21 Eylül 2016 Çarşamba

Markaların Yeni Oyun Alanı

For English Please Click

Son zamanların en popüler konularından birisi, kuşkusuz, elektronik spor. eSpor olarak da bildiğimiz ‘elektronik spor' için fizikselden çok zihinsel beceri gerektiren dijital bir spor diyebiliriz. Hatta tüm bu dünyayı, bir nevi sanal satranç gibi görenler de mevcut. eSpor, geleneksel sporlarla karşılaştırıldığında fiziksel değil bilişsel kondisyon gerektirmesi, çok büyük finansal kaynak gerektirmemesi, dünyanın her yerinde bu sporu icra edebilme olanağının bulunması, Bilgisayar/Konsol/Mobil platformlar üzerinden bireysel ve/veya takım halinde rekabete açık olması bakımından, özellikle genç kitlelerce tercih edilen yeni nesil spor olarak lanse ediliyor. Öyle ki, şu günlerde 2020 Olimpiyatları’nda yer alma ihtimali konuşuluyor!

Küresel eSpor Pazar Raporu’na göre; eSpor’un farkındalığının geçen yıla göre %36 artarak, bu yıl dünya ölçeğinde 1 milyar kişiyi aşacağı ve 2019 yılına gelindiğinde ise bu rakamın 1.572 milyarı aşacağı öngörülüyor (Newzoo, Global Games Market, 2016). Ülkemiz de dahil birçok ülkede profesyonel eSpor takımları kuruldu ve bu takımlar şimdiye kadar turnuvalarda pek çok kez karşı karşıya geldi. ESPN, BBC, TBC gibi dünyaca ünlü spor kanalları da eSpor içeriklerine yer vermeye başladılar.

eSpor’un bu hızlı yükselişiyle beraber, hem dünyada hem de Türkiye’de oyun içi yapılan harcamalar da giderek artmakta. Bu rakamlar o kadar artmış durumda ki, bu oyunların neredeyse kendi ekonomilerini oluşturmuş olduğunu söyleyebiliriz. Oyun içi harcamalar genellikle karakter geliştirmek, yeni özelliklere sahip olmak, seviye atlamak gibi sebeplerle yapılıyor. eSpor ekonomisinin dünyada 2016 yılında 99 milyar dolarlık bir gelir getireceği öngörülüyor (Newzoo, Global Games Market, 2016).

Türkiye’de bilgisayarda herhangi bir oyun oynayan toplam 30 milyon oyuncunun 2016 yılında 750 milyon dolardan fazla harcama gerçekleştirmesi bekleniyor. Ülkemizde oyuncu başına düşen ortalama yıllık harcama 35,4 Dolar. Bu rakam listenin üst sıralarındaki ülkelerinkine kıyasla nispeten düşük olmakla birlikte, yine de hiç de fena bir rakam değil (Newzoo, Turkish Games Market, 2016).
Ülkemizde eSpor’un ne kadar popülerleştiğini gösteren en son örneklerden biri de bu yıl gnçtrkcll ve Coca-Cola Zero işbirliğiyle hayata geçirilen Türkiye’nin ilk Profesyonel eSpor Ligi olan Şampiyonluk Ligi. Masaüstü oynanan bir oyun olan League Of Legends (LoL) Türkiye Büyük Finali, 13 Ağustos 2016’da Ülker Sports Arena’da gerçekleşti ve Digitürk Lig TV’de internet ile aynı anda canlı olarak yayınlandı.

Türkiye’de son zamanlarda eSpor ve oyun trendi bu kadar yükselişe geçmişken, biz de eSpor ve oyun içi harcamalara yönelik bir araştırma gerçekleştirdik. Araştırmamız Türkiye’nin 12 ilinde, 16-34 yaş arasında, dizüstü veya masaüstü bilgisayar sahibi, 320 kadın ve erkekle yürütüldü.

Görüştüğümüz 320 kişinin %36’sı bilgisayarlarında internet üzerinden oyun oynuyor. Spontan olarak oynanılan oyunlar sorulduğunda daha çok ‘League Of Legends’, ‘Counter Strike’, ‘DOTA’, ‘Candy Crush’, ‘Okey’ ve çeşitli futbol oyunları telaffuz edilmiş. Bilgisayarında internet üzerinden oyun oynayan 10 katılımcıdan 4’ü bu oyunları her gün oynuyor. Oyunları ne kadar süre ile oynadıkları sorulduğunda ise katılımcılar daha çok “1 saat ve daha az” ile “2-3 saat arasında” oynadıklarını belirtmiş.

eSpor’u sorguladığımızda görüşülen kişilerin %30’u bu tanımı bildiklerini söylemiş. Bu tanımı bilenlerin çoğunluğu ise erkek. eSpor’u bilenlere, eSpor’a dahil oyunları oynayıp oynamadıkları sorulduğunda %50’si oynadığını, %50’si oynamadığını belirtmiş. eSpor oyunları arasında olan en meşhur oyunları teker teker sorguladığımızda en çok ‘CS-GO (Counterstrike-Go)’ oynandığını gördük. Bunu ‘Call of Duty’ ve ‘League of Legends’ takip ediyor. Çok oynanan diğer oyunlar arasında ‘Knight Online’, ‘WOW’, ‘DOTA’ ve ‘Metin2’ yer alıyor. Bu oyunlara sponsor olmuş markalar sorgulandığında ise, neredeyse hiçbir oyuncu sponsor markaları hatırlayamamış.
Bu oyunları oynayan kitleye, oyun içinde herhangi bir harcama yapıp yapmadıkları sorulduğunda %43’ü harcama yaptığını belirtmiş. Harcama yapanların yarısından fazlası bu harcamaları nadir/seyrek yapıyor. Geri kalanlar ise sık sık harcama yapıyor. Harcama aracı olarak da daha çok kredi kartları ve kontör kullanılıyor. Harcama yapma gerekçesi olarak daha çok “harcama yapıldığında oyunun daha zevkli hale gelmesi”, “harcama yapılmazsa oyun içindeki gelişmelerin zaman alması”, ve “oyunu kolaylaştırmak” belirtilmiş.

Para harcamayanlara neden harcamadıkları sorulduğunda en sık duyulan cevap “ihtiyaç duyulmadığı/gerek olmadığı”. %14’lük bir kitle oyunlarda para harcayacak bütçeye sahip olmadıklarını belirtmiş, %11’i ise harcama yapmayı güvenilir bulmadıklarını söylemiş. Ne gibi özellikler için para harcayabilecekleri sorulduğunda “farklı karakter özellikleri için”, “güç artırmak için” para harcayabileceklerini söylemişler.

Araştırmamızın diğer kısmında son zamanların en popüler oyunu olan Pokemon Go’yu sorguladık. Pokemon Go da, ileride eklenebilecek birkaç özellikle geleceğin en popüler eSpor’larından biri olmaya aday görülüyor. Görüştüğümüz kişilerin sadece %12’si Pokemon Go oynuyor. Oynayan kitle daha çok 19-30 yaş arasında. 30 yaş üzerinde oynayan sayısı oldukça az. Pokemon Go oynayan kitleye bu oyun içinde harcama yapıp yapmadıklarını sorduğumuzda ise sadece %5’i harcama yaptığını söylemiş.

Pokemon Go oyununda para harcamayanlara neden harcamadıklarını sorduğumuzda en çok alınan cevaplar “gerek duyulmaması”, “oyuncuların özellikleri kendilerinin geliştirmek istemesi” ve daha sonra da “güvenilir bulunmaması”. Ne gibi özellikler sunulursa Pokemon Go oyununda harcama yapabilecekleri konusunda ise katılımcılar “pokemonların yerini belirlemek için”, “daha güçlü pokemonlara sahip olabilmek için” cevaplarını vermiş ancak mobil bir oyun için para harcamayacaklarını da belirtmişler.

Şimdiye kadar eSpor oyunlardan bağımsız olarak herhangi bir oyun için harcama yapmış olanlar katılımcıların %18’ini teşkil ediyor. Bu oyunların hangileri olduğunu sorduğumuzda ‘Heartstone’, ‘Clash of King’, ‘Knight Online’, ‘Clash of Clans’ ve ‘League of Legends’ en sık aldığımız cevaplar. Harcama yapanlar “oyunu zenginleştirmek”, “seviye atlamak”, “karakter almak”, “prömiyer üyelik için”, “kostüm alarak oyunu renklendirmek için” harcama yaparken, harcama yapmayanlar ise gerekçe olarak buna “ihtiyaç duymadıklarını” belirtmiş. Bundan başka, para harcanarak oyunda ilerlenirse, oyunun bir anlamı kalmayacağı, kendi yetenekleriyle oyunda ilerlemenin daha anlamlı olduğu da dile getirilenler arasında.

Daha önce herhangi bir uygulamayı indirmek için veya daha üst bir versiyona geçmek için harcama yapanlar ise katılımcıların %16’sını oluşturuyor.

Araştırma sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’de oyun trendinin giderek geliştiğini görebiliyoruz. Özellikle eSpor alanında hem bilinirlik hem de oyun içi harcama oranı oldukça yüksek. Şu sıralar tüm dünyada en çok oynanan oyunlardan biri Pokemon Go da ilerleyen zamanlarda eSpor olarak kabul edilirse, Pokemon Go özelinde de yapılacak harcamaların giderek artacağını öngörebiliriz. Türkiye’de yeni nesil ile beraber oyun oynama ve harcama miktarının bundan sonraki yıllarda kayda değer bir artış göstereceğini varsaymak yanlış olmaz. Bu da, tüketicilerle yakınlık kurmak isteyen markalar için çok önemli bir fırsat alanı oluşturuyor. Şu anda odak alanı teknoloji ve/veya gençler olan belli başlı markaların yavaş yavaş buraya yöneldiğini görebiliyoruz ancak ilerleyen zamanlarda, hele de olimpiyatlarda yer alma durumu gerçekleşirse, daha çok markanın envai şekillerde eSpor alanında varlık göstermek isteyeceği kesin.

Biz şimdiden söylemiş olalım.

Brands New Playground

Electronic sports is, without doubt, one of the most popular topics in today’s world. Also known as eSports, electronic sports can also be defined as a digital sport which requires mental skills rather than physical. Some folks even consider this whole realm as a virtual chess board. In comparison to conventional sports, eSports demands cognitive rather than physical fitness, does not require large financial resources, can be accessed from anywhere in the world, easily facilitates people to competition via computer, handheld console, mobile and etc., either as a team member or individually. All in all, it is massively preferred by the young audience and that is exactly why it’s being launched as the next generation of sports. Rumor has it, eSports is likely to become a part of the Olympic Games by 2020.

According to Global eSports Market Report, this year eSports awareness will exceed over one billion people globally with a 36% increase with respect to last year. And by 2019 the figure is expected to exceed 1,572 billion (Newzoo, Global Games Market, 2016). In many countries, including ours, professional eSports teams have been founded and started competing in the tournaments. Many world-renowned sports channels such as ESPN, BBC, TBC etc., have already started covering eSport content.

With the rapid development of eSports, the in-game expenses are gradually increasing in Turkey as well as around the world. The figures have increased so high that it would only be fair to say that these games create their own economy. In-game spendings are made largely to improve the characters, to get new skills, and/or to upgrade to higher levels. Global eSports market expects revenues as high as $99 billion in 2016 (Newzoo, Global Games Market, 2016).

In Turkey, a total of 30 million players are expected to spend more than 750 million USD on computer games in 2016. In our country the average annual expenditure per player is 35.4 USD. Although this figure is relatively low with respect to that of other countries placed in the higher ranks in the list, it is not bad at all (Newzoo, Turkish Games Market, 2016).

One recent example to how popular eSports has become in our country this year is Turkey’s first Professional eSports League, the Championship League, organized under the collaboration of gnçtrkcll and Coca-Cola Zero. The League Of Legends (LoL) Grand Finale Turkey, a desktop game, was held on 13 August 2016 at Ülker Sports Arena and it was aired live on the internet and Digitürk Lig TV simultaneously.

So, while eSports and computer games are getting more and more trendy, we conducted a research on eSports and in-game spending tendency. The research was conducted among 320 men and women, with an age range between 16-34, who live in Turkey and own a desktop or laptop.

36% of the participants play online games. Most of the games spontaneously played are ‘League Of Legends‘, ‘Counter Strike‘, ‘DOTA‘, ‘Candy Crush‘, ‘Okey‘ and various soccer games. 4 out of ten participants play these games on daily basis. When asked how much time they spend on playing games, the interviewees have answered “1 hour or less”, or “2-3 hours”.

When we questioned e-sports, 30% of the participants had said that they know of the terminology. And the majority of those who know the terminology is males. When we asked those who know eSports whether they play any games that fall within eSports category, 50% said that they they did and the remaining 50% said that they did not. When we examined the most popular eSports games one by one we found that ‘CS-GO (Counterstrike-Go)‘ is the most played game which is followed by ‘Call of Duty‘ and ‘League of Legends‘. Other well-known games are ‘Knight Online‘, ‘WOW‘, ‘DOTA‘ and ‘Metin2‘. When asked about it, almost none of the game players could remember the brands sponsoring these games.

When asked if they made any in-game spendings, 43% of the audience who play these games answered affirmatively. More than half of the spending audience spend seldomly, others burn money ever so often. Bonus units and credit cards are commonly used for paying. “It becomes more fun when you pay”, “it takes longer for the game to progress when you don’t pay”, “paying facilitates the game” are some of the motives stated often by the paying gamers.

Non-spenders’ most common reason is “lack of necessity”. 14% of them indicated that they had no budget for spending money while playing games. Another 11% did not find it safe to make payments (online). When they were asked what would motivate them to spend money, non-spenders answered that they might spend some “to acquire diverse character features”, or “to enhance power”.
Another section of our research was devoted to Pokemon Go, the most popular game of the recent times. Pokemon Go, with prospective added features, is a candidate to become one of the most popular eSports games in the near future, yet only 12% of the interviewees play it. The ones who play are in the 19-30 age group. The number of people above the age of 30 who play Pokemon Go is low. When we asked the Pokemon Go playing audience whether they they spend any money while playing, only 5% of the players said that they did.

When we asked about the reasons why to the group of people who didn’t want to spend any money for the game, the most frequent answers were, “lack of necessity”, “that they chose to improve the features by themselves” and then “lack of safety”. On the topic ‘what qualities would be worth spending money’, we received answers along the lines of “in order to locate the pokemons”, and “in order to own more powerful pokemons”. However, the interviewees also emphasized that they wouldn’t spend money for a mobile game.

18% of the interviewees have spent money on any given game regardless of eSports. When we asked which games these are, the most frequent answers were ‘Heartstone‘, ‘Clash of Kings‘, ‘Knight Online‘, ‘Clash of Clans‘ and ‘League of Legends‘. These gamers mostly paid “to enrich the game “, “to level up”, “to get a new character”, “to acquire premier membership”, and “to get costumes and enliven the game”. The gamers who were reluctant to spend money suggested “they didn’t need to”, and they found it more meaningful to advance in the game using their own skills only.
16% of the interviewees have paid to download an application or to upload a newer version in the past.

These results show us the ‘gaming trend’ is ever-increasing. Especially in the field of eSports, we see that both awareness and in-game spending ratio is fairly high. If or when Pokemon Go, one of the most played games around the world, is recognized to be an eSports game, in-game spendings for Pokemon Go will also be increasing gradually. With the next generation, it wouldn’t be a false projection to predict that the percentage of online gaming and paying gamers are likely to increase significantly in Turkey, in the years to come. This means that an opportunity presents itself for the brands who want to engage with their consumers. We can see some of the major brands whose focus is on technology and/or on the youth segment, are already aiming for this domain. Above all, it is obvious that more brands will want to take part in the field of eSports in a wide array of ways, especially if becoming a part of the Olympic Games happens.

We’re telling you...just so you know!

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Türklerin AIRBNB Misafirperverliğiyle İmtihanı!

For English Please Click

Tatil, iş seyahati, yeni yerler keşfetmek, bulunduğun yerden uzaklaşmak kulağa hoş gelse bile bunlar birçok soruyu da beraberinde getiriyor. “Nerede kalacağım?”, “Güvenilir bir yer mi?”, “Çok turistik de olmasa?”, “Aman pahalı olmasın!”, “İçinde rahat eder miyim acaba?” vb...

İşte tam bu noktada kilitli kapıyı açan anahtarımız Airbnb imdadımıza yetişiyor. Nedir yahu bu Airbnb diye merak edenler için kısaca: Airbnb, evi olan insanların pansiyonculuk mantığıyla evin bir kısmını ya da tamamını kiraya vermesi prensibine dayanıyor. Böylece ziyaretçiler gezdikleri şehre çok daha rahat adapte olabiliyor ve şehrin ambiyansını bir turist gibi değil, âdeta oranın yerlisiymiş gibi deneyimlemekten de geri kalmıyorlar.

Airbnb’deki birçok konaklama alternatifi, şu anda 3 yıldızlı otellerden çok daha şık ve konforlu. Ev sahipleri, ihtiyacınız olabilecek pek çok şeyi düşünerek size tüm konforu sağlıyor. Buna hoş geldin ikramlarından tutun da, şehirdeki en iyi gezi planı bile dahil! Üstelik bu konfor maliyetli de değil, bilakis diğer seçeneklere göre daha avantajlı. Özellikle de yurt dışı konaklamalarında...

Airbnb dünyada öyle bir yükselişe geçti ki, artık insanların sahibi olmasalar bile yaşadıkları evi ve/veya bir odasını kiraya verebildikleri yeni bir kazanç kapısı haline dönüşmüş durumda. Daha önce Meksika tatilinde de Airbnb’yi tercih etmiş olan Gwyneth Paltrow’un, geçtiğimiz Haziran ayında Cannes’da konakladığı villayı Airbnb üzerinden kiralamış olması, markanın popülerliğini iyice artırdı. Ad Age geçtiğimiz ay yayınladığı makalesinde özellikle bu sene Cannes’da, 13.000’den fazla kişiye ev sahipliği yapan festival yüzünden otellerin dolduğundan ve Airbnb’nin gittikçe daha çok tercih edilen bir konaklama tercihi olduğundan bahsediyor. Geceliği 10.000 Dolar’ın üzerinde lüks villalardan, 40 Dolar’lık odacıklara kadar envai çeşit seçenek sunan hizmet, dolan oteller yüzünden açıkta kalacak birçok festival katılımcısına kucak açtı.

Mottosu “Belong anywhere” olan markanın en kilit duygusu misafirperverlik ve yerellik. Buna uygun bir şekilde, onlarca yıllık ambargodan sonra Küba’da iş yapan ilk Amerikan şirketi olması da dikkat çekiyor.

Airbnb’nin en dikkat çeken özelliği, tamamen sizin belirlediğiniz şartlarda bir konaklama imkânı sağlayabiliyor olması. Tarih aralığı ve lokasyon gibi hijyen faktörlerinin yanı sıra; bütün bir daire ya da yalnızca bir oda kiralayabilmekten tutun da, toplu taşımaya uzaklık, otopark, klima, internet bağlantısı, saç kurutma makinesi gibi minik ayrıntılara kadar daraltılabilen bir arama sistemine sahip. Bu kişiselleştirme markanın DNA’sına o derece işlemiş ki, son dönemde Airbnb logosunu bile arzu ettiğiniz gibi dönüştürerek tamamen zevkinize göre değiştirmeniz mümkün!

Biz de hazır tatil dönemi gelmişken, herkes nereye gidelim, nerede kalalım diye konuşurken, tüketicilerin Airbnb ile ilgili düşüncelerini öğrenmek istedik. Araştırmamızı İstanbul’da yaşayan 18-45 yaş arası, ABC1 SES gruplarından 300 kadın-erkek ile gerçekleştirdik. İlk olarak tüketicilerin genel tatil alışkanlıklarını sorguladık:

Araştırmamıza katılan görüşmecilerden %96’sı, yurt içinde tatile gittiğini belirtti.
Yurt dışında tatile çıktığını söyleyenlerin ise sadece %11’de kaldığını gördük.
Görüşmecilerin yarısı senede bir kez tatile çıkarken, %33’lük bölümü yılda iki-üç kez, %7’lik bir kesim yılda dört-beş kez, %4 ise yılda beş kereden fazla tatile çıktığını belirtti.
Her 10 kişiden 4’ü tatile ailesiyle çıkıyor.
Sevgilisi/eşiyle tatile çıkanların oranı ise %17. Bu kişiler daha çok 25-34 yaş aralığında yer alıyor.
Kendi başına ve/veya arkadaşlarıyla tatile çıkan %40’lık kesimin büyük bir bölümü ise bekâr.

Yurt içi tatillerinde çoğunlukla otel konaklaması tercih ediliyor. Otelleri, pansiyon ve hosteller takip ediyor. Kiralık evde konaklama, bir tanıdık veya aile yanında kalma tercihleri ise üçüncü sırada yer alıyor. Yurt dışı tatillerindeki konaklama tercihleri de yine benzer şekilde seyrediyor. En çok oteller tercih edilirken, bunu kiralık ev, pansiyon/hostel ile arkadaş veya aile yanı takip ediyor.
Tatil için konaklama seçeneklerine bakanların %52’si, “maliyet/bütçe” kriterini göz önünde bulundurarak karar veriyor. “Şehir merkezine uzaklık” ikincil kriter olurken, “puan/yıldız sayısı” ise üçüncül kriter olarak karşımıza çıkıyor. Bunların dışında “denize yakın olması” da önemli etkenler arasında yer alıyor.

Araştırmanın Airbnb odaklı bölümlerine geldiğimizde ise, Airbnb’yi her 10 kişiden yalnızca 1 kişinin duyduğunu görüyoruz. Bilenlerin çoğu da arkadaşlarından veya internetten duyduğunu söylüyor.
Airbnb’yi kullananlar ise, bilenlerin yalnızca %36’sını oluşturuyor. Yurt içi ve yurt dışı kullanım oranlarının yüzdesi aynı. Airbnb’yi duyup da kullanmayanların büyük çoğunluğu, kullanmama nedeni olarak “ihtiyaç duymadıklarını” ifade ediyor.

Airbnb kullanan küçük kitleye en önemli kullanma nedenlerini sorduğumuzda ise, %100’ünden “otellere göre daha uygun fiyatlı olabilmesi” cevabını aldık. Diğer tercih nedenleri ise, “güvenilir olması” ve “otellere göre daha samimi bir ortam sunması” olarak sıralanıyor. Kullanıcıların en beğendiği özellikler arasında, Airbnb’nin “istenilen yerde, istenilen koşullarda kalabilme” imkânı sunma özelliği yer alıyor.

Airbnb’yi daha önce duymamış olanlara platform hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra düşüncelerini sorduğumuzda, konseptin genel olarak beğenildiğini gördük. Airbnb’nin, hakkında bilgi alan görüşmecilerde, genel olarak merak ve ilgi uyandırdığını söyleyebiliriz. (“Yurt dışı tatilleri için maddi olanaklar kısıtlıysa  güzel olabilir.” “İyiymiş aslında, tatil için kendi aradığın ortamı bulabiliyorsun, güzel bir uygulama.”).

Airbnb hakkında bilgi verildikten sonra kullanmayı düşünüp düşünmedikleri sorulduğunda ise, görüşmecilerin %53’ü kullanmayı düşüneceğini, %47’si ise kullanmayı düşünmeyeceğini söyledi.
Kullanmayı düşünmelerinde en etkili özelliğin “fiyatların daha uygun olabilmesi” olduğunu gördük. Ardından “güvenilir olması”, “geleneksel ev deneyimi yaşatması”, “evin tamamının kiralanabiliyor olması”, “otellere göre daha samimi olması” sıralanıyor. Kullanmayı düşünmelerini sağlayan diğer özellikler arasında “bol seçenek sunması” ve “190 ülkede faaliyet göstermesi” yer alıyor.

Kullanmayı düşünmeyenlerin büyük bir bölümü, “yazlıkları olduğu için böyle bir uygulamaya ihtiyaç duymadıklarını” belirtti. Başka bir kesim ise “böyle bir sisteme güvenemeyeceklerini” söyledi. Bunun yanında, “tatile rahatlamak için giden ve tatildeyken özellikle yemek işleriyle uğraşmak istemeyenler” de Airbnb uygulamasını kendileri için uygun görmüyor.

Airbnb kullanıcıları, daha önce bu platform aracılığıyla konakladıkları lokasyonlar hakkında puanlama ve yorum yaparak, diğer kullanıcıların detaylı ve objektif bilgi almasını sağlayabiliyorlar. Airbnb web sitesindeki kullanıcı yorumlarının güvenliği sağlamak için yeterli olup olmadığı sorulduğunda, %75’lik kesimin bu güvenlik yöntemini yeterli bulduğunu görüyoruz. Bu yöntemi yeterince güvenilir bulmayanlar ise, Airbnb’nin “daha çok tanıtım ve reklam yaparak” bu güveni kazanabileceğini düşünüyor. Bunun yanında, kamera sistemi gibi ek güvenlik önlemleri sayesinde bu platformun “daha güvenli” hale getirilebileceği düşünülüyor.

Araştırma sonuçlarına bakınca görüyoruz ki, Airbnb halen Türkiye’deki potansiyel kullanıcıları nezdinde “güvenlik algısı” bariyerlerini aşamamış. Ülkemizde seyahat amacıyla yurt dışına çıkma oranının, genele bakıldığında, pek yüksek olmaması nedeniyle ve yurt içinde genellikle yazlık, otel, pansiyon gibi seçenekler tercih edildiğinden, Airbnb’yi kullanma motivasyonu belirgin bir şekilde oluşmamış. Üstelik tatile çıkma motivasyonu, aynı zamanda ev işlerinden uzaklaşma ve “birilerinin size hizmet etmesi” beklentilerini de barındırdığından, görünen o ki, tatile gitmek ve otelde konaklamak, birbiriyle içiçe geçmiş kavramlar. Dolayısıyla bir kısım tüketiciye hâlâ, tatile gidip “evde kalma” ve “ev işi yapma” fikri pek de cazip gelmiyor.

Airbnb kullanma fikri, düşüncede insanlara hoş gelse de, henüz Türk halkı için “kısa süreli de olsa bir yabancının evinde kalmak”, otelde konaklamak yerine ev kiralamak, tam olarak davranışa kodlanabilmiş değil. Tüm bu bariyerleri aşabilmek için Airbnb’nin Türkiye’de biraz daha zamana ve davranışı değiştirme odaklı iletişim çözümlerine ihtiyacı var gibi gözüküyor.

Turks & AIRBNB Kind Of Hospitality

Vacation, business trip, discovering new horizons or just getting away for a breather... Although these all sound appealing, the idea of travelling brings along several concerns. “Where shall I stay?”, “Is it a safe place?”, “Hope it is not an overly touristic one!”, “Not too expensive please!”, “Will I be comfortable?”, etc...

At this very point, Airbnb appears as a lifesaver to untangle the gridlock. For those of you who wonder what Airbnb is all about, it is a system based on the simple principle of sublet. In a nutshell, you sublet your house or a part of it to visitors coming to your hometown. This way, travellers can adapt more easily to the town they visit, and enjoy experiencing its ambiance not as a tourist but as a local instead.

The selection of accommodations listed on Airbnb is way more comfortable and more elegant than many three star hotels. Foreseeing your needs, all kinds of details aimed at your convenience are provided by your landlord/landlady including a welcome treat or the best itinerary options in town. Besides, contrary to other options, such comfort is not costly at all. Airbnb, especially in terms of overseas accommodations, is a lot more favorable.

Airbnb is a globally rising value and has now become a source of income for many people who sublet their whole house or part of it - even if they don’t own it themselves. The popularity of the brand has widely increased by way of Gwyneth Paltrow renting a villa in Cannes via Airbnb last June, who also preferred Airbnb for her previous vacation in Mexico. Ad Age, in an article published last month, addresses the fact that Airbnb has become a more and more favorable choice of accommodation in Cannes with the festival hosting more than 13,000 people this year. Airbnb embraced a major turnout of festival attendees who might be left out in the cold because of the vast occupancy of the hotels, offering a wide range of options from $10,000 luxury villas to $40 tiny rooms per night.
The key sentiments of the brand, the motto of which is “Belong anywhere”, are hospitality and locality. Remarkably enough, Airbnb is the first US firm to do business in Cuba after decades of embargoe.

Airbnb’s most distinctive feature is that it allows you to specify and customize the conditions of your accommodation. In addition to the hygiene factors such as date range and location, the search engine can also narrow your search to the very specifics; from whether or not you want to rent the whole flat or just a room, to proximity to public transit, parking lot, air conditioning, wi-fi connection, blow dryer, and such... Individualization is so engraved in the DNA of the brand that recently it has even become possible for you to customize the logo to your liking.

Well, now that the holiday season has come and people are mostly preoccupied wondering where to go or where to stay for their vacations, we wanted to find out how consumers felt and thought about Airbnb. The research we conducted comprised of 300 men and women 18-45 years of age, who live in Istanbul and belong to ABC1 SES. First of all, we questioned their vacation habits :

96% of the participants stated that they went on domestic vacations.
People who said they prefer to go overseas were only 11%.
Half of the interviewees said that they go on a vacation once a year; 33% two-three times; 7% four-five times and 4% more than five times.
Every 4 individuals out of 10 go on a vacation with their family.
17% go on a vacation with their spouse/girlfriend/boyfriend. Those fall into the age group of 25-34.
40% of those who go solo or with friends are mostly single.

Domestically, hotel accommodations are preferred the most in general. Bed&Breakfasts and hostels are secondary choices. Renting or staying at friends’ or families’ summer houses as guests appear as the third choice for a vacation. Overseas vacationers also tend to follow a similar sorting. Hotels are the most preferred option, followed by renting houses, bed and breakfasts/hostels and staying at family or friends’ houses.

52% of those who review accommodation options for vacation make decisions taking the “cost/budget” criterion into consideration. While “location and distance from downtown” is the secondary criterion, “points/stars” is the third. Apart from these, “proximity to the sea” is one of the considerable factors.

When we come to the sections of the research focused on Airbnb, we see that only 1 out of 10 people has ever heard of Airbnb. Most of those who know say that they have either heard about it from friends or on the internet.

Those who use Airbnb make up only 36% of those familiar with Airbnb. Domestic and overseas have the same percentage of usage. Majority of those who have heard about Airbnb but don’t use it gives not needing the services as the reason why.

When we asked the small audience using Airbnb about the main reason why they prefer Airbnb, the answer was the relatively lower cost of services in contrast to the hotels. Among other reasons of preference are “being trustworthy” and “providing a cosier environment with respect to the hotels”. Among the features that are liked the most by the users is its ability to arrange an accommodation “anywhere and under preferred conditions”.

When we asked about their opinions to those who have never heard of Airbnb upon briefing them on the platform, we found that the concept was highly regarded. It’s fair to say that Airbnb aroused curiosity and interest in the interviewees broadly after they were informed about it. (“This could be very useful if you’re going abroad and the financial means are limited!” “It’s a good one, actually. You can find the ambience you’re seeking for in a vacation. It’s a good application.”)
After being informed on Airbnb, 53% of the interviewees stated that they would consider using Airbnb in the future, while the remaining 47% said they would not.

We found that “affordability” is the most effective reason to make them consider using Airbnb. “Trustworthiness”, “facilitating a traditional home experience”, “being able to rent the whole residence” and “being cosier than a hotel room” are the other reasons. “Offering a wide span of alternatives” and “operating in 190 countries” are among the other reasons why these people consider benefiting from Airbnb in the future.

Majority of those who wouldn’t consider using Airbnb indicated that “as they already have a summer house they won’t be needing such a service”. Some said that “they would ‘not’ trust such a system”. Not to mention those “who go to a vacation to relax and do nothing, least of all cook” do not consider this system as a good fit for them.

Airbnb users supply other users with unbiased and detailed information by giving ratings and exchanging comments on the locations they have lodged in. When asked if the user comments on the Airbnb web site suffice to ensure safety, 75% responded affirmatively. Others who think otherwise state that with “publicity and advertisement” Airbnb can earn their trust. Additional safety precautions such as camera surveillances are thought to be helpful for the platform to become “more trustable”.

This research demonstrates that in the eyes of the potential users in Turkey, Airbnb is yet to overcome the “perception of safety” barrier. Clearly, in our country a motivation to use Airbnb has not developed yet. This may be due to the rate of travelling abroad being notably low compared to global tendency and people mostly preferring summer houses, hotels and bed and breakfasts when going on domestic vacations. And what’s more, because the idea of a vacation involves “getting away from domestic responsibilities” and ”expecting other people to attend to them”, going to a vacation and staying in a hotel are the two notions apparently intertwined together. So, according to a certain group of consumers the idea of staying at a house and doing housework during a vacation is not attractive at all.

Airbnb is appealing in theory, but for most of the Turkish people “staying in a stranger’s house, even for a short while” or subletting a house instead of staying in a hotel are not coded in their behaviour, yet. In order to be able to overcome these barriers, it seems that, Airbnb still needs more time and communications solutions focused on changing behaviour.

21 Haziran 2016 Salı

Kahraman Bakkal Getir’e Karşı!

For English Please Click

“Getir de getirelim” sloganıyla çıkan, akıllı telefonlar üzerinden sipariş olanağı tanıyan Getir, son zamanların en hızlı yükselişe geçen markası oldu. Getir, uygulama üzerinden verilen siparişleri dakikalar içerisinde tüketiciye teslim ederek şehir hayatına uygun bir hizmet sağlıyor.

Getir uygulaması üzerinden sipariş verilebilecekler arasında yiyecek-içecek ürünleri, kişisel bakım ürünleri, teknolojik ürünler ve farklı kategorilerden daha birçok ürün bulunuyor. Uygulama, ürün çeşitliliği ve servis hızı nedeniyle özellikle şehirli tüketicilerin kolaylık arayışına çözüm sunarak piyasadaki boşluğu dolduruyor. Şehirlilerin yoğun çalışma saatleri, şehrin karmaşasından ya da trafikten kaçma arzuları veya tek bir parça için dışarı çıkmak istememeleri, Getir uygulamasını şehir yaşamı için uygun bir uygulama yapıyor.

İlk çıkışından beri büyük ölçekte WOM yaratarak büyüyen marka, iletişimiyle de uzunca bir süre etrafımızdaki billboard’lardaydı. Sosyal medyadaki tepkilere bakınca, tüketicinin servis hızından, kuryelerin güler yüzlülüğünden ve ürünlerin sunumundan memnun kaldığını gördük. Bunun yanı sıra, yapılan kampanyalardan yararlanıp memnun kalan müşteri sayısı da oldukça yüksekti.

Bu yüzden bu ay Getir uygulamasının tüketicideki algısını ve kullanım amaçlarını daha iyi anlamak amacıyla bir araştırma gerçekleştirdik. Araştırmamız İstanbul ilinde ikamet eden, 16-45 yaş aralığında, ABC1C2 SES gruplarından, akıllı telefon sahibi, uygulama kullanan, online alışveriş yapan 200 kadın ve erkek ile gerçekleştirildi.

Araştırmamıza katılanlar arasında Getir uygulamasını duyanların oranının %34 olduğunu gördük. Uygulamayı duyanlar arasında 19-34 yaş grubundakilerin oranı, 35-45 yaş grubuna kıyasla daha fazla. Uygulamadan haberdar olanların nasıl haberdar oldukları sorulduğunda ise en fazla alınan cevap TV reklamları yoluyla (%35) oldu. Bunun hemen ardından %28 ile arkadaş çevresi ve %16 ile internet geldi.

Getir uygulamasını kullananlar, uygulamayı duyanların %16’sını oluşturuyor. Araştırmamıza katılanlar arasında uygulamayı duyanların neden uygulamayı kullanmadıklarını sorduğumuzda alınan cevap yine alışkanlıklarımızda yatıyor:

Hala bakkal ve marketlere gitme alışkanlığımız var. 10 tüketiciden 6’sı bu uygulamaya “ihtiyacı olmadığını” söylemiş.
Online alışverişte hala kırılması gereken bariyerlerimiz var: %18’lik bir kesim internetten alışverişi güvenli bulmuyor.
Diğer bir kullanmama sebebi, markanın ilerleyen zamanlarda operasyonu ile çözebileceği ulaşılabilirlik nedeni: %12’lik bir kesim, “bulundukları yere teslimat olmadığından dolayı uygulamayı kullanamadığını” belirtmiş.

Kullanma nedenlerine baktığımızda ise en sık verilen cevap “7/24 hizmet sunması” (%55). Bu nedeni takip eden diğerleri şöyle: “Pratik olması/elimin altında olması” (%45), “markete gitmeme gerek kalmaması” (%45), “zaman kazandırması” (%27) ve “acil durumlarda kurtarması” (%18).
Uygulama üzerinden en çok satın alınan ürünlerin hangileri olduğunu sorguladığımızda, en sıklıkla yiyecek, içecek kozmetik ürünleri, temizlik ürünleri ve dondurma ile karşılaşıyoruz. Uygulama üzerinde olmasını isteyecekleri başka ürünler arasında da en çok dondurma çeşitleri, bebek maması, et ve tavuk çeşitleri belirtilmiş.

Getir uygulamasının en çok kullanılan zaman dilimleri sorulduğunda, frekansın %64’ü akşam saatlerinden (17.00-24.00) elde ediliyor. Bunu %18’lik bir oran ile gece 12’den sabah 6’ya kadar olan süre takip ediyor.

Daha önce Getir uygulamasını duymayanlara, uygulamanın açıklaması okunup ne düşündükleri sorulduğunda, %42’si “güzel bir uygulama” olduğunu düşündüklerini, %28’i de kullanmayı düşüneceğini söylemiş. Kullanmayı düşünme nedenleri için %38’lik bir kesim “pratik olmasını” belirtirken, %32’lik bir kesim “7/24 hizmet sunmasını”, %30 ise “zaman kazandırmasını” belirtmiş.
“Ürünün nerede olduğunun takip edilebilir olmasının” tüketicide önemli ölçüde güven duygusu yarattığını gözlemledik. Marka, iletişiminde bu fonksiyonel faydasını vurgulamaya devam edebilir.
Şehirleşme (urbanization) trendiyle şehirlerde km2 başına düşen insan sayısının artacağını ve zincir marketlerin her mahallede olamayışının kendini güncel tutan bakkallara gün doğuracağını söyleyebiliriz. Dolayısıyla tüketicinin tutumu, hala bakkaldan alışveriş etmek konusunda baki kalacak.

Bir yandan da yaşadığımız dijital çağın bir getirisi olarak, Getir.com gibi markalar hayatımıza girmeye ve bizlere kolaylık sağlamaya devam edecek. Üstelik Getir.com pratikliğiyle, evinde depolama yapmak yerine günlük alışveriş yapan ve bunun için mahalle bakkalını seçen kitlenin tutumuna dokunmadan davranışını değiştirmeye aday.

Araştırma sonuçlarına göre Getir.com, ürün çeşitliliği ve kurye sayısının artırılması gibi gerekli iyileştirmeler yapıldığı takdirde, daha fazla ilgi görme kapasitesine sahip. Uygulamanın tercih edilmesindeki sebeplere bakılacak olursa, İstanbul’daki ağ oturduktan sonra Ankara ve İzmir gibi büyük illerde de faaliyet göstermek markaya başarı getirecek.

Gelecekte Getir.com gibi, tutuma odaklanmadan davranış değiştiren ürünler, kanallar görmeye devam edeceğiz.

Ma and Pa Shop Against Getir!

Getir, enabling orders via smart phones, launched with the slogan “Say getir and we’ll get it there” and it is recently one of the fastest rising brands. Getir provides a service fit for urban life by delivering the orders placed via the app within minutes to the consumer.

Among the products which can be ordered via the Getir app are food and beverages, personal care products, technology products, and many others from various categories. The app fills the gap in the market by addressing the urban consumer’s search for convenience with the variety of its products and speed of service. The urbanites’ busy working hours, their wish to escape the city’s chaos or the traffic as well as the fact that they do not want to step out just to purchase one  item, makes the Getir app appropriate for the urban life.

Since its launch, the brand has grown creating large WOM and was also on billboards for a while with its communication. When we looked at the reactions in social media, we saw that the consumers were pleased with the speed of service, the amiability of the couriers, and with the way products are offered. In addition, the number of clients who benefited from the running campaigns and were satisfied, was quite high.

That is why this month, we conducted research to better understand the perception of the Getir app by the consumer and the usage goals. Our research was held with 200 men and women who reside in Istanbul, aged between 16-45, from ABC1C2 SES groups, who use smart phones and apps, and who shop online.

Among the participants of our research, the percentage of those who had heard about the Getir app was 34%. Among those who heard about the app, the percentage of the 19-34 age group was higher than the 35-45 group. When we asked those who have heard about the app how they have heard about it, the most common answer was via TV ads (35%). This was closely followed by via the circle of friends (28%) and the internet (16%).

Those who use the Getir app, make 16% of those who have heard about it. When the participants who have heard about the app were asked why they do not use it, the answers again lie with our habits:

We still have the habit of going to ma and pa shops and supermarkets. Six out of ten consumers have stated that they “do not need this app”.

We still have barriers to overcome about online shopping: According to 18%, shopping on the internet is not safe.

Another reason to not use the app is the reach problem that the brand can resolve through its operations moving forward: 12% of the participants have stated that they do not use the app “since there is no delivery to where they are”.

When we look at the reasons for using the app, the most common answer is the “7/24 service provided” (55%). Here are the reasons that follow: “It’s practical/at my fingertips” (45%), “no need left to go to the supermarket” (45%), “helps gain time” (27%), “saves you in urgent situations” (18%).

When we question which products were purchased the most, we come across food, beverages, cosmetic products, cleaning products, and ice cream the most. Among the products that they would most like to see on the app are ice cream varieties, baby food, meat and chicken varieties.
When the most frequented time slots of the Getir app were questioned, we found that 64% of the frequency is obtained during evening hours (5:00pm-12:00am). Between 12:00am and 6:00am in the morning follows with a frequency rate of 18%.

When we read the description of the app to those who have not heard about the Getir app before and asked them what they think, 42% said they think it is “a nice app” and 28% said they are going to consider using it. When asked for the reason to consider usage, 38% mentioned that it is “practical”, 32% mentioned that it “provides 7/24 service”, and 30% mentioned that it “helps gain time”.
We observed that “the traceability of the product’s location” creates a significant feeling of trust. The brand can continue to emphasize this functional benefit in its communication.

We can say that with the urbanization trend, the number of people living per square kilometer in cities will increase and the fact that supermarkets are not in every neighborhood, will give way to those ma and pa shops that stay abreast of the trends. Therefore the consumer’s attitude will remain the same in terms of still shopping from the ma and pa shops.

On the other hand, as a novelty of the digital age we are in, brands like Getir.com will continue to enter our lives and provide us with convenience. Moreover, Getir.com is a candidate for changing the behaviour of the group that shops daily instead of storing goods at home and that chooses the neighbourhood shop to do this, without touching their attitudes.

According to the results of the research, Getir.com has the capacity for more interest if improvements like increasing the product range and the number of couriers, are made. Looking at the reasons why the app is preferred, operating in big cities like Ankara and Izmir will benefit the brand once the Istanbul network is established.

In the future, we will continue to see channels such as Getir.com, that change behaviors without focusing on the attitude.

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Yeni Bir Okazyon: Türkler Pilavini Tonlar Mi?

For English Please Click

Hızlı tüketim ürünleri sektörü karmaşıklığı sever. Bu sektör çalışanları için ürün portfolyosuna eklenen her yeni ürün, satışları artırmak için fırsat demektir. Bu fırsat, bazen de var olan ürünler için yeni tüketim okazyonlarının yaratılmasıyla ortaya çıkar. Markalar, yeni ürünlerle veya tüketim okazyonları ile, var olan tüketicilerini kendilerine daha fazla bağlayabilir veya yeni tüketicileri markaya yakınlaştırabilirler.

Bir marka için her yeni ürün veya tüketim okazyonu, aynı zamanda yeni bir pazarlama fırsatıdır. Bu yüzden markalar, zaman zaman bilindik ürünlerinin bile varyasyonlarını yaratırlar. Öne çıkmak ve farklılaşmak için kendilerini tüketiciye lezzet, koku, doku, paket veya renk değişikliğiyle hatırlatırlar. Bu değişiklik bazen İçim’in Pasifik sodalı ayran örneğinde olduğu gibi geleneksel alışkanlıkları zorlayan içeriklerle de yaratılır. Nihayetinde ölmeye mahkum bile olsa, portfolyoya eklenen her yeni ürün, markalar tarafından inovasyonu ve teknolojiyi vurgulayacak bir pazarlama aracı olarak kullanılır.

Yeni tüketim okazyonları yaratmak, yeni ürün yaratmak kadar etkili bir pazarlama aracı olabilir. Belirli bir ürün için yaratılan, iyi test edilmiş tüketim okazyonları, doğru pazarlandığı takdirde tüketici davranışına dönüşebilir. Yine bu okazyonlar, geleneksel alışkanlıkları zorlayacak şekilde kurgulanırsa merak uyandırarak raf çekişini artırabilir. Markanın tüketici zihninde hatırlanır olmasını sağlayabilir.

Peki Türkiye’de tüketicinin geleneksel alışkanlığının dışında yaratılan tüketim okazyonları, ne ölçüde merak uyandırıyor?

Dardanel Ton’un uzun süredir etrafta gördüğümüz ve reklam müziğini bolca duyduğumuz “Pilavını Tonla” kampanyası görür görmez bizi yakaladı. Pilav ile tüketilmesine alışık olunmayan bir ürünün her yerde pilavla tüketilmesini teşvik etmenin Türk tüketicisinde nasıl bir etki yarattığını merak ettik. Etrafımızda reklamı görenlerin yorumlarını duymuş, sosyal medya yorumlarını okumuştuk ama daha kapsamlı bir araştırma yapmak istedik. İstanbul, Ankara, İzmir illerinde yaşayan, 16-45 yaş arasında, ABC1C2D SES gruplarından 206 kadın-erkek tüketiciye “Pilavını Tonla” kampanyasını sorduk.

Görüştüğümüz 206 tüketicinin %62’si hali hazırda ton balığı tüketiyordu. Ton balığını tüketenlere nasıl tükettiklerini sorduğumuzda, çoğunluk (%67) “salata içinde tüketiyorum” derken, ikincil olarak tek başına tüketenler (%43), daha sonra da makarna ile tükettiğini (%26) belirtenler geldi. Sorgulama yapılmadan ton balığını, pilav ile tükettiğini söyleyenlerin oranı ise %2’ydi. Yani tüketicinin ton balıklı tüketim algı setinde pilav okazyonunun olmadığını söyleyebiliriz.

“Pilavını Tonla” reklamını sorguladığımızda, tüketicilerin sadece %26’sının reklamı gördüğünü/duyduğunu gözlemledik. Reklamı görenlere, gördükten sonra ton balığını pilavla denemeyi düşünüp düşünmediklerini sorduğumuzda, %11’i pilav ile denediğini; %3’ü denemeyi düşündüğünü ama denemediğini; %87’si ise denemediğini söyledi.

Normalde ton balığı yemeyen kişilere bu reklamdan sonra ton balığı yemeyi düşünüp düşünmedikleri sorulduğunda bu 77 kişinin %27’si düşündüğünü belirtti.

Tüketicilere kampanya hakkında ne düşündükleri sorulduğunda, kampanyaya tepkilerin genel olarak olumlu olduğunu gördük. Tüketicilerin 4’te 1’i sunulan kombinasyonun güzel/yenilebilir olduğunu söyledi (“Olabilir. Sonuçta pilav yerel, bize özgün bir şey. Güzel olur diye düşünüyorum”). %10’u ise pilavla balığı yakıştıramadığını belirtti. %9’u ise bu fikri beğenmedi (“Yemek kültürüne uygun olmadığını düşünüyorum, çekici gelmedi”, “Pek uyacağını zannetmiyorum. Pilavla balığı pek uyduramıyorum, Japon mutfağı gibi olmuş bence”).

Araştırmada tüketicinin fikri ne kadar beğendiğinin veya yakıştırdığının yanı sıra sorgulamak istediğimiz bir konu da, önerilen yeni kullanım alanının düşündürtüyor ve konuşturuyor olması oldu. Bu durum irdelendiğinde, her ne kadar polarize düşünceler taşısalar da katılımcıların  kulaklarının yeni önerilere açık olduğunu gözlemledik. Normalde makarna ile tüketilmesine alışılmış bir ürünün pilav ile tüketiminin teşvik edilmesi hakkında ne düşünüldüğü sorulduğunda, katılımcıların %34’ü markaların değişik tatlar önermesinin iyi olduğunu; %13’ü insanların yenilik istediğini, bu nedenle yeni kombinasyonlar önerilmesi gerektiğini; %10’u da farklı tatların farklı damak zevklerine hitap edebilmek için önerilmesi gerektiğini söyledi.

Araştırma sonuçlarına bakarak söyleyebiliriz ki, Türk tüketicisi, tat gibi yoruma açık bir mevzuda bile ikna edilmeye hazır. Markalar, polarizasyon doğurabilecek ne kadar yeni okazyon yaratırsa, tüketicileri yeni okazyonu denemeye o kadar teşvik ettirebilir. Ne istediğini bilmek tüketicinin işi değil, ama markaların yeni alanlar yaratmaktaki cesur hareketleri, marka hakkında konuşulmasını sağlıyor. Dardanel Ton yeni alanlara girme cesareti gösterirse, ürünün uzun vadede alışagelmiş olduğumuz kullanım alanlarından daha geniş bir alana yayılacağı ve frekansını artıracağı apaçık ortada.