmek gerçek bir başarı.

Diğer yandan lansman kampanyaları, markanın/ürünün gelecekteki başarısını da büyük ölçüde etkiliyor.

Yeterince hazırlık yapmadan gerçekleşen lansmanlar ise ölü doğmaya mahkûm. FutureBright’ın çeşitli markalar için yaptığı araştırmalar da, lansmanların pazarda ciddi merak uyandırdığını ve tüketicilerin farklı kanallardan markaya/ürüne ulaşımını tetiklediğini gösteriyor.

Bu yüzden lansman sürecini başarılı bir şekilde yönetmek, en az markanın/ürünün kendisi kadar önemli.

İyi Lansmanı Nereden Tanırız?

Piyasaya yeni bir marka/ürün sürmek demek, tanımı gereği yeni pazar ve tüketici kitleleri tanımak anlamına geliyor. Bu süreç firmaları, yeni teknolojik platformlardan yeni satış kanallarına kadar birçok alanda etkileyebiliyor. Bu yüzden iyi bir lansman, sahip olunan kaynak ve deneyimlerin yanında, öncelikle yeni analizler, pazar araştırmaları ve hatta yeni ekipler gerektirebiliyor.
Başarılı lansmanlar, fazlara bölünmüş bir planlama ve etkiyi her fazda artırmayı hedefleyen bir strateji gerektiriyor. Bu, marka stratejisinden tamamen ayrı bir strateji olsa da kampanyanın başarısı için birliktelik de önemli. Marka ve lansman stratejilerinin birbirini desteklemesi, farklılaştığı noktalarda ise lansmanın, ana markayı belirlenen konumlandırma doğrultusunda ileri taşıması en önemli hedef olmalı.

Lansman, bir yerde büyük haberi yayma ve destekleyebilme başarısı, yani haftalar önce başlanan hazırlıklar ve büyük günden sonra devam eden uygulamalar demek. Lansman öncesi ve sonrasında kamuoyunu yönetmek, büyük güne yaklaşılırken enerjiyi yükseltmek ve sonrasında devamlı kılmak için PR çalışmaları çok kritik. Marka temsilcilerinin lanse edilecek ürünle/markayla ilgili ipuçlarını, heyecan yaratabilecek fotoğraf ve görselleri, “çok yakında” haberlerini medyaya sızdırmasıyla merakın sürekli olarak beslenmesi gerekiyor.

Kampanyanın ardından ürünün/markanın yoğun bir varlık sergileyebilmesi çok önemli. Kampanyaya bilinirlik ve görünürlük sağlayabilmek, sunulan yeni haberi tüm hedef kitleye duyurabilmek gerekiyor. Bunun için, lanse edilen ürünün/markanın süreç boyunca göz önünde olması; satış noktalarından, temsilciliklerden kolayca ulaşılabilirliği; fikir önderleri aracılığıyla tüketicilere bilgi kaynağı yaratılabilmesi en az kampanyayı duyurmak kadar önemli. Ayrıca ücretsiz demolar, videolar ve testerlar ile deneyim olanağı sağlamak, ürün/marka hakkında sosyal medya diyalogları ve WOM yaratmak da lansmanı destekleyen faktörler arasında yer alıyor.

Son dönemlerde lansman sürecini başından sonuna kadar başarıyla yürüten ve takip sürecini iyi bir şekilde yöneten markalardan biri de Fiat… Kasım 2015’te yeni sedan modelini piyasaya süren Fiat, lansmanını ana marka algısını yukarıya taşıyacak “Ezber Bozan Sedan” konumlandırması ile yaptı. Fiat’ın alışılagelmiş tonalitesinden farklı konuşan bu kampanya, FutureBright’ın Kasım 2015 Reklam Araştırması Raporu’na göre de mesaj iletimi, reklam beğenisi, reklam hatırlanma oranı ve kolay anlaşılırlığı ile kuşak reklamları ortalamasının hayli üzerinde skorlara sahip. Lansman, marka imajına katkı sağlayacak olmanın işaretlerini verirken, ürünü anlatma ve yeni bilgi verme noktasındaki netliği ile satış başarısı da yakaladı.

Başarılı Bir Lansman İçin Neleri Göz Önünde Bulundurmak Gerekiyor:

1. Varoluş Amacınızı Bulun
Hayatımıza her gün yüzlerce marka temas ediyor. Peki, lanse edilen bu yeni ürün/marka neden var? Kategoride nasıl bir farklılık yaratıyor ve hangi ideali savunuyor? Ana marka idealinizi nasıl destekliyor? Hangi iç motivasyona ve duyguya sesleniyor? Tüketiciler neden o güne kadar hayatlarında olmayan bir ürünü/markayı denesin? Lanse edilecek marka/ürün için bu soruların cevabını bulun ve lansmanı, iddialarınızı gerçek kılacak şekilde planlayın.

2. Ürüne Değil, Yarattığı Değere Odaklanın
Yeni ürünün fonksiyonel özellikleri ne kadar devrim niteliğinde olursa olsun, bunlar tüketiciler tarafından sonradan da keşfedilebilir. Bu yüzden lansmanda tüketicinin kendi keşfedebileceği özellikleri vurgulamak yerine, ürünün onun hayatını nasıl etkilediğine veya bu ürünle onun hayatında nasıl bir değer yarattığınıza odaklanın.

3. Alt Marka Lansmanı İçin Rekabeti Tanıyın Ve Marka Kimliğini Oturtun
Eğer ana bir marka altında yeni bir ürün/marka lanse edilecekse yeni rekabet alanınızı ve tüketici kitlenizi tanımak en önemli hazırlıklardan… Bu doğrultuda sizi diğerlerinden ayrıştıracak tek özelliğiniz ana markanın ayrıştırıcı özelliklerinden farklı olabilir. Lansmana hazırlanırken ana marka kimliğinin ötesinde düşünün, yeni alt markanız için ayrıştırıcı marka karakterini ve duygusunu belirleyin.

4. Var Olan Tüketicilerinizi Kaybetmeyin
Yeni marka/ürün konumlandırmanız var olan tüketicilerinizi küstürmemeli; aksine onlara gurur duyacakları yeni bir şey vermeli. Lansman sürecinde eski tüketicilerinizin yeniliklerinizden heyecan duymasını sağlayın ve markanızı istediğiniz konumlandırmaya taşırken, onları gönüllü marka elçilerine dönüştürün.

Managing Reputation With A Successful Launch Strategy

A brand’s first moment of encounter with its consumer is as important as the first impression in human relationships. And the heroes of this determinative moment are launch campaigns.

When one thinks about the number of brands and products that touch our lives today, it is true success across all categories to be able to create excitement for the new brands/products to be introduced to the market. On the other hand, launch campaigns greatly impact the future success of the brand/product. Launching without doing the necessary preparations is bound to result in stilbirth.

Research conducted by FutureBright for several brands also demonstrates that launch campaigns spark notable curiosity in the market and that they trigger consumers to reach the brand/product via various channels. Therefore, managing the launch period successfully matters as much as the brand/product itself.

How Can We Tell A Good Launch?
Introducing a new brand/product to the market by definition means getting to know new markets and consumer audiences. This process can impact companies in many areas from new technological platforms to new sales channels. Therefore, a good launch, besides the resources and experience at hand, requires new analyses, market research, and new teams before anything.

A successful launch asks for phased planning and a strategy that aims to increase the impact at each phase. Even if this is a completely separate strategy than the brand’s own, synergy also matters for the brand’s success. The most important goal must be to have brand and launch strategies support each other, and where these differ, to have the launch carry the main brand forward towards the newly determined positioning.

Launch in a way means to disseminate the big news, i.e. preparations that begin weeks in advance and executions that follow after the big day. PR activities are critical for managing public opinion before and after the launch, augmenting the energy when the big day nears, and keeping it burning afterwards. The curiosity needs to be constantly kept alive by the brand representatives who feed the press with product/brand clues, with photos and visuals that will evoke excitement, and with “coming soon” news.

It is very important that the product/brand exhibits an intense presence following the campaign. It is necessary to create awareness and visibility for the campaign and to distribute the offered news to the whole target audience. In order to achieve this, placing the launch product/brand in the spot light throughout the period; its accessibility via points of sale; and creation of resources for consumers via opinion leaders – matter at least as much as announcing the campaign.

Moreover, free demos, creating experience opportunities via videos and testers, creating social media dialogues and WOM about the product/brand, are among factors that support the launch.

A brand that has recently ran the launch period successfully from the beginning to the end and that has well managed follow-up, is Fiat...

In November 2015, Fiat launched its new sedan model with the “Groundbreaking Sedan” positioning. This campaign has a different tonality from that of Fiat’s usual and according to FutureBright’s November 2015 Ad Research Report, it scores well above the average of peer ads in terms of message communication, ad liking, ad recall rates, and ease of understanding.

While the launch gives signals that it will be contributing to the brand image, its clarity in describing the product and conveying new information has also scored sales success.

What To Consider For A Successful Launch: 

1. Find Your Reason For Existence
Everyday, hundreds of brands touch our lives. So why does this new product/brand that is being launched, exist? What kind of a difference does it make within the category and which ideal does it defend? How does it support your main brand ideal? Which inner motivation and feeling does it address? Why should consumers try a product/brand that was not a part of their lives until this day? Find the answers to these questions for the brand/product to be launched and plan the launch so that your claims will be fulfilled.

2. Do Not Focus On the Product But The Value It Creates 
No matter how revolutionary the functional qualities of the new product are, these can be explored by the consumer afterwards as well. Therefore, during the launch, rather than emphasizing the features that the consumer can explore on his own, focus on how the product impacts his life and or the value you create in his life with this product.

3. Know The Competition and Establish The Brand Identity For The Sub-Brand Launch
If a new product/brand is being launched under the main one, one of the most important preparations is getting to know your new field of competition and your consumer audience... Meanwhile, the only feature that will differentiate you from others may be different from that of the main brand’s. When preparing for the launch, think beyond the main brand’s identity; determine the differentiating brand character and sentiment for your new sub-brand.

4. Do Not Lose Your Existing Consumers 
Your new brand/product positioning should not offend your existing consumers; but on the contrary, it should offer them something new to be proud of. During the launch period, make sure your old consumers are thrilled by your novelties and while carrying your brand to the desired positioning, convert them into volunteer brand ambassadors.

11 Kasım 2015 Çarşamba

Ne Yiyorsak Oyuz!

For English Please Click

Bedenimizin iyiliğine verdiğimiz değer her geçen gün artsa da, normalden fazla kilolu insan sayısı da doğru orantılı olarak artıyor.

Bunun nedenlerinden biri yemek yemenin artık sohbeti belirleyen bir konu haline gelmesi. Tüketiciler olarak hiç bu kadar seçim bolluğuyla karşılaşmadık ve “yemek” hiç bu denli popüler kültür ögesi haline gelmedi.  Çünkü kısa vadede teknolojik değişimlerle birlikte, paylaşılabilecek en “görsel” aktivitelerden biri olan yemek yemek, Y Kuşağı’nın %74’ü tarafından hayatının en önemli meşgalelerinden biri olarak tanımlanıyor. Artık “gözlerimizle” yemek yediğimizi ve kişiliğimizi yediğimiz yemeklerle dışa vurduğumuzu saklamıyoruz.

Son zamanlarda paylaştığımız fotoğraflarda sağlık ve gerçeklik ön plana çıkıyor.  Çünkü artık güzellik standartları evriliyor. Kendimizi nasıl bir “diyet” yaptığımızla değil, ne derece güçlü olduğumuz, spor yaptığımız ve gerçek yemek yediğimizle tanımlar hale geldik. “Diyet” artık sıkıcı ve işe yaramaz bulunuyor. Y kuşağının sadece %18’i “diyet konseptini” hala çekici bulduğunu söylüyor. Markalar da bu yüzden rotasını “kilo–verdiren pazarlamacılıktan” gerçekçiliğe/basitliğe çeviriyor.

Bu noktada anahtar kelime “ambalaj etiketleri”. Tüketiciye her şey kontrol altındaymış hissi veren etiketler, çok dikkatli okunuyor. Bu nedenle üreticiler ve perakendeciler anlaması kolay bir dille besin değerlerini ve içeriklerini tüketiciye anlatmaya devam etmeliler. Bunların yanı sıra tüketiciler çevresel ve sosyal etki konusunda da ikna olmak istiyorlar.

“Ne yiyorsak oyuz” düşüncesi ile yemeğe gereğinden fazla anlam yüklüyoruz. Global tüketicilerin %80’i obezite, diyabet, yüksek kolesterol, hipertansiyon gibi sağlık durumlarını yemeklerle tedavi ettiğini görüyoruz. Başarılı olmak isteyen üretici ve perakendeciler, ürünlerinde inovasyon yaparak yiyecekleri “ilaç” gibi pazarlamanın yollarını aramalı.

Kilo verme üzerine üreticilerden taleplerimiz hiçbir zaman gerilemeyecek ancak bunun “diyet” etiketli ürünlerle yapılmayacağı konusunda fikirler yaygınlaşıyor. Üreticiler yeni ürün formatları ile meyve ve sebzeleri harmanlamanın, lif değerini artırmanın yollarını aramalılar. Zenginleştirilmiş besinler, Y Kuşağı’nın gönlünü alacak bir diğer değer önerisi.

Alternatif perakendeciler büyüyor. Y Kuşağı’nın büyük bir çoğunluğu sağlığa odaklanmış özel mağazalardan alışveriş yapmaya yöneliyor. Bunun dışındaki mağazalar bir rehber görevi görmeden, sağlıklı yaşamayı desteklemeden, sağlıklı yemek fikirleri vermeden ve yemek planlama yardımları yapmadan sürdürülebilir olmayacağa benziyor.

YİYECEK TRENDLERİNDE NELER ÖNÜMÜZE ÇIKACAK?

1. –DEN MUAF:
Tüketiciler yiyeceklerde arındırılmışlığı görmek istiyorlar. Çünkü tüketicilerin %50’ye yakın bir kısmı artık yiyeceklerin içindeki kimyasallar yüzünden tedirginlik yaşıyor; içerikteki her bir ürünün doğal olmasını istiyor. Ekmeklerimiz artık daha glütensiz, etlerimiz daha kimyasalsız… Örneğin, Subway ekmeklerinde artık azodicarbonamide maddesinin olmadığının, Taco Bell, Pizza Hut gibi markalar hiçbir renklendirici kullanılmadığının, McDonald’s ise tavuklarda antibiyotik kullanılmadığının altını çiziyor.
Satın alırken en çok dikkat ettiğimiz besin özellikleri sırasıyla;
Az kolestrollü/kolestrolsüz, az tuzlu/sodyumlu, az şekerli/şekersiz, az yağlı/yağsız, az kalorili/kalorisiz, mısır şurupsuz, az karbonhidratlı/karbonhidratsız, kafeinsiz ve glütensiz.

2. ÖZE DÖNÜŞ:
Çocukluğumuzdaki gibi tümüyle doğal ürünler istiyoruz. Bunu sırasıyla GDO’suz, renklendirici içermeyen, yapay tatlandırıcı içermeyen, sebze ve meyvelerden yapılmış besinler takip ediyor.

3. FAZLASI OLSUN: 
İçeriğindekiler kısmında basitlik ve doğallık arayışımızın yanında fazlası olsun dediğimiz bazı içerik maddeleri de var. Sırasıyla lif oranı yüksek, protein açısından zengin, tam tahıllı, kalsiyum takviyeli, vitamin takviyeli, mineral takviyeli, doymamış yağ oranı yüksek besinleri tercih ediyoruz.

4. “UBER”LEŞMEK:
Teknolojinin hayatımıza girişiyle yiyecek siparişi teslimatı “Amazon”laşıyor; restoranlarsa giderek “Uber”leşiyor. Bir başka deyişle, restoranlar kısıtlı bir menü ve restoran döngüsünde kendi özel servislerini yaratmaya başladılar.  Ubereats, belirli bir günlük yemek menüsünü üçüncü parti sürücüler yardımıyla 10 dakika gibi bir sürede tüketicilere ulaştırıyor. Amazon kendi private label yiyeceklerinin teslimatı üzerine çalışıyor.

5. OKAZYONLARIN YÜKSELİŞİ: 
Sağlıklı yiyecekler, atıştırmalık kategorisinden hızlı büyüyor. Ama hala atıştırmalık kategorisinde okazyonlar aracılığı ile bir açık kapı bulmak mümkün. Çünkü Y Kuşağı, ürün bolluğunda seçim yapmak zorunda kalmaktan bıkmış durumda. Bu yüzden de markalar işleri kolaylaştırmak için özellikle atıştırmalık kategorisini günün belirli zamanlarına bölerek seçimi kolaylaştırmaya çalışıyor. Örneğin, güne başlama bisküvisi, yoğun çikolata anları bisküvisi, gece bisküvisi vs.

10 Kasım 2015 Salı

We Are What We Eat!

Even though we value our body wellness more every passing day, the number of overweight people keeps increasing with a direct proportion to that value.

One reason is that eating is now the topic that determines the conversation. As consumers, we have never come across such abundance of choice and “food” has never become such a popular cultural element. Because with the technological changes that occurred in the short term, eating, one of the most “visual” activities to be shared, is defined as one of the most important hobbies in life by 74% of Generation Y. We don’t hide anymore the fact that we eat “with our eyes” and that we express our personality through the food we eat.

In the most recent photos we share, health and genuineness are prominent. Because beauty standards are evolving now. We define ourselves, not with the “diet” we are on, but how strong we are, how much we exercise, and how much real food we eat. Weight loss diets are now considered boring and useless. Only 18% of Generation Y say they find the “concept of dieting” attractive. That is why brands are shifting their course towards realism/simplicity from “weight loss marketing”.

At this point, the keywords are “packaging labels”. Labels that make the consumer feel as if everything is under control, are read very thoroughly. For that reason, manufacturers and retailers must keep talking about nutritional values and content to the consumer in a plain language. In addition to these, consumers also want to be convinced with regard to environmental and social impact.

We attribute too much meaning to food with the idea of “We are what we eat”. We see that 80% of global consumers are treating health conditions such as obesity, diabetes, high cholesterol, or hypertension with food. Manufacturers and retailers that would like to be successful, must look for ways to market food as “medicine” through innovations.

Our demand regarding weight loss from manufacturers will never diminish, however, opinion that this cannot be achieved through diet-labeled products, is spreading. Manufacturers must look for ways to immingle new product formats with fruits and vegetables, to increase fiber value. Enriched foods is another value proposition that will attract Generation Y.

Alternative retailers are growing. Majority of Generation Y gears towards shopping at specifically health-focused stores. Other stores just do not seem like they can be sustainable without providing guidance, supporting healthy living, offering ideas for healthy food, or helping on planning meals.

WHAT WILL WE BE FACED WITH REGARDING FOOD TRENDS? 

1. FREE FROM:
Consumers would like to see the purification in food because close to 50% of consumers  are concerned about the chemicals in foods and want each ingredient in the content to be natural. Our bread is now more gluten-free, our meat is more chemical-free... For example Subway is underlining that they do not use azodicarbonamide in their breads anymore, brands like Taco Bell and Pizza Hut are talking about not using colorants anymore, and McDonald’s is emphasizing that no antibiotics were used in chicken.
The nutritional features that we pay attention to the most are listed here in order;
Low cholesterol/no cholesterol, less salty/with sodium, less sugar/no sugar, less fat/no fat, less calories/no calories, corn-syrup-free, less carbohydrates/no carbohydrates, caffeine-free, and gluten-free.

2. RETURN TO SELF:
We want all natural foods like in our childhood. This is followed by foods that are non-GMO, non-colored, free of artificial sweetener, and made of vegetables and fruits, in that order.

3. WE WANT MORE: 
Besides our search for simplicity and naturality in content, there are ingredients that make us go, we want more. We prefer foods that are high in fiber, rich in protein, whole grain, calcium-added, vitamin-added, mineral-added, and high in non-saturated fat content, in that order.

4. GETTING “UBER”:
With the introduction of technology in our lives, food delivery is becoming “Amazon” and restaurants are becoming more and more “Uber”. In other words, restaurants have started to create their own special services within a limited menu and the cycle of a restaurant. Ubereats delivers its set daily menu to consumers in as short as 10 minutes with the help of third party drivers. Amazon is working on the delivery of its own private label foods.

5. UPRISE OF OCCASIONS: 
Healthy foods are constantly growing in the snack category. However, it is still possible to find an opening in this category through occasions. Because Generation Y is tired of having to choose within the abundance of products. Therefore, brands try to facilitate the choosing by assigning especially the snack category to certain times of the day. For example, a biscuit to start the day, a biscuit for intense chocolate moments, night biscuits, etc.

1 Ekim 2015 Perşembe

Turizmde Değişen Trendler Ve Seyahat Pazarlaması

For English Please Click

Günümüz insanı için tatil; huzur, dinlence, eğlence, macera, keşif ve sosyalleşme başta olmak üzere pek çok kavramla örtüşüyor. Tatile gitmek, durağan hayatımıza devam ederken içine girip rahatladığımız, kendimizi yenilediğimiz, sonrasında iyileşerek geri döndüğümüz, geçici ‘‘yeni bir dünya’’ sunuyor bize. Bu yüzden tatil, zorunlu olduğumuz rutinlerimize katlanmamıza yardımcı olan, kaldığımız yerden devam etmemizi sağlayan, bizi dönüştüren, ruhun suyu ve besini gibi temel bir ihtiyacımız artık.

Rutin hayatımıza ve sorumluluklarımıza ara vermek için kişisel ihtiyaçlarımızı merkeze alarak çıktığımız bu molalar, yüklenen tüm olumlu anlam ve duygulara rağmen senede sadece bir veya iki kez yapılan bir aktivite olarak kalıyor. Değişen yaşama paralel olarak kişisel tatil anlayışımız, beklentilerimiz ve daha da önemlisi tatili organize ettiğimiz dünya da değişmekte. Nadiren planladığımız bu organizasyonun yeni trendlerine de ayak uydurma çabasındayız.

Tatilin hayatımızdaki yeri ve anlamı farklılaştıkça tatil anlayışımız da değişiyor. Önceleri sadece klasik tatil anlayışı ile seyahat eden kitleler, artık eğitim, sağlık, keşif, din ve felsefe gibi amaçlar ile de seyahat ediyor. Trendlere uyum gösterme çabası, huzurun, dinlenmenin ve eğlencenin merkezde olduğu tatil olgusuna merak, heyecan ve hatta biraz da tedirginlik unsurları eklemekte. Tatilcilerin amaçları hızla farklılaşırken otellerden, seyahat acentelerinden ve tur operatörlerinden beklentiler de aynı hızla değişiyor.

Tüm bu faktörler, turizm sektörünün büyümesine olumlu katkıda bulunurken sektörün dinamiklerini de etkiliyor. Tatilciler artık paralarını ve hayallerini yatırdıkları tatillerinin planlama sürecine bizzat dâhil olmak istiyor. Online dünyanın yükselişi, tatil organizasyonunda aracı kurum bulma, tatile gidilecek yere karar verme ve tatil paketi satın alma gibi süreçleri doğrudan etkiliyor. Değişen dinamikler ile turizm sektöründe faaliyet gösteren herkes kendini yepyeni bir sistemin içinde bulurken, trendlerin getirdiği fırsat ve riskler, sektördeki herkesi daha akıllı stratejiler yaratmaya itiyor.

Turizm Nasıl Bir Evrim Geçiriyor?

Değişen sektörde, turizmcileri en çok zorlayan konulardan biri şüphesiz ki sektörün e-turizme evrilmesi. İnternetin bilgiye ulaşmada sağladığı kolaylık öncelikle tatilci davranışını değiştirdi. Seyahat edecek kişinin uzman görüşü almak için artık seyahat acenteleri ve tur operatörlerinden çok daha fazla kaynağı var. İnternette gezi yayıncılığı yapan sitelerde, sosyal medya kanallarında, forumlarda ve bloglarda gönüllü olarak seyahat deneyimlerini paylaşan kişiler sayesinde seyahat okur-yazarlığı arttı; tatilcinin birçok farklı kaynaktan bilgi toplayarak tatile gideceği yere karar vermesi kolaylaştı.

Tatilci gideceği yere kendi araştırması sonucu karar verdikten sonra rezervasyonlarını da kendisi planlayabiliyor artık. Uçuş arama motorlarının kullanım kolaylığı ile uçak bileti ayırtmak, rezervasyon sitelerinin sunduğu detaylı karşılaştırmalar ile konaklamaya karar vermek tatilcilerin kendi kontrolü altına giriyor. Tatil esnasında ihtiyaç duyulabilecek tur rehberleri bile online seyahat rehberlerinin varlığı ile sarsılmaya başladı. E-turizm öyle bir noktaya geliyor ki, artık tatilcinin seyahat programını bir paket program kadar iyi yönetebilmesini sağlayan birçok mobil seyahat uygulaması bile mevcut.

Peki, Turizm Tüketicisi Nasıl Evriliyor?

Tüketici, sektörü değiştiren ana etmen.

Gerçek deneyim peşinde koşan Y ve Z kuşağı, mercek altına alınması gereken kitleler. Bu nesiller, giderek aynılaşan dünyada biricik kalan güzellikleri keşfetmek istiyor.

Pasif seyahati değil aktif seyahati seviyorlar. Bu bir dinlence tatili bile olsa…

Bu nesiller aynı zamanda eğer gelişmemiş bir bölgeye seyahat ediyorlarsa, seyahatlerinin, gidilen bölgenin kalkınmasına da katkıda bulunmasını istiyorlar. Gittikleri yerde alışveriş noktalarını buna göre seçiyor, katılabilecekleri günü birlik atölyeler, gönüllülük aktiviteleri arıyor.

Dolayısıyla artık daha esnek ve karma hizmetler sunmak şart.

Acenteler ve tur operatörleri, farklı amaçlarla kullanılan online ve offline hizmetlerini etkin bir biçimde birleştirerek marka algılarını yükseltmeliler. Bununla birlikte, macera, dinlence, spor gibi farklı motivasyonlarla seyahat eden tatilciler için farklı ürün ve konseptlerde uzmanlaşmalılar.
Yükselişe geçen turizm alanlarında karma içerikler hazırlayarak tatilcilerin çok yönlülüğüne adapte olmalılar. Örneğin, gençler için programlara gönüllülük aktiviteleri eklemek, eko-turizm, spa, yoga turizmi gibi yükselen alanlar ile karma tatil içerikler hazırlamak gibi…

TURİZM PAZARLAMASINI ETKİLEYEN BAŞLICA TRENDLER:

1. Paylaşım Ekonomisi Yükseliyor: Paylaşım ekonomisi, bir ürün veya servisi imece usulü kullanarak veya paylaşarak, tek bir kullanım yerine çoğul kullanım yaratan ekosistem. Özellikle milenyum kuşağıyla hız kazanan bu trend, Zipcar, Airbnb gibi birçok yeni markayı doğururken, geleneksel markaları da etkiliyor. Turizm sektöründe de ulaşım ve konaklamadan yeme-içmeye kadar birçok alanda paylaşım ekonomisi platformu mevcut. Tatilciler, seyahate çıkarken BlaBlaCar ve HomeAway gibi platformlar üzerinden konaklama ve yol masraflarını paylaşırken, EatWith ve Sidetour gibi platformlar ile hatırlanacak deneyimler yaşayacaklarına inanıyor. Gelecekte turizmciler için fırsat ve riskler oluşturacak bu trende karşı markalar, ortaklıklar yaratarak rekabete katılmaya başladı. Örneğin Marriott Hotel, otellerindeki konferans salonu ve çalışma alanlarını LiquidSpace üzerinden kısa süreliğine kiralayarak hem trafiği artırıyor hem de müşteri çekiyor.

2. Entelektüel Para Birimi Olarak Seyahat: Tatil, giderek daha çok uluslararası hale geliyor ve demokratikleşiyor. Bu yüzden seyahatler bir sosyal statü göstergesi olarak algılanıyor. Tatil için seçilen yer, izlenen rota, tatilde geçirilen zaman, keşfedilen özgün yerler ve yaşanan kişisel deneyimler giderek ‘‘birimleşiyor’’. Seyahat etmek, bir entelektüel para birimi haline dönüyor. Markalar farklılaşmak için, Bitcoin’i hatırlatan bu trendi iyi değerlendirmeli ve seyahat etmeyi oyunlaştırmanın ve birimleştirmenin yollarını aramalı.

3. Tek Başına Tatile Çıkmak: Tek başına tatile çıkmak, rutin hayatımızdan kaçmak ve plansız gezebilmek, sorumluluk duygusu hissetmeden birkaç gün geçirebilmek gibi sebeplerden tercih ediliyor. Uluslararası ortamlara ve yabancı kültürlere güven oranının artması ile de giderek yaygınlaşıyor. Özellikle emeklilik yaşına gelmiş ‘68 kuşağı ve kadınlar bu trende uyuyor. Partnersiz seyahat edenlerin tercihleri çoğunlukla egzotik tatil yerleri veya macera rotaları oluyor. Markalar bu trende uymak için iletişim ve mecralarını segmentlere göre kurgulamalılar. Bunun için ilk adımı atanlardan A&K sadece tek başına gezenler için hazırlanmış bir web sitesinde özel turlar sunmaya başladı. Öte yandan, Crystal Cruises ve Silversea gibi markalar fiyat tekliflerini gözden geçirerek tek başına gezen kitleyi hedefliyor.

4. Gelişmekte Olan Ülkelere Yolculuk: Tatilin sosyal statü olması trendinden hareketle, kitle turizminden kaçmak isteyenler gözlerini Avrupa’nın ötesine dikti. Tayland, Kamboçya ve Vietnam gibi Güneydoğu Asya ülkeleri ile Şili ve Peru gibi Güney Amerika ülkeleri tatilcilerin favorileri olurken, Hindistan Türkiye pazarı için yükselen bir değer olmaya başladı. Ayrıca sosyal sorumluluk bilincinin gelişmesiyle özellikle gençlerin Afrika ülkeleri gibi gelişmemiş ülkelere hareketi söz konusu. Bu ülkelere doğru gönüllülük ve sosyal sorumluluk bir çeşit turizm doğururken, bu hareketlenme Türkiye’deki bazı büyükşehirlerin varoşlarına da yansıyor. Büyükşehirlerde, kenar mahallelerdeki yaşantıları görmek veya bölgelere has lezzetleri tatmak isteyen birçok insan şehrin varoşlarında günübirlik turlara, sanatsal aktivitelere, atölye çalışmalarına katılıyor.

5. Oyunu Değiştiren Oyuncular: Sosyal medya ve internete duyulan güven, tüketicilerin şahsi beğeni ve deneyimlerinden yola çıkarak oylama yaptıkları, kendi düşüncelerini paylaştıkları sitelere de güven oranını artırdı. TripAdvisor, Cruise Critic gibi online kritik siteleri, tatilcilerin seyahati planlamadan önce araştırma yaptıkları ilk platformlar olmaya başladı. Bu siteler özellikle seçim aşamasında yönlendirme ve karşılaştırma yapma kolaylığı sağladığı için tercih ediliyor; bu da geleceğin seçim mimarisinde sivrilmekte olduklarını doğruluyor. Acente ve oteller, online kritik sitelerinin tüketici davranışına olan etkisini iyi gözlemleyerek farklı kaynaklarda görünürlük ve cevap verebilirliklerini artırmalılar. Gerektiğinde ise bilgi kirliliğine karşı uzmanlık kozunu kullanarak tercih kolaylığı sağlamalılar.

The Changing Trends In Tourism And Travel Marketing

Vacation for modern man corresponds to many concepts, particularly peace, leisure, fun, adventure, discovery and socialization. Going on a holiday bestows upon us a temporary ‘new world’ where we enter while going on with our stagnant lives, and relax, refresh ourselves, and return from all healed. For that reason, for the soul, vacation is an essential need like food and water which helps us survive the mandatory routines, which ensures that we go on from where we have left and which transforms us.

These breaks we take in order to pause our routine lives and responsibilities, putting our needs in the center, seem to be a mere activity practiced only once or twice a year, despite all the positive meaning and emotions that are attributed to them. In parallel to the ever-changing life, our personal understanding of vacation, our expectations and more importantly the world in which we organize the vacation change as well. We thrive to keep up with the new trends in this activity we seldom plan.

As the place and meaning of vacation in our lives are changing, our understanding of it changes, too. The masses, who used to travel with the classic vacation in mind now also go on a trip for purposes of education, health, exploration, religion and philosophy. The effort to conform to trends adds curiosity, excitement and even a little uneasiness to the phenomenon of vacation at the center of which are peace, rest and fun. The objectives of holidaymakers are changing rapidly, hence so are the expectations from hotels, travel agencies, and tour operators.

All these factors not only positively contribute to the growth in the tourism sector, but also affect its dynamics. Holidaymakers now want to be actively involved in the planning phase of the vacation in which they invest their money and dreams. The boom in the online world directly affects the phases of vacation organization such as finding a middleman, deciding on a destination, and purchasing a holiday package. With the changing dynamics, while everyone actively involved in the tourism sector are finding themselves in a brand new system, the opportunities and risks that are brought along with the trends push everyone in the sector to create smarter strategies.

What Kind of an Evolution is Tourism Going Through?

One of the challenges in the changing sector that tourism professionals face, is without a doubt how the sector evolves into e-tourism. The ease the Internet provides users with in accessing information, has primarily changed the holidaymaker behavior. Anyone who is about to go on a trip, has now more resources other than travel agencies and tour operators to take expert opinions. Thanks to the Internet users who voluntarily share their travel experiences on travel publishing websites, social media channels, forums and blogs, travel literacy has increased and it has gotten easier for holidaymakers to decide on destinations by gathering information from a variety of resources.

Following online research, the holidaymaker not only decides on the destination but handles own reservations as well. With the ease of usage of travel search engines and detailed comparisons rendered by online booking websites, booking flights and deciding on accommodation are now under the holidaymakers’ control. Even the tour guides took a knock from online travel guides. E-tourism has now come to such a point where there are a number of mobile travel apps that enable holidaymakers to manage their travel program as intricately as does any package holiday program.

Then How Does the Tourism Consumer Evolve?

The consumer is the primary factor that changes the sector.

Generations X and Y, who are after genuine experience, are the masses that need to be focused on. These generations want to discover the unique beauty in the world that becomes more and more indifferentiable.

They love active but not passive vacations. Even if it is a recreational one…
These generations at the same time, if travelling to an underdeveloped region, would like their journey to contribute to the development of that region. They pick where to go for shopping accordingly and look for excursions and volunteer activities.

For that reason it is now a must to introduce more flexible and mixed services.

Travel agencies and tour operators must improve their brand perception by effectively merging their online and offline services used for a variety of purposes. That being said, they should gain expertise in distinctive products and concepts for the holidaymakers that travel for different motivations like adventure, leisure or sports.

They should adapt to the versatility of holidaymakers by coming up with mixed content in tourism areas that are on the rise. For instance, including volunteer activities in the programs for youngsters or organizing mixed holiday content with eco-tourism, spa and yoga tourism…

MAIN TRENDS THAT AFFECT TOURISM MARKETING

1. The Rise of the Sharing Economy: Sharing economy is an ecosystem that yields multiple usage instead of single usage by collective use or sharing of a product or service. This trend that got accelerated especially by the millennium generation not only allows the birth of many brands like Zipcar and Airbnb but also affects the conventional brands. There are sharing economy platforms in many areas in the tourism sector from transfer and accommodation to wining and dining. The holidaymakers going on vacation now share travel expenses through platforms like BlaBlaCar and HomeAway and believe they will have memorable experiences through platforms like EatWith and Sidetour. Facing the opportunities and threats brought about by this trend, brands started to join in competition by going into partnerships. For example Marriott Hotel, by renting its conference halls and workspaces through LiquidSpace, both increases its traffic and attracts customers.

2. Journey as an Intellectual Currency: Vacations are getting more and more international and democratic. That is the reason why journeys are perceived to be a social status indicator. Destination, itinerary, time spent there, original places discovered and personal experiences get more and more ‘unitized’. Going on journeys is becoming an intellectual currency. The brands should evaluate this new trend that brings Bitcoin to mind and look for ways to bring in gamification and unitization to travelling.

3. Going on Solo Vacations: Going on solo vacations is preferred in the way it allows one to escape routines and wander around without making plans and to spend a few days feeling free of responsibilities. It is becoming more popular as the level of trust in international settings and foreign cultures increases. Especially the ’68 generation who has now come of retirement age and women go for this trend. The ones who travel without a partner generally choose exotic vacation destinations and adventure routes. In order to keep up with this trend, brands should match their communication message and media based on segments. A&K pioneered in offering exclusive tours on a website designed for solo travelers. On the other hand, Crystal Cruises and Silversea are targeting masses that travel alone by revising their rates.

4. Travelling to Developing Countries: With reference to the trend of vacations being social status indicators, holidaymakers who want to avoid mass tourism have set their eyes beyond Europe. While Thailand, Cambodia, and Vietnam in Southeast Asia and Chile and Peru in South America are being favored, India has started to gain popularity in the Turkish market. And with the development of social responsibility consciousness, especially youngsters are departing for underdeveloped areas like African countries. Volunteering and social responsibility have led to a form of tourism and this stir reflects in the ghettos of some Turkish metropolises. Lots of people who want to see life in the ghettos and have a taste of specialties join daily excursions, art activities, and workshops.

5. Players that Change the Game: The trust in social media and the Internet also increased the credibility of websites on which consumers give ratings based on personal interest and experience and share their opinions. Online review websites such as TripAdvisor and Cruise Critic are becoming the primary platforms for holidaymakers’ research prior to vacation planning. These are mainly preferred for the guidance and comparison they provide  during selection phase, which confirms that they are becoming prominent in choice architecture. Travel agencies and hotels must observe the impact of online review websites on consumer behavior and increase their visibility and responsiveness on different resources. Most importantly, they should offer ease of choice by playing the expertise card against information pollution when necessary.

3 Eylül 2015 Perşembe

Pazarlamanın “Z” Hali

For English Please Click

Doğum yıllarına göre X, Y ve Z olarak sınıflandırılan genç nesil, karakteristik özellikleri bakımından hayli farklılık gösteriyor. Bu farklılıklar eğitimden iş yaşamına, teknoloji kullanımından tüketim alışkanlıklarına kadar birçok faaliyet alanını etkiliyor. Pazarlama dünyası, X kuşağının (1965-1979) şahit olduğu tüm yenilik ve dönüşüme adapte olmasını izlerken, bağımsızlığına düşkün ve kural tanıman Y kuşağının (1980-1995) farklılıklarını henüz sindirmeye başladı. Şimdi ise internet ve teknolojinin içine doğmuş Z kuşağını (1995 ve sonrası) anlamak ve buna göre çalışmalar yapmak pazarlamacıların en zorlu görevlerinden biri.

Z kuşağı, diğerlerinden farklı olarak doğuştan dijital bir nesil. Teknoloji ve internet kullanımı en yüksek olan bu kuşağın bireyleri vaktini telefon, tablet ve bilgisayar kullanarak online geçiriyor. Aynı anda birden fazla ekranı yönetebiliyor, alışveriş merkezlerine gitmek yerine internetten alışverişi tercih ediyor. Ayrıca dijital ortamlarda pasif bir şekilde var olmak değil, aktif bir şekilde içerik üretmek ya da içerik üretimine katılmak istiyorlar.

Hız, Z kuşağı için her şey demek. Bilgiye hızlıca ve ilk elden ulaşmak onların ilk günden beri sahip olduğu bir şey. İletişim kurarken kelimelerden daha hızlı olduğu için emoticon ya da emojiler kullanıyorlar. Snapchat, Vine gibi platformların yaygınlaşması Z kuşağının hıza verdiği önemi gösterirken, dikkat sürelerinin de ne kadar kısaldığına işaret ediyor. Bu kuşağın bir konuya odaklanma süresi bazı en fazla 8 saniye olarak belirtiliyor.

Z kuşağı, internetten eğitim ve gelişime inanıyor. Yüksek eğitim diplomalarına diğer nesillere oranla daha az ilgililer. Ayrıca bu kuşak dünya meseleleri, ekonomi ve ekolojiyle ilgileniyor. Çoğunluğu dünya için iyi bir şey yapmak istediği için gönüllülük aktivitelerine yöneliyor.

Z kuşağı iyi bir takım arkadaşı değil, bireyselliği seviyor. Mezun olunca kendi işini kurmayı, bir şirkette çalışmaktansa girişimci olmayı hayal ediyor.

Bütün bu özellikleriyle Z kuşağı ilerleyen günlerde pazarlamacıları en çok zorlayacak konulardan biri olacak. Marka sadakati olmayan bu nesli kazanmak için atılabilecek bazı adımlar ise şöyle:

Z KUŞAĞINI KAZANMAK İÇİN MARKALAR NELER YAPABİLİR? 

1. Mobili önceliklendirin: Z kuşağı gerçek anlamdaki ilk mobil jenerasyon. İçerik aramak, tüketmek, alışveriş yapmak ve iletişim kurmak için mobili kullanıyor ve güveniyorlar. Markalar Z kuşağına konuşmak için büyüme ve pazarlama stratejilerinde mobili önceliklendirmeliler. Bunun için mobile adapte edilmiş web siteleriyle kalmayıp, sosyal medyaya entegre stratejiler kurmak zorundalar.

2. Kolaylığı amaçlayın: Z kuşağının en önemli farkı, her şeye her yerde ve ilk elden ulaşarak büyümeleri. Büyük bir bilgi kirliliğinin içine doğsalar da her şeyin farkındalar ve bilgiyi kontrol edebiliyorlar. Bu yüzden gelecekte, onların beklediği hız ve kolaylığı sağlamak için tüm sistemlerini entegre bir şekilde kolaylaştıran markalar var olacak. Çağrı merkezlerinin bile sosyal medyadan yönetilebileceği, onların yaşadığı kanallarda yaşayan sistemler kurulmalı.

3. Gerçekliğe odaklanın: Z kuşağı herhangi bir mercinin belirtmesine ihtiyaç duymadan kendi yıldızlarına, kendi kanallarında kendisi karar veriyor. Bu yüzden samimi olmayan bir tweetin ya da yapay bir viralin kokusunu hemen alıyor. Markalar içerik üretirken gerçeklikten ve “#NoFilter”dan korkmamalı. Pazarlama kampanyalarında markalar, markanın gerçek değerine de odaklanmalı. Daha iyi tasarım, kalite ve üretimle Z kuşağını kazanmalı, onlara bununla bir değer yaratmalı.

4. Şeffaf olun: Z kuşağı “paylaşım” kuşağı. Onlar her şeyi her yerde ve kendi aralarında paylaşıyor. Bu yüzden markaların da aynısını yapmasını bekliyor. Sosyal medyada veya kullanıcılarının yorumları ile bilginin hızlıca yayıldığı bir ortamda halka açık bir mesajı doğru yönetememek Z kuşağını kaybetmenize sebep olacak. Markaların herhangi bir bilgiyi yönetirken, iyi düşünülmüş bir stratejiyle çok hızlı cevap verebilir olması lazım.

5. Takıma katılın: Z kuşağı bireyselliklerine önem veren, ama aynı zamanda grup aidiyeti hissetmek isteyen bir kuşak. Markalar onlara konuşurken bu dengeyi tutturmalı, onların kendileri gibi insanlarla bir araya gelmelerini sağlamalı. Bunu yaparken onlara, onların gençlik dünyalarını anlatmak yerine gerçekten genç olmalı ve onların takımında yer almalılar.

6. İlgi alanlarına adapte olun: Bu kuşak, sınırsız ilgi alanı olan, bunların hepsini harmanlayabilen ve takvimi de en az o kadar sıkışık olan bir kuşak. Bu yüzden dikkatleri çekmek için abartılı reklamlar yapmak yerine gerçekten yaratıcı, alakalı ve eğlenceli içerik sunun. Kendi ilgi alanlarına göre harmanlayıp yayabilecekleri ve kendi etki alanlarını yaratabilecekleri kampanyalar yapın. Bu kampanyaları onların sosyalleştiği kanallarda yaşatın.